Gönderen Konu: DEVLET MÜLKİYETİ, TOPLUMSAL MÜLKİYET!  (Okunma sayısı 115 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 2925
DEVLET MÜLKİYETİ, TOPLUMSAL MÜLKİYET!
« : 06 Ekim 2018, 23:48:15 »
Proletaryanın siyasi erki ele geçirdikten sonra kendini egemen sınıf konumuna yükseltmesi, üretim araçları üzerinde ki mülkiyete son vermesi ve burjuva devlet mekanizmasının parçalayarak yerine işçi devletini yani proleterya diktatörlüğünü kursa bile mülkiyet henüz toplumsal mülkiyet değildir.

Her ne kadar üretim araçları üzerinde ki özel mülkiyet kaldırılsa da, bu mülkiyet yine bir sınıf adına devletin mülkiyetidir.
Yani bu mülkiyet üreticilerin doğrudan ortak mülkiyeti demek değildir.

Ancak toplumsal mülkiyete giden yol da, devlet mülkiyetinin kaçınılmaz, zorunlu bir adım olduğu bir gerçektir.
Tabi ki bu yol düm düz varılabilecek dikensiz bir yol değildir.

Toplumsal mülkiyete varabilmek için, devlet mülkiyetinin dayandığı proleter devlet'in gerçekten işçi sınıfının kendi öz örgütlerine (sovyetlere) dayanması, yönetsel erkin doğrudan işçilerin elinde toplanması ve erkin işleyişinin doğrudan demokrasi çerçevesinde gerçekleşmesi gerekir.

Eğer bunun tersi bir durum yaşanır ve işçiler siyasal ve kamusal alanın dışına itilerek, onların öz ögütlülüklerinin yerine, onlar adına başka kurumlar ikame edilirse, proleter devletin tarihsel görevi olan toplumsal mülkiyeti sağlaması kesintiye uğrar ve bir süre sonra proleter devlet bu işlevselliğini yitirerek bu sürecin önün de bir engel teşkil etmeye başlar.
Öyleki bu durum sürdükçe, proleter devlet süreç içersinde yeni egemenlerin ortaya çıkmasına neden olur(Bürokrasi gibi).

Bu süreç içersinde Proleter Devlet bu görevini başardığı takdir de, sınıf karşıtlıklarının, sınıfların ve sınıf savaşımının sona erdiği, bu nedenle de proleter devletin görevini tamamlayarak sönümlendiği, sınıfsız ve devletsiz bir evreye gelinecektir.

Marks bunu Komünist Manifesto da şöyle açıklar;

"Gelişme süreci içinde sınıf farklılıkları yok olduğu ve tüm üretim bütün halkın dev birliğinin elinde yoğunlaştığı zaman, kamu iktidarı siyasal niteliğini yitirecektir
Gerçek anlamıyla siyasal iktidar, bir sınıfın ötekini ezmek için örgütlü gücünden başka bir şey değildir. Burjuvaziyle olan kapışması içinde proletarya, koşulların zorlamasıyla kendini sınıf olarak örgütlemek, devrim yoluyla kendini egemen sınıf durumuna getirmek ve böylelikle eski üretim koşullarını zor yoluyla silip atmak zorunda kalmışsa, bu demektir ki, eski koşullarla birlikte sınıf antogonizmalarının ve genel olarak sınıfların var olmasının koşullarını da silip atmış, böylelikle bir sınıf olarak kendi üstünlüğünü de kaldırmış olacaktır. Sınıflarıyla, sınıf antagonizmalarıyla, eski burjuva toplumunun yerini, tek tek herkesin özgür gelişmesinin, tüm toplumun özgür gelişmesinin koşulu olduğu bir birlik almış olacaktır."
(Komünist Manifesto)

Ancak bu tarihsel süreç öncelikle işçi sınıfının kendi çoğrafyasın da vereceği mücadele ile başlasa da, bu sürecin tamamlanmasını tek bir ülkenin sınırları içersin de değil, dünya çapın da gelişecek bir süreç olarak görmek gerekir.

Bir dünya sistemi haline gelmiş kapitalizm dünya üzerin de varlığını sürdürdükçe, proleter devletin tarihsel işlevi tamamlanmaz,bu nedenle de bahsettiğimiz sönümlenme hiç bir zaman gerçekleşmez.
Ne zaman kapitalizm dünya üzerinden kazınarak yok edilir, işte o zaman proleter devlet sönümlenir.
Sınıflı toplumdan, sınıfsız topluma devletten devletsizliğe geçiş sona erer.
Sınıfsız ve devletsiz bir toplumsal yaşam başlar.

Marks'ın Komünist Toplum olarak nitelediği,Lenin ve Engels'in Komünizm'in alt evresi Sosyalizm olarak isimlendirdiği dönem budur.
İşte bu toplum da proleter devlet bir baskı,bir zor aygıtı ölçeğinde sönümlendiği için, mülkiyet de artık devlet mülkiyetinden çıkar tüm toplumun ortak mülkiyeti haline gelir.

Bu toplum da toplumsal işbölümü işlevsel olarak varlığını idame ettirse de, üretici güçlerin gittikçe ve büyük bir hızla gelişmesi sonucu, süreç içersinde ortadan kalkacaktır.

Alman İdeolojisin de Marks Toplumsal iş bölümü ile ilgili şunları söyler.

"Son olarak, işbölümünün bize ilk örneğini sunduğu şey şudur: İnsanlar doğal toplum içinde bulundukları sürece, yani, kendine özgü çıkarlar ile ortak çıkar arasında yarılma olduğu sürece, dolayısıyla, faaliyet gönüllü olarak değil de doğanın gereği olarak bölündüğü sürece, insanın kendi eylemi, insan tarafından kontrol edilecek yerde onu köleleştiren, insana karşı duran yabancı bir güce dönüşür. Gerçekten de, işbölümü ortaya çıkar çıkmaz, herkesin kendisine özgü, yalnızca kendine ait bir faaliyet alanı olur. Bu faaliyet alanı ona zorla dayatılır ve kimse bu alanın dışına kaçamaz. Kişi avcıdır, balıkçıdır, çobandır ya da eleştirmendir, eğer geçim araçlarını yitirmek istemiyorsa, işini sürdürmek zorundadır. Oysa komünist toplumda, yani kimsenin sınırlanmış bir faaliyet alanının içine hapsolmadığı, herkesin arzu ettiği bir dalda işin üstesinden gelebileceği toplumda, toplum genel üretimi düzenler. Böylece, bugün başka bir şey, yarın başka bir şey yapmak, hiçbir zaman avcı, balıkçı, çoban ya da eleştirmen olmak durumunda kalmadan, akla estikçe, sabahleyin avlanmak, öğleden sonra balık tutmak, akşam sığır yetiştiriciliği yapmak, yemekten sonra da eleştiri yazmak mümkün olur."

Komünist Toplumun üst evresi ile alt evresini Marks ayrı toplumsal formasyonlar olarak görmez.
Her iki evre arasında ki en temel fark, üretici güçlerin gelişmişlik düzeyine bağlı olarak paylaşım ilkesin de kendisini gösterir.
Birinde, üretici güçlerin gelişmişlik seviyesine bağlı olarak herkese emeğine göre olan paylaşım, diğerinde herkese ihtiyacına göreye dönüşmüştür.
Her ikisi tek bir toplumsal formasyondur.

Biri elmanın, henüz tam olgunlaşmamış ve tam olgunlaşmış iki halini simgelerler.
Elmanın tam olarak olgunlaşması, dünyanın tüm insanlık için ihtiyacı kadar aldığı bir açık büfe haline gelmesidir.
veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET