Gönderen Konu: SINIFIN UTANGAÇ CA REDDİ VE OTONOMCULAR!  (Okunma sayısı 71 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 2974
SINIFIN UTANGAÇ CA REDDİ VE OTONOMCULAR!
« : 09 Ocak 2019, 00:16:29 »
İşçi Sınıfının kapsamının genişlediği ve bu bağlamda  yeniden tanımlanmasının gerektiği pek çok sol kesimde dile getirilen bir saptamadır.

İşçi Sınıfının  kapsamı genişlese de, tüm toplumsal muhalefetin çıkarlarının temsiliyetini ancak İŞÇİ SINIFI yapabileceği için, bu kapsam genişlemesi işçi sınıfının özne olma rolünü ortadan kaldırmayacağı gibi daha da güçlü kılacağı gerçeğini bize göstermektedir.
Ancak işçi sınıfı yeniden tanımlanmalıdır derken bu saptamamız işçi sınıfı artık devrimde özne konumunu yitirdi anlamına gelmemelidir.

Gericilik dönemlerinde, yani sınıf hareketinin gerilediği dönemlerde her zaman sınıfın reddi üzerine nutuk çekenler olacaktır.
Özellikle bu dönemlerde toplumsallık, sınıfsallığın önüne geçer.
Daha da somut ifade edersek, toplumsal hareketlilik, sınıfsal hareketliliğin önündedir.

İşte bu nedenle Toplumsal olanı Sınıfsal olandan kopartanlar, toplumsal olanı  sınıfsal olanın yerine ikame ederek, Devrimci Özne olarak işçi sınıfı yerine, farklı toplumsal kesimleri koyarlar.

Otonomcu "Marksist" Harry Cleaver  bunu somut olarak şöyle ifade ediyor;

“ Bu anlamda olası bir savaş alanı sadece meta üretiminin yapıldığı fabrikalar değil, kültürel hayatın tamamı bir mücadele alanı. Bu mücadele alanında mümkün olan ve yapılması gerekenler ise; ise evkadınlarının evlerini terkederek sokağa dökülmeleri, 'öğrencilerin okulu işgal ederek özgür üniversiteler kurmaları ya da eğitim kaynağı olarak alternatif alanlar yaratmaları, işsizlerin ücretli işlerde çalışmayı reddetmesi".

Harry Cleaver kapitalizmin işleyiş mekanizmalarının ancak bu türden 'reddetmek' üzerine kurulu eylemlerle yıkılabileceğini söylüyor. Sonuçta hedeflenen toplumsal yapı da homojen bir bir sosyalist düzen değil farklılıkların ve alternatiflerin üzerine kurulu, indirgemeci olmayan, yaşamı işe indirgemeyen bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Otonomizm bu bağlamda kendinden önceki marksist
geleneklerden kökten farklı bir yorum getiriyor."

Gerçekten de savaş alanı (ki bize göre bu savaş alanı, yaşamın her alanında süren, sınıf mücadelesi kapsamında yer alır) sadece meta üretiminin yapıldığı fabrikalar değildir.
Tüm yaşam alanı, SINIF MÜCADELESİ alanının kapsamı içerisindedir.

Harry Cleaver bu yazısında, hiç işçi sınıfından  onun üretimden gelen gücünden bahsetmiyor, onun yerine Kapitalizm'in işleyiş mekanizmalarını yıkacak eylemliliği toplumsal hareketlilik içerisinde, ev kadınlarına, işsizlere, öğrencilere bağlayarak açıkca Sınıf Hareketinin yerine SİVİL TOPLUMCULUĞU ön plana çıkartıyor.

Asıl olan  olan bu toplumsal kesimleri, sınıfsal olanla bir araya getirmek ve sınıfsal olanla bütünleştirmektir.
Bunu yapacak olan  İŞÇİ SINIFIDIR, yani Toplumsal Hareketliliğin öncüsü İŞÇİ SINIFIDIR.

Yine bize göre bu mücadele öncelikle fabrikalarda ve işliklerde başlamalıdır.
Eğer mücadele bu soygun ve sömürü düzenine karşıysa, bu olumsuzlukların maddi temeli üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunun sonucu olarak sömürüye  dayanıyorsa, o halde ilk yapılacak iş bu olumsuzluğun ilk ortaya çıktığı, başladığı yerde mücadeleye başlamaktır.

Çünkü Sermaye, emeği üretim araçlarının özel mülkiyetini elinde bulundurduğu için hegamonyası altına alır, onu sınıflaştırır ve yabancılaşmış emek haline getirir.
Böylelikle ücretli emek üzerinden elde ettiği artı değeri, pazarda realize ederek, kendini geliştir, büyütür, daha da somutu VAR EDER.

Aslında Otonomcular da hedefledikleri toplumsal yapıyı SOSYALİZM olarak nitelemiyorlar.
Onlara göre bu yapı, farklılıkların ve alternatiflerin üzerine kurulu, indirgemeci olmayan, yaşamı işe indirgemeyen bir yapı.

Ne adı var, ne de sanı.
Tıpkı ottonomcuların işçi sınıfı yerine icat ettikleri "çokluk" kavramı gibi soyut, kendinden menkul, sınıflardan bağımsız bir tanım.

Ne denli kendilerini Marksist olarak tanımlasalarda, Sınıfı, İşçi Sınıfının  Sınıf Mücadelesindeki yerini utangaçca da olsa yadsıdığınızda ortada ne yazık ki Marksizm kalmıyor.
veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET