Gönderen Konu: “DEVLETİN İŞÇİ SINIFI”  (Okunma sayısı 309 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1840
“DEVLETİN İŞÇİ SINIFI”
« : 01 Şubat 2019, 17:43:59 »
(  40 yıldan (10 Ağustos 1908-26 Ocak 1935 ve 14 Şubat 1935-1950) uzun bir süre  yayın hayatında kalabilen bu mizah dergisi hem Osmanlı devletinin son dönemine  hem de  cumhuriyet dönemine tanıklık etti.  (...) 1927'de imtiyaz sahipliğini Burhan Cahid'in devraldığı Karagöz bu dönemde Cumhuriyet Halk Fırkası yönetiminden mali destek de gördü. (...) Derginin kapanmasının ardından Cumhuriyet Halk  Fırkası gazeteyi sahibi Fatma Hanımdan  ( Ali  Fuat Beyin eşi ) satın aldı ve  Sedat Simavi’nin yönetiminde partinin yayın organı haline  getirdi. Sedat Simavi, çok kısa bir süre sonra Karagöz'ü, yeniden birinci sayıdan başlamak üzere "Siyasi Halk Gazetesi" alt başlığıyla yayımlamaya başladı. )


" Türk işçisi milliyetçidir. Sen ,ben yok sayın Türkiye işçisi ,biz varız." ( 1935 - CHP İzmir İşçi-Esnaf Birliği Bürosu, Genel Büro Yayımı, Sayı 1, ss. 10-11 )

Kendisini toplumun TÜM KESİMLERİNİN TEMSİLCİSİ gören ,sınıfsız imtiyazsız bir kitle düşüncesi CHP'nin parti programında da kendisine yer bulmuş ve : " SINIF YOK ,İŞ BÖLÜMÜ VAR." başlığı altında "Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan mürekkep değil ve fakat ferdi ve içtimai hayat için iş bölümü itibariyle muhtelif mesai erbabına ayrılmış bir camia telakki etmek esas prensiplerimizdendir" ( CHF Nizamnamesi ve Programı, Ankara,1931, s. 32)

“Ben, sen yokuz, biz varız." (Taha Parla, Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye'de Korporatizm, İletişim yay.,İst., 1989, s:74 )

Yani , NE MUTLU TÜRKüm DİYENE !

İzmir İktisat Kongresi'nde alınan kararlar sonrası kapitalizmin kucağına verilen Türkiye adındaki nur topu bebek tam da kulağına üflenen ruh gibi davranıyordu /devam da ediyor !

Türkiye’de sınıf kavramı reddediliyor ve “çalışma zümreleri” olduğu (1. Küçük çiftçiler, 2. Küçük sanayiciler ve esnaf, 3. Amele ve işçi, 4. Serbest meslek sahipleri, 5.Sanayiciler, büyük arazi ve iş sahipleri ve tüccar) belirtiliyordu.

“Devlet’in Burjuvazisi” ve “Devlet’in İşçi Sınıfı”gibi absürd kavramları yaratan CHP Sarı Sendikacılığın da babasıdır aslında.

Devam edelim :

11 Aralık 1934 tarihinde İzmir Valisi Kazım Dirlik, İzmir İşçi ve Esnaf kurumları birliğinin kurulmasına ilişkin bir bildiri
yayınladı. Bildiride, mevcut bulunan işçi ve esnaf cemiyetlerinin “şekil ve idarelerinde bazı aksaklıklar” bulunduğu belirtilerek, “Sıhhi, içtimai ve iktisadi gayeler üzerine teşekkül etmiş olan bu cemiyetleri daha canlı ve memlekete daha faydalı bir vaziyete sokabilmesi için her sınıf müessesede bütün esnaf ve işçiler aşağıda gösterilen kanuni ahkama tamamen riayet etmeleri, aksi takdirde haklarında Ceza Kanunun 326. maddesine göre kanuni takibat yapılacağı” bildirilmektedir. ( Kemal Sülker, Türkiye Sendikacılık Tarihi 1, Bilim Kitabevi yay., İstanbul, 1987. s. 32)

Bütün esnaf ve işçilerin derneğe üye olarak kaydedilmeleri ve kimlik cüzdanı almaları zorunluydu. Dernek üyesi işçi ve esnaflar, üyelik yükümlülüklerini yerine getirmedikleri takdirde, yasal işlemlerle karşı karşıya kalacaklardı. 1 Ocak-1 Mart 1935 tarihleri arasında kimlik cüzdanı almayanları çalıştıranlarda cezalandırılacaktı. İşçi ya da esnafın derneğe vereceği aidat işveren tarafından onların ücretlerinden kesilecekti. İşçi ve esnaf dernek tüzüğüne uyacaktı. Tüzüğün hükümlerine uyulup uyulmadığı polis ve belediye zabıtası tarafından takip edilecekti.( Kemal Sülker, Türkiye Sendikacılık Tarihi 1, Bilim Kitabevi yay., İstanbul, 1987. s. 32-33)
...

Eskisi böyleydi de, yenisi çok mu farklı bu liberal CHP'nin !

Friedrich Ebert Vakfı ! DİSK(12 Eylül sonrası DİSK) ve CHP'yi fonlayan vakıf . Rosa Lüksemburg ve Karl Liebknecht’in katili adına kurulmuş vakıf !

1977 Genel Seçimleri'nde nasıl Demirel'i alaşağı etmek, demokratik (!) bir hükümeti iş başına geçirmek için bütün ulusal demokratik güçler CHP'yi desteklemeye çağrıldıysa bugün de RTE için aynı yöntemi kullanma basiretsizliğini  gösterenlerle karşı karşıyayız.

MİDEM BULANIYOR !


Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.