Gönderen Konu: İŞ SAATLERİNİN KISALTILMASI TALEBİ!  (Okunma sayısı 179 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı veda

  • İleti: 3124
İŞ SAATLERİNİN KISALTILMASI TALEBİ!
« : 16 Nisan 2019, 20:38:39 »
1 Mayısa çok az kaldı!
İşçi Sınıfı ve emek örgütleri ve sol siyasal oluşumlar alanlarda binlerce emekçiyle buluşacak!

1 Mayıs 1886 işçilerin kölece çalışma düzenine karşı başkaldırısıydı.
İşçilerin bu başkaldırıda öne sürdüğü en temel talep 8 saatlik iş gününün yasalaşmasıydı.
Çok uzun mücadeleler sonucu işçi sınıfı bu hakkını pek çok bedel ödeyerek çok sonraları kazandı.

Bugüne geldiğimizde,o günden bu yana çok zaman geçmesine karşın, iş saatlerinde bir değişme yok.
Bilimsel ve Teknolojik gelişim EMEK ÜRETKENLİĞİNİ o günden bu yana kıyas kabul etmeyecek ölçüde arttırdı.

Ama bugün EMEK ÜRETKENLİĞİ bu denli artmışken, işçilerin çalışma saatleri hala 8 saat(Gerçi 8 saat de işçi ve emekçilerin elinden alınarak, haftalık 45 saat uygulaması getirildi)

EMEK ÜRETKENLİĞİNİN artması demek, çalışma saatleri sabit olduğunda GEREKLİ EMEK ZAMANININ kısalması, ARTI EMEK zamanının ve bu zamanda üretilen ARTI DEĞERİN, yani sömürünün asıl kaynağının artması demektir.
Demek ki o günden bu yana sömürü daha acımasız olmuş, katmerleşmiştir.

Tüm bu anlattıklarımızın ışığında İŞ SAATLERİNİN KISALTILMASI talebi, işçilerin ve emekçilerin ücretlerinin arttırılması talebinin önüne geçmiştir.
Bu yılki 1 Mayıs'ta EMEK ÖRGÜTLERİ, bu talebi meydanlarda dile getirmeli, işçiler ve emekçiler  bu taleplerini hep beraber HAYKIRMALIDIR.

Talebimiz 6 saatlik ÇALIŞMA SAATİ olmalıdır.
Eğer o iş yeri 24 saat çalışmak zorundaysa, vardiyalar 6 şar saatten 4 VARDİYA olmalıdır.

İş gününün kısatılması mücadelesi, gerçek özgürlük ve toplumsal kurtuluş  mücadelesinin temel önkoşuludur.

"Gerçekte özgürlük alemi ancak, emeğin zorunluluk ve günlük kaygılarla belirlendiği alanın bittiği yerde fiilen başlamış olur; demek ki bu alem, eşyanın doğası gereği, fiili maddi üretim alanının ötesinde bulunur. Tıpkı vahşi insanın, gereksinmelerini karşılamak, yaşamını sürdürmek ve yeniden-üretmek için doğayla boğuşmak zorunda olması gibi, uygar insan da aynı zorunluluk içersindedir ve bunu da bütün toplumsal biçimlenişler içersinde, akla gelen her türden üretim tarzları altında yapmak durumundadır. İnsanın gelişmesiyle birlikte, duyduğu gereksinmeler artacağı için bu fiziksel gereksinmeler alanı da genişler, ama aynı zamanda da, bu gereksinmeleri
karşılayan üretici güçler de artar. Bu alanda özgürlük ancak doğanın kör güçlerinin önüne katılmak yerine, doğayla olan karşılıklı ilişkilerini rasyonel bir biçimde düzenleyen ve doğayı ortak bir denetim altına sokan toplumsal insan, ortaklaşa üreticiler tarafından gerçekleştirilebilir; ve bu, en az enerji harcamasıyla ve insan doğasına en uygun ve en layık koşullar altında başarılır. Ama gene de bu, bir zorunluluk alemi olmakta devam eder. Gerçek özgürlük alemi, kendi başına bir amaç olarak insan enerjisinin gelişmesi, bunun ötesinde başlar; ama bu da ancak temelindeki bu zorunluluklar alemi ile serpilip gelişebilir. İşgününün kısaltılması onun temel önkoşuludur."(Karl Marks)
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET