Gönderen Konu: MARKSİZM VE LİBERAL SOSLU ANARŞİZM!  (Okunma sayısı 455 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3096
MARKSİZM VE LİBERAL SOSLU ANARŞİZM!
« : 06 Mayıs 2019, 20:26:41 »
Marksizm ile Anarşizm, her ikiside Sınıfsız ve Devletsiz bir toplumu amaçlasa da buraya varışta farklı yol ve yöntemleri savunurlar.
Marksistler Siyasi İktidarı Ulus Ölçekli gördüğünden ilk olarak işçi sınıfının bulunduğu topraklarda siyasi iktidarı elde etmesini ve toplumda kendini ULUS konumuna EGEMEN konuma yükseltmesini savunarak, Sınıfsız ve varlığı sınıflara bağlı Devletin ortadan kaldırılması sonucu DEVLETSİZLİĞİN, bir dizi aşamadan geçtikten sonra gerçekleşeceğini söylerler.

Marks, Kapitalist Toplumdan, Komünist Topluma geçişte, Devletin Proletarya Diktatörlüğü olduğu bir SİYASAL GEÇİŞ döneminin gerekliliğini vurgular.
İşçi Sınıfı siyasi iktidarı ele geçirmeden, siyasi iktidarı elinden aldığı sınıfı ideolojik, ekonomik ve siyasal olarak mülksüzleştirmeden, ne karşıtını ortadan kaldırabilir ne de buna bağlı olarak KENDİSİNİ.

O nedenle Proletarya Diktatörlüğü, Sınıfsız ve Devletsiz bir topluma, KOMÜNİST TOPLUMA geçmek için OLMAZSA, OLMAZDIR.
Marksistler'e göre Proletarya Diktatörlüğü, Sınıfların ve Devletlerin, tüm dünyada ortadan kaldırılmasının POLİTİK ŞİDDETİDİR.

Yazının kalan bölümünü daha iyi anlaşılması açısından Vartinik Güneşi gurubunda Erol Anar tarafından yazılmış olan "Dünden ve Yarından Çıkıp Bugüne Gelebilmek; Marksist Sol'a Bir Bakış" başlıklı yazı üzerinden devam ettirelim.

Yazı da "Kitlelerin kendi kendisini doğrudan demokrasi ile yönetmesini sağlayacak ortamın oluşturulmasından bahsediyor"
Demokrasi ardına ne koyarsan koy, sınıf egemenliği biçimidir ve öz olarak DİKTATÖRLÜKTÜR.
Bu bağlamda ele aldığımızda Doğrudan Demokrasi, Proletarya Diktatörlüğünün bir biçimi olan Proleter Demokrasinin işleyiş ilkesidir.

Bu ortamı sağlayabilmenin koşulu ise öncelikle sınıfsal iktidarı ele geçirmek, karşıt sınıfı ideolojik,ekonomik ve siyasal olarak mülksüzleştirmektir.
Bunları gerçekleştirmenin olmazsa olmaz aracıda DEVLET, yani Proletarya Diktatörlüğüdür.

Önce diktatörlük kavramı üzerinde duralım! Burada temel nokta diktatörlük değildir.
Temel nokta bu diktatörlüğün, sınıfın mı yoksa bir avuç öncünün veya partinin sınıf adına bu diktatörlüğü uygulamasımı olduğudur.
Geçmişte yaşanan uygulamadaki olumsuzluğun temeli buradadır.

Sınıfın Diktatörlüğünün, aslında Partinin değil, sınıfın diğer öz örgütleri olan SOVYETLERİN diktatörlüğünün olmasıdır.
Anarşistler yaşanan pratiğin kendilerine sağladığı haklılık üzerinden Marksizm'e vurmak isterler.

Sovyet deneyimine baktığımızda, bu diktatörlüğü sınıf adına öncünün, partinin üslendiğini görürüz.
Gerçekte sınıfın olması gereken devlet, sınıf adına öncünün ve partinin olmuştur.
Böyle olunca parti, yapısındaki hiyerarşik ve merkezci işleyişi devlete taşımış, doğduğu anda sönmeye başlaması gereken devlet, tersine gittikçe merkezileşmiş,gittikçe güçlenmiştir.

Lenin yaşamının sonlarında,sınıfın organları olması gereken Sovyetler, partinin organları haline gelmiştir diyerek,bu olumsuzluğun altını çizmiştir.
Demek ki devletin özünün diktatörlük olmasının,bu olumsuzluklarla ilgisi yoktur.
Devletin sönümlenmesinde, bu iktidar organlarının işleyişinin önemi büyüktür.

İşte burada karşımıza Doğrudan Demokrasi kavramı çıkmaktadır.
Doğrudan demokrasi, işçi sınıfı iktidarında hem devletin hemde sınıfın diğer kurumlarının işleyiş ilkesidir.
Doğrudan demokraside aracılara gerek yoktur, halk bizzat kendi oluşturduğu örgütlerle(mahalle konseyleri,iş yeri konseyleri gibi) siyasi erkin gerçek sahibidir.

Bu işleyişte demokrasi, artık temsili olmaktan çıkmış, katılımcı bir nitelik kazanmıştır.
Yani Doğrudan Demokrasi, sınıf egemenliğini sağlayan ve özü dikatatörlük olan devlete içkin bir kavramdır .

Demokrasi bir "seçilmişler" rejimi olduğu için, Doğrudan Demokraside de seçilme koşuldur.
Ancak bu seçilmenin biçimi temsili değil, katılımcıdır, yani halk bu seçimde bir aracı kullanmaz.
Üstelik seçilenlerin, yine seçenler tarafından geri çağrılma hakkı mutlaktır.

Demek ki,kabaca, iki temel unsur Doğrudan Demokrasiyi belirler.
1)Halkın doğrudan seçimi ve yönetime katılması.
2)Halkın seçtiklerini, yine kendisinin geri çağırma, mutlak hakkı.

Zamanla  Anarşist tezler, Liberal Soslara batırılarak Marksistler'in karşısına çıkartılmıştır.
Bunların en başında ELVEDA PROLETARYACILIK yani Sınıfın Reddi gelir!

Yazara göre Proletarya artık Sistemle uzlaşmış, onun içerisinde erimiştir.
Yine yazara göre Robotik Üretim yakın zamanda SINIF OLARAK  Proletaryanın sonunu getirecektir.

Yanlız yazarın anlamadığı, işçi sınıfı sadece üretim sürecinde yer almaz.
Sermayenin var olabilmesi için, işçinin ürettiği artı değeri gasp etmesi yeterli değildir.
Artı Değerin tekrar semayeye eklenmesi için tüketim alanında realize olması gerekir.
Bunun içinde Sermayenin, tüketim alanında, pazarda da İşçi Sınıfına, Emekçilere gereksinimi vardır.

Yazının bundan ötesi Bilim Kurgu filmlerine senaryo olacak bir seyir izliyor.
Komünist Toplum SINIFSIZ ve DEVLETSİZ olmanın yanında aynı zamanda insanın zorunlulukların ayırdına vardığı, zorunluluk sınırını aşarak ÖZGÜRLEŞTİĞİ bir toplumdur.
Bunun için de çalışma zorunlu olmaktan çıkmalı, kendine ayıracağı, kendi yeteneklerini geliştireceği zaman dilimi fazlalaşmalı insan kendi faaliyet alanını kendi belirlemeli, tüm bunların gerçekleşmesi içinde üretici güçlerin gelişmişlik düzeyinin çok üst seviyelerde olması gerekir.

Anarşizm, parçalı, yerele dayalı küçük üretim merkezlerini içeren KOMÜNLERİ savunur.
Oysa Komünizm, dünya ekonomisinin en üst gelişmişlik seviyesi üzerinde yer alan bir toplumsal formasyondur.
veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET