Gönderen Konu: PARİS KOMÜNÜ/LA COMMUNE(1871)  (Okunma sayısı 466 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1840
PARİS KOMÜNÜ/LA COMMUNE(1871)
« : 23 Mart 2019, 20:39:11 »
“Kırk bin atı yemişti Paris halkı; şimdi köpekler, kediler ve sıçanlar ateş pahasıydı.Bütün bunlara rağmen inat ediyor, teslim olmayı reddediyordu Paris . ”



://www.politiksinema.net/film/461-paris-komunu-la-commune-paris-1871-2000.html

Yönetmen: Peter Watkins
Editör: Peter Watkins
Senaryo: Peter Watkins
Dil: Fransızca
Oyuncular: Bernard Bombeau, Pierre Barbieux, Eliane Annie Adalto, Maylis Bouffartigue, Geneviève Capy, Anne Carlier

1870 yılında imparator, sallanan tahtını koruyabilmek için, iktidarı boyunca halkın demokrasi talebini sandığa indirgemenin ve baskıcı politikalara meşruiyet kazandırmanın bir yolu olarak benimsediği plebisitlerden birini daha düzenledi. Yirmi yıllık imparatorluk süresince yapılan beşinci plebisitti bu. Sandıktan imparatora halk desteği çıktı çıkmasına; ama bu destek, tutucu taşra illerinden gelen oylar sayesindeydi, Paris ve diğer büyük kentler hayır demişti.

Gelgelelim plebisiti kazanmış olmak da kendini güvende hissetmesine yetmedi ve imparator iki ay sonra Prusya’ya savaş açtı. Savaş, Fransız İmparatorluğu’nun yıkılması, Alman İmparatorluğu’nun kurulmasıyla sonuçlandı, imparator ve ordu teslim oldu. Paris, 4 Eylül 1870’te bir ayaklanmayla cumhuriyet ilan etti ve 17 Eylül’de Prusya’nın kuşatması altına girdi. Aylar sürecek olan bu kuşatmada açlık, soğuk, hastalık, ışıksız geceler, bitmeyen ekmek kuyrukları vardı. Şehirde ölüm oranı iki katına çıkmıştı. Victor Hugo, günlüğüne “Bugün sıçan yedim.” yazmıştı. Emile Zola, Prusya savaşını ve Paris kuşatmasını anlattığı Yıkılış adlı romanında “Kırk bin atı yemişti Paris halkı; şimdi köpekler, kediler ve sıçanlar ateş pahasıydı.” diye anlatıyordu. Gelgelelim bütün bunlara rağmen inat ediyor, teslim olmayı reddediyordu Paris, onurlu bir barış istiyordu.

1871’in Şubat ayında yeniden seçim yapıldı. Bu seçimde meclise bir avuç cumhuriyetçi vekil girebildi, vekillerin çoğunu kırsal kesimden gelen oylarla kralcılar oluşturmuştu. Bu durum Paris’te büyük bir öfkeye yol açtı. Hani İnce Memed’in aklından bir türlü çıkmayan “Abdi gitti, Hamza geldi. Abdi gitti, Hamza geldi. Bu hep böyle mi gidecek?” sorusu gibi, imparator gidip kral mı gelecekti? Hayır !

 Enternasyonalcilerin, Proudhoncuların, Blanquicilerin, Jakobenlerin bir uzlaşma noktası olan KOMÜN’ün başlangıcı olan 18 Mart 1871 günü, hükümetin başı Thiers, Paris halkının elindeki silahları ve topları almak için şehre gizlice asker göndermişti. Askerlerin önünü Paris’in yoksul ve emekçi kadınları kesti; bütün gün kaynar su içinde pislik yuğan çamaşırcı kadınlar, birkaç kuruş için atölyelerde 13-14 saat dikiş diken genç kızlar, Paris’in o yokluk içinde bir kısmını para toplayarak kendi döktüğü toplarını, silahlarını hükümete vermedi.

Peter Watkins’in 6 saate yakın süren La Commune filmi, Montmartre Tepesi’ne çıkan o dik yokuşlardan Paris halkının toplarını nasıl el birliğiyle çekerek götürdüğünü biraz da olsa gözümüzde canlandırmamıza yardımcı olur. 73 gün süren Komün sırasında yaşanan tüm olayları ve tartışmaları bir canlılık içinde bugüne taşımaya çalışan film, o dönem Paris halkının çocuklara varıncaya dek siyasallaşmış olduğunu başarıyla gösterir. Herkesin coşkuyla, sokaklarda bağıra çağıra siyasi düşüncelerini söylediğini, alınacak tüm kararlar konusunda bilgi ve söz hakkı istediğini, “şunu desem başıma bir iş gelir mi” korkusuyla iğdiş olmuş zihinlerin birbirinden güç aldıkça açılıp dile geldiğini izleriz filmde.


« Son Düzenleme: 23 Mart 2019, 20:40:02 Gönderen: Solplatform5 »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.