Gönderen Konu: İŞÇİ SINIFI, YARINI BUGÜNDEN KURMAK VE YABANCILAŞMA  (Okunma sayısı 213 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3027
Kendi keyfimizce yaşayamadığımız, bizi çevreleyen maddi koşulların bilincimizi  belirlediği zaman zaman bu koşullara müdahale ederek değiştirdiğimiz ve değişen koşulların yeniden bilincimizde değişikliklere yol açtığı bir sürecin içersinde yaşıyoruz.

Bu akış içersinde bizim öznesi olduğumuz ama bize, insan olan özümüze aykırı, bize karşı çıkan pek çok faaliyet ve giderek kendimize, çevremize, doğaya, emeğimize ve emeğimizin ürününe karşı artan bir YABANCILAŞMA.

Tabi bu yabancılaşmada üretim araçlarının sahibi olduğu için zihinsel üretim araçlarının da sahibi olan sınıfın,diğer sınıfların tavırlarını,davranışlarını ve  düşüncelerini belirlemesinin de etkisi büyük.

Ne yazık ki Marks dışında ondan sonra gelenler, var olan verili koşulların olumsuzluğunun etkisiyle, ikinci enternasyonalin ekonomist bakışından kendini kurtaramamışlardır.
Bu nedenle de  ikinci enternasyonalin ekonomist bakış açısı, Komünist Harekette etken olmuştur.

Komünist Toplum, bu toplumda insanın özgürleşmesi, üretici güçler, üretim ilişkileri temelinde ele alınarak, Kapitalizmi yenmek, onu evrensel planda ekonomik olarak geçmeye indirgenmiştir.
Marks’ın “En temel üretici güç İNSANDIR “ nitelemesi dikkate alınmamıştır.

İşin yabancılaşma ve buna bağlı kültürleşme boyutu üzerinde yeterince durulmamıştır.
Alt Yapı,Üst Yapı ilişkisi, diyalektik değil mekanik yorumlanmış, alt yapının belirleyiciliği mutlaklaştırılmış, alt yapı ile üst yapı arasındaki diyalektik etkileşim göz ardı edilmiştir.

Bilincin maddi yaşama bağlılığı tek taraflı ele alınmış, bilincin de maddi yaşamı etkilemesi göz önüne alınmadığından, maddi yaşamda olabilecek değişimlerin bilince yansıması, eş zamanlı düşünülerek, bu yönde ayrı bir  mücadeleye gerek duyulmamıştır.

Örneğin geçmişten devr alınan maddi koşulların değiştirilmesi ile,bir anda eskinin maddi koşullarının bilinçte yarattığı tahribatın giderileceği sanılmış, bunun için ayrı bir mücadele verilmesi gereksiz görülmüştür.

Bence Reel Sosyalizm’in çöküşündeki en önemli etkenlerden biride budur.
Öyle ki Rus işçisi saatine baka, baka, zar, zor sonlandırdığı mesai saati sonrası, kendini meyhanelerde bularak, mutluluğu votka şişelerinde aramıştır.
Onun için o fabrika hiçbir zaman kendinin olmamış, kendini orada hep bir ücretli işçi, bir yabancı olarak hissetmiştir.

Tam anlamıyla üretimin her yönden öznesi olacakken, tıpkı önceki durum gibi üretimin nesnesi konumuna düşmüştür.
Gladkov'un 1925 te yazdığı , Fabrika(Çimento) isimli romanında,bu gerçeği çok açık dile getirmiştir.

"Gleb, Fabrikanın neden çalışmadığını nasıl bu hale geldiğini sorar. Fabrika komitesinden Loçak yanıtlar:
 İşte, Çumalov yoldaş! Önce gör sonra söyle söyleyeceğini. Fabrikayı kendi kontrolümüze aldık, doğrudur. Ama ne duruma geldiğini de biliyorsun. Patronları kovduk.
Heriflerle birlikte her şey gitti. Bizimkiler dersen kimi kazan kapağını yürütüyor, kimi de bakırları… Fabrikaya sahip çıktık, başımıza gelmeyenkalmadı."(Gladkov-Fabrika)


İşte işçi sınıfı eğer yarının KURUCU ÖZNESİ ise, bugünden hem üretimin asli unsuru olarak ÜRETMESİNİ hemde YÖNETMESİNİ öğrenmek zorundadır ki , devirdiği sınıfın kalıntılarına bu konuda baş vurmak zorunda kalmasın.
Bu başvuruşun sonuçları ne yazık ki çok ağır ödenmiştir.

Hem üretme de, hemde yönetme de,  işçi sınıfı kapsamı içersinde gördüğümüz , işçi sınıfı ile işyerlerinde aynı iş yeri komitelerinde yer alan Beyaz Yakalılar'ın önemini göz ardı edemeyiz..

Şimdi soru biz bu yabancılaşmanın etkisi altında kalmış insanlardan geleceğin sınıfsız,sınırsız,sömürüsüz ve savaşsız bir dünyayı kurmasını bekliyebilirmiyiz!
Yoksa bizde işin kolayına kaçarak,bazıları gibi bu iş olmuyor diyerek tüm inandıklarımıza ELVEDA MI demeliyiz!

O zaman akıllara,  bu yabancılaşmanın ortadan kaldırılması için onu var eden maddi koşulların yok edilmesinin dışında ne yapılabilir sorusu gelmektedir.
İşte burada devreye KÜLTÜRLEŞME girmektedir.

Yani bugünden, Kapitalizm Koşullarında bu yabancılaşmanın kırılabilmesinin yolu, bilincin de maddi yaşam üzerinde etkisini dikkate alarak, kültürleşmeden, bugünden Komünist Kültürü yaratmaya başlamaktan geçer.

Komünist Kültürün dayandığı temel kollektif dayanışma kültürüdür.
Bir bu kültürün parçalarını Gezi Olayları sürecinde, Gezi Parkın da kurulan çadırlarda ve kurulan yer yüzü sofralarındaki paylaşımlarda gördük.

İşyerlerinde yada mahallelerde oluşturulacak, işyeri komitelerinde yada mahalle meclis yada komitelerinde bu kültürü yeşertebiliriz.
Bu kültür ancak devrimci, eleştirel, pratik faaliyet içersinde oluşabilir.
veda
« Son Düzenleme: 27 Aralık 2018, 21:22:03 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET