Gönderen Konu: KOMÜNİST KÜLTÜRÜ BUGÜNDEN YEŞERTMEK OLANAKLI MI?  (Okunma sayısı 489 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3354
İşçi Sınıfının iktidarı karşıtından almasına, onu hem ekonomik hemde siyasal olarak mülksüzleştirmesine karşın, zihinsel alanda bunu gerçekleştirememesi sonucu, hala toplum üzerinde etkisini hissettiren eskinin egemen kültürü bir süre sonra toplumu tam anlamıyla etkisi altına alarak çürümeye, yozlaşmaya ve sonuçta iktidarın tekrar eskinin egemen kültürünün sahiplerinin eline geçmesine yol açmıştır.

Eskinin egemen kültürünü oluşturan maddi koşulları ortadan kaldırsan da, o koşullar sonucu bilinçte yer alan egemen kültürün bilinçten kazınması eş zamanlı olmadığı için bilinçte ki bu bozulmanın bu tahribatın giderilmesi çok uzun bir tarihsel dönemi kapsamaktadır.

İşte bu nedenle Kültürleşme , Komünist Kültürün yaratılması çok önem kazanmaktadır.
Sosyalizm'i salt üretici güçlerin gelişmişliği temelinde ele almak, bu bağlamda Sosyalizm'i, Kapitalizm'i ekonomik olarak geçmeye indirgemek, asıl üretici gücün, Bilim ve Teknolojiden önce onu uygulayan, ürettiği ürüne, kendisine, çevresine YABANCILAŞMIŞ İNSAN olduğunu görmemek belkide Reel Sosyalizm Pratiğinin bizim önümüze koyduğu en önemli ders çıkarılması ve çözüm aranması gereken sorunlarından biridir.

Tabi ki bu yabancılaşma da üretim araçlarının sahibi olduğu için zihinsel üretim araçlarının da sahibi olan sınıfın, diğer sınıfların tavırlarını, davranışlarını ve düşüncelerini belirlemesinin  etkisi büyüktür.

Ne yazık ki Marks dışında ondan sonra gelenler, var olan verili koşulların olumsuzluğunun etkisiyle, İkinci Enternasyonalin Ekonomist bakışından kendini kurtaramamışlardır.
Bu nedenle de  İkinci Enternasyonalin Ekonomist bakış açısı, Komünist Harekette etken olmuştur.

Komünist Toplum, bu toplumda insanın özgürleşmesi, üretici güçler, üretim ilişkileri temelinde ele alınarak, Kapitalizmi yenmek, onu evrensel planda ekonomik olarak geçmeye indirgenmiştir.
Marks’ın “En temel üretici güç İNSANDIR “ nitelemesi dikkate alınmamış, üretici güç denince akla üretim araçları, makinalar gelmiştir.
İşin yabancılaşma ve buna bağlı kültürleşme boyutu üzerinde yeterince durulmamıştır.

Bilincin maddi yaşama bağlılığı tek taraflı ele alınmış, bilincin de maddi yaşamı etkilemesi göz önüne alınmadığından, maddi yaşamda olabilecek değişimlerin bilince yansıması eş zamanlı düşünülerek, bu yönde mücadele edilmesi savsaklanmıştır.

Örneğin geçmişten devr alınan maddi koşulların değiştirilmesi ile, bir anda eskinin maddi koşullarının bilinçte yarattığı tahribatın giderileceği sanılmış, bunun için ayrı bir mücadele verilmesi gereksiz görülmüştür.

Gladkov,  Fabrika adlı yapıtında bu konuyu örnekleriyle işler.

Roman'ın kahramanlarından Gleb ve Daşa arasında erkek, kadın ilişkisi temelinde yaşananlar, Savaştan dönen Geleb'in eskinin egemen kültürü bağlamında Daşa'ya Erkek Egemen Kültürü dayatması ve Daşa'nın buna tepkisi, Parti içerisinde Erkek Egemen Kültürün hala çok etkin olması, Rus işçisinin saatine baka, baka, zar,zor sonlandırdığı mesai saati sonrası, kendini meyhanelerde bularak, mutluluğu votka şişelerinde araması, onun için o fabrikanın hiçbir zaman kendinin olmaması, kendini  orada hep bir ücretli işçi, bir yabancı olarak hissetmesi, tam anlamıyla üretimin her yönden öznesi olacakken, tıpkı önceki durum gibi üretimin nesnesi konumuna düşmesi.
 

O zaman akıllara,  bu yabancılaşmanın ortadan kaldırılması için onu var eden maddi koşulların yok edilmesinin dışında ne yapılabilir sorusu gelmektedir.
İşte burada devreye KÜLTÜRLEŞME girmektedir.

Yani bugünden, Kapitalizm Koşullarında bu yabancılaşmanın kırılabilmesinin yolu, bilincin de maddi yaşam üzerinde etkisini dikkate alarak, kültürleşmeden, bugünden Komünist Kültürü yaratmaya başlamaktan geçer.

Komünist Kültürün dayandığı temel Kollektif Dayanışma Kültürüdür.
Biz bu kültürün parçalarını Gezi Olayları sürecinde, Gezi Parkın da kurulan çadırlarda ve kurulan yer yüzü sofralarındaki paylaşımlarda gördük.

İşyerlerinde, mahallelerde oluşturulacak, işyeri komitelerinde, mahalle meclis yada komitelerinde bu kültürü yeşertebiliriz.
Bu kültür ancak devrimci, eleştirel, pratik faaliyet içersinde ortaya çıkar.

Kendini Komünist olarak gören siyasi yapıların bu konu üzerinde durmaları, programlarında bu konuya yer vermeleri ve neler yapılması gerektiğini ortaya koymaları gerekir.
veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET