Gönderen Konu: DİN ÜZERİNE !  (Okunma sayısı 76 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3023
DİN ÜZERİNE !
« : 25 Şubat 2019, 21:21:12 »
TKP İstanbul Güngören İlçesinde Türbanlı bir Emekçi Kadını Belediye Başkanlığına Aday Göstermiş.
Bize GÖRE son derece normal, garipsenmemesi gereken bir durum.
Kendini Komünist olarak gören bir parti türbanlı birisini de aday gösterebilir.

Önemli olması gereken Kadın Arkadaşımızın SINIFSAL KİMLİĞİDİR!
Tıpkı gece, gündüz,sıcak,soğuk demeden bir direniş destanı yazan, EMEK mücadelesi veren çoğunluğu Türbanlı FLORMAR İŞÇİLERİ gibi!

Burada vurgulanması gereken Kadın Arkadaşımızın EMEKÇİ kimliği, SINIF kimliği.
Bunu göz ardı eder, Türbanı ön plana çıkartırsanız bunun adı POPÜLİZM olur.
TKP'nin buna dikkat etmesi gerekir.

Tabi birde merak edilen  Komünistlerin Din Konusunda ne düşündükleri!
Tabi ki bu konuda REFERANSLARIMIZ ,ustalarımız olacak.

Önceden yazdığım bu konuyla ilgili bir yazıyı sizlerle yeniden paylaşıyorum.
XXXXXXXXXXXXXXXXXXX

DİN ÜZERİNE!

Dinsel üzüntü, bir ölçüde gerçek üzüntünün dışavurumu ve bir başka ölçüde de gerçek üzüntüye karşı protesto oluyor. Din ezilen insanın içli ezgisini, kalpsiz bir dünyanın sıcaklığını, tinin dıştalandığı toplumsal koşulların tinini oluşturuyor. Din, halkın afyonunu oluşturuyor."Karl Marks-Hegelin Hukuk Felsefesinin Eleştirisi"

Marks'ın bu söylemi nedense üzerinde bir türlü ortak görüşe varılamayan,sol içersinde tartışmalara yol açan bir durum yaratmıştır
Oysa bu söylemde anlatılmak istenen dinin, maddi dünyanın insana aykırı faaliyetlerine karşı yükselmesi gereken isyanın ve direnişin, önünü alan onu engelleyen bir olgu olduğu gerçeğidir.

Din,bu dünyanın boş,zahiri,maddi olmadığını,geçici olduğunu dile getirerek,insana aykırı faaliyetlerin,insanı esir almasına karşı insanın DİRENİŞİNİ boşa çaba sayar.
Din insanlara sahte cennetler vaad ederek,onlardan itaat ve biat ister.
Devlete ve onu yönetenlere itaat,tanrıya biat bu sahte cennetin anahtarlarından biridir.

İslam'ın kelime anlamı TESLİMİYETTİR.
Yani Yaratana teslim olmak, yarattığını söylediği düzeni sorgulamadan o düzene biat etmek.

Dini bir olgu olarak incelerken,üzerinden atlanılmaması gereken nokta tüm dinleri bir ve aynı görmektir.
Oysa İSLAM,diğer dinlerden farklıdır.
İslamın en temel farklılığı,aydınlanmaya uğramamış olmasıdır.

Hıristiyanlık ,rönesans ve o rönesans için gerekli reformlar sonucu aydınlanmaya uğrayarak İSLAMDAN farklılaşmıştır.
Sanayi Devrimi,kendi gelişimine uygun bir Hıristiyanlık yaratarak,Engizisyon döneminin Dinini ortadan kaldırmıştır.
Aksi takdirde gelişmesi olası değildir.

Oysa İSLAMDA bunların hiç birisi olmamış,İSLAM bu gelişim karşısında kendini koruyabilmek için SİYASALLAŞMAK zorunda kalmıştır.
İslamın kapitalizmin gelişimine uygun bir yapıya dönüştürülmesinin adıda ILIMLI İSLAM olmuştur.

Genelde Din olgusuna baktığımızda ise görünen,yoksulluğun ve sömürünün en fazla olduğu yörelerde Dinin etkin olması gerçeğidir.
Bu dünyadan umudunu kesmiş insanların,başka dünyalarda,sahte cennetler araması kadar doğal bir durum olamaz.

Dine karşı mücadelede en temel nokta onlara başka cennetler,başka dünyalar aratmayacak cennetleri,bu dünyada sağlayarak,onlara UMUT olabilmektir.

Deniyor ki, bu ülke solcuları Dinin afyon etkisini abartıyorlar.
Bakalım Lenin ne diyor bu konuda;

"Din, sermayenin kölelerinin insani görünümlerini ve azbuçuk insan onuruna yaraşır bir yaşam taleplerini içinde boğdukları bir tür manevi alkoldür." (Lenin, Sosyalizm ve Din, Seçme Eserler Cilt:II)

Lenin de bu ülke Solcuları gibi düşünüyor demek ki!
Lenin de burada belirleyici olanın uyuşturucu etkisi olduğunu belirtiyor.

Bırakın dinin "protesto" özelliğini,tersine "sermayenin kölelerinin insani görünümlerini ve azbuçuk insan onuruna yaraşır bir yaşam taleplerini içinde boğdukları bir tür manevi alkoldür" diyerek,protesto etmenin bile karşısında olduğunu dile getiriyor.

Yine Leninle devam edelim;

"İşçi kitlelerinin sınırsızca ezilmesi ve hayvanlaştırılması üzerine kurulu bir toplumda dinsel önyargıların salt propagandist yollardan yok edilebileceğine inanmak saçma olurdu. Dinin insanlık üzerindeki baskısının sadece, toplum içindeki iktisadi baskının ürünü ve yansıması olduğunu unutmak burjuva darkafalılık olurdu.
Proletarya kapitalizmin karanlık güçlerine karşı kendi mücadelesiyle aydınlatılmazsa, hiçbir broşürle, hiçbir propagandayla aydınlatılamaz." (Lenin, Sosyalizm ve Din)


Çubuğun diğer tarafına geçtğimizde bu konularda aşırı abartı yok mu?
Tabiki var!

Dine karşı mücadeleyi,ona küfür etmek,onun araçlarını ortadan kaldırmak,tepeden inmeci bir şekilde insanların dini inançlarını yerine getirmesini engellemek,onlara dini yasaklamak olarak görenlerde var.
Ancak bunlar sol içersinde son derece azınlıktalar.

Yine Lenin bakın bu konuda da neler söylüyor;

"Dine karşı mücadele, soyut ideolojik bir vaazla aynı kapıya çıkmasına izin verilmemelidir; bu mücadele, dinin sosyal köklerinin oradan kaldırılmasına yönelik sınıf hareketinin somut pratiğiyle bağıntılandırılmalıdır." (Lenin, İşçi Sınıfının Din Konusundaki Tavrı Üzerine, Seçme Eserler, Cilt:II)

İşte burada söylediğimiz,Lenin'in de belirttiği dini besleyen sosyal köklerin ortadan kaldırılması ancak onlara sahte gökyüzü cennetleri yerine,savaşın,sömürünün olmadığı yeryüzü cennetini vermekle olasıdır

"Marksist, materyalist olmak, yani dine düşman olmak zorundadır, fakat o diyalektik bir materyalist olmak, yani dine karşı mücadeleyi soyut olarak, soyut, tamamen teorik, her zaman aynı kalan bir propaganda temelinde değil, gerçekten cereyan eden ve kitleleri herşeyden önce ve en iyi eğiten somut bir temelde, sınıf mücadelesi temelinde yürütmek zorundadır."(Lenin,Sosyalizm Ve Din)


Aslında bu konuda son sözü Markstan bir aktarmayla noktalıyalım.

"Din'i insan yaratır, yoksa din insanı yaratmaz. Aslında din henüz kendini bulamamış ya da kendini sonradan yitirmiş insanın saplantısıdır. Din halkın afyonudur.
İnsan dini yaratırken, tersyüz edilmiş bilincini yansıtır. Sonuçta din insan beyninde başı üstüne çevrilmiş dünyanın genel kuramı, ansiklopedik özeti, popüler algısı, manevi ekseni, meşruluk dayanağı ve resmi onayı halini alır. Öyleyse din'e karşı mücadele aslında bu çarpıtılmış dünyaya karşı mücadele ile örtüşür. Bilimin görevi bu gerçek dışı dünyanın gerçek içyüzünü ortaya koymaktır. Felsefenin başlıca görevi de insanın kendine yabancılaşmasının kutsal biçiminin, yani ''dinin'' foyasını ortaya çıkardıktan sonra, kendisine yabancılaşmasının kutsal olmayan biçimlerinin, yani ''devletin ve hukukun'' foyasını ortaya çıkarmaktır. İşte bu görev yerine
getirildiğinde, cennetin eleştirisi dünyanın eleştirisine, dinin eleştirisi hukukun ve devletin eleştirisine, din bilgisinin eleştirisi de siyasetin eleştirisine dönüşecektir.(Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi - Karl Marx)
« Son Düzenleme: 25 Şubat 2019, 22:47:54 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET