Gönderen Konu: KAPİTALİZM, SINIRLARI VE İÇERİSİNDE BULUNDUĞU KRİZ!  (Okunma sayısı 33 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 2942
Kapitalizm, doğası gereği ortak akıldan yoksun olduğu için bünyesinde kıyasıya bir rekabet vardır.
Firmalar eldeki pazarı yitirmemek ,bu pazarı rakiplerine kaptırmamak için,emeğin üretkenliğini arttırmak adına sabit sermayeyi arttırma yoluna giderler.

Ancak ;sabit sermayenin artışı,emeğin üretkenliğinin artışından daha fazladır.
Bu nedenle de sabit sermayenin artışı,artı değerin artış oranından daha yüksektir.
Bu durumda kar oranlarında düşme kaçınılmazdır.

Kar oranları , Artı Değer'in Toplam sermayeye oranıdır.
Toplam sermaye;  Sabit Sermaye + Değişken Sermaye'den oluşur.
Kar Oranları = Artı Değer/Toplam Sermaye(Sabit Sermaye + Değişken Sermaye)

Kar Oranlarının artması için artı değerin artmasının yanında formülasyon gereği Toplam Sermayenin de azalması gerekir.
Oysa Sermaye Sahibi, rekabet koşullarında öne çıkabilmek, diğer rakiplerinin önüne geçebilmek için Değişken Sermayeyi (Makinalara+Araç,Gereçe ödenen sermaye) arttırmak zorundadır.
Bu da Toplam Sermayeyi arttıracak, Kar Oranlarını düşürecektir.

Sermaye Sahibi Toplam Sermayenin artmaması için bu sefer de Toplam Sermayenin diğer bileşeni olan Değişken Sermayeyi (Emek Gücüne ödenen sermaye) azaltmak zorundadır.

Bu durumda ortaya Kapitalist açısından bir başka içinden çıkılmaz, açmaz durum yaratır.
Artı Değer, yani Emek Gücünün yarattığı değer üretim sürecinde gerçekleşse de, Sermayeye eklemlenmesi ve Realize olması ancak pazarda olası olur.
 
Ücretleri ve sosyal hakları kısılan çalışanlar ,aslında pazarda artı değeri realize eden unsurlardır.
Pazarda alım gücünün bu bağlamda düşmesi,eksik tüketime neden olur.

Oysa; sistem, varlığını sürdürebilmesi için sürekli üretmek zorundadır.
Eksik tüketimi gidermenin yolu da alım gücünü arttırmaktır.

Alım gücünün artması demek çalışanların ücretlerinin artması demektir.
Bu durum ise yeniden toplam sermayenin artmasını ve dolayısıyla kar oranlarında düşmeyi sağlayacaktır.

Yani tam bir çıkmaz söz konusudur!
Kapitalist, bu durumda  çalışanların ücretlerini arttırmak yerine, onları borçlandırarak piyasada hareket sağlayarak,ekonomiyi canlandırmak ister.
Kredi Kartlarının,bireysel kredilerin,tüketici kredilerinin ortaya çıkış nedeni budur.

Ancak çalışanlar alacak ile borçlarını dengeleyemedikleri için (ücretlerindeki düşüş nedeniyle) bu borç gittikçe artar ve bir müddet sonra ödeyemez hale gelirler.

Krediyi veren bankalar,yasa gereği tüketicinin mallarına el koyar.
Ancak el koyduklarını değerinde satamadıkları için el koydukları mallar atıl olarak ellerinde kalır.

İşte Kapitalizm'in içinden çıkamaz dediğimiz, yapısından kaynaklanıyor dediğimiz ve onu sınırlarına yaklaştırıyor dediğimiz KRİZ budur.
Bu içinden çıkılmaz nesnellik yepyeni bir dünya, savaşsız,sömürüsüz bir dünya, gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan bir dünyayı önümüze getirse de, bu nesnelliğe müdahil olacak, bu nesnellikten devrimci vazife çıkartacak ÖZNELLİĞİ ortaya koymadan, bu söylediğimizin gerçekleşmesi olası değildir.
veda


Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET