Gönderen Konu: SINIF KARDEŞLİĞİ!  (Okunma sayısı 1078 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3187
SINIF KARDEŞLİĞİ!
« : 12 Mayıs 2019, 20:26:22 »
Dersimden  gelmişlerdi Almanyaya.
Dört arkadaştılar.

Aynı köyün insanları olarak aynı ortak kaderi paylaşmışlardı.
Birlikte oynamışlar, birlikte koşmuşlar, birlikte çomağı en uzağa fırlatmışlardı.

Köyün en güzel kızını birlikte sevmişlerdi.
Verilince kız köyün en zenginine, yine birlikte ağlamışlardı.

Anlatıyorlardı daha önce gelenler, Almanya bir başka Almanyaydı.
Sarışın, mavi gözlü, tombul memeli kızlarıyla bir başka Almanya.

Her birinin düşleride kaderleri gibi aynıydı.
Çok çalışacaklar, çok para kazanacaklar sarışın, mavi gözlü, tombul memeli kızlardan sarışın, mavi gözlü cocukları olacaktı.

Bir döküm fabrikasında çalışmaya başlamışlardı.
Kendileri gibi pek çok ülkeden insanda, aynı düşlerin peşinden buralara gelmişti.
İtalyan'ı vardı, Yunan'ı vardı, Portekizli'si, Yugoslav'ı, İspanyol'u vardı.

Hepsi neysede, Yunanlıları hiçmi hiç sevmiyordu Hasan.
Onlar değilmiydi bizim en büyük düşmanımız.

Bir gün sendikadan gelmişlerdi, kendileriyle konuşmaya.
Uzun, uzun sendikanın yararlarından bahsetmişlerdi.

Oysa Hasanın aklı, muhtarın sözlerindeydi.
Sakın Hasan sakın demişti muhtar, sendikadan ve yabancılardan uzak dur.
Bizim bizden başka dostumuz yoktur.

Muhtar bunları söylese bile, Hasan'ın sendikaya katılma gibi bir düşüncesi yoktu.
Neydi o!
Yunanlıdan başkasını bulamamışlarmıydı sendikanın başı yapmak için.

Yunanlıyla bu gizli düşmanlık, bir süre devam etti.
Bu düşmanlık salt Hasanın kafasındaydı.
Oysa Yunanlı kendisine çok yakın davranıyordu.

Bir gün işyerinde, işverenle sendika arasında anlaşmazlık çıktı.
Sendika işi durdurma kararı aldı.
İşveren bundan hoşlanmadı.

İşverende biliyordu bunların arkasında o Yunanlının olduğunu.
O Yunanlı olmasa sendika böyle bir karar alamazdı.

Ustabaşı Hasanı çağırdı yanına.
Çalışmasından patronun çok memnun olduğunu, böyle devam ederse yakında işinde yükselebileceğini, ücretinin artabileceğini bildirdi.
Ancak Patronun ufak bir ricası vardı Hasan'dan.
Hani şu Yunanlı varya, işte onun biraz korkutulması, ufak çaplı aklının başına getirilmesi gerekiyordu.

Neden ben diye sorunca Hasan; Ustabaşı Yunanlıların, Hasanın ezeli düşmanları olduğunu, Birinci dünya savaşı sonrası Hasanın ülkesini işgal ettiklerinde Yunanlıların, kadınların, kızların ırzlarına geçtiklerini söyledi.

Hasan için bunlar yeni değildi.
Daha önce muhtarda benzer şeyler söylemişti.

Hem bu eski tarihsel hesabı görmek, hemde mevkisinin ve parasının artması için Hasan bu teklifi ikiletmedi.
Ve bir gece Yunanlı'ya, gerekli ders verildi.

Hasanın anlıyamadığı, yüzü gözü kan içersinde bile olsa Yunanlının gözlerindeki o sevgi pırıltısının hiç kaybolmadığı idi.
Hasana bakarken, sanki onu bu yaptıklarından dolayı bağışlamıştı.

Aradan günler geçti.....!
Ekonomik sıkıntı had safhadaydı.
İşveren işçi çıkartmak zorunda olduğu kanısına vardı.

İlk etapta da çıkarılıcak işçiler sendikasız olanlar olacaktı.
Sendikalı işçiyi çıkartmak çok zordu.
Sendikasızlardan biride Hasandı!

Hasan'ı muhasebeden çağırdılar ve iş akdinin fesh edildiğini bildirdiler.
Çok üzülen Hasan, hemen ustabaşının yanına koştu.

Hani kendisine söz verilmişti, hani ücreti artacaktı, hani işyerinde yükselecekti.
Ustabaşı, üzülmemesi gerektiğini, kendisinin yapacağı bir şeyinin olmadığını söyledi.

Ustabaşı'nın bu vurdum duymazlığı  Hasan'ı çıldırttı!
Hasan avaz avaz  bağırmaya başladı.
Tüm işçiler toplanmıştı.

Patron adamlarını yolladı ve adamlar Hasanı  dışarı atmak için üzerine yürüdüler.
Hasan adamlara baktı, aralarında aynı düşleri paylaşıp, bu yaban ellerine beraber geldiği  köylüsü Kenan da vardı.
Çaresizdi Hasan, diğer işçiler, aralarında kendi köylüleri de dahil sessiz bakıyorlardı.

Tam bu arada yanıbaşında birini hissetti, sonra başkaları da katıldı, yanıbaşındakine.
Başını çevirdi Hasan ve Yunanlıyla göz göze geldi.
Müthiş utandı, gözlerini kaçırmak istedi bir an.
Ama başaramadı!

Yunanlı, kendisine sevgi dolu gözlerle bakıyordu.
Bu bakışta bambaşka bir şey vardı.
Aynı yerde doğmaktan öte, aynı toprağı paylaşmaktan öte, bambaşka bir şey.
Başka bir şeyi paylaşmaktı bu!

Başını kaldırdı Hasan, bakışlarındaki o kin gitmiş yerini sevgi doldurmuştu.
Anlamıştı Hasan, paylaşılan o bambaşka şeyin ne olduğunu!

Aradaki ulusal çitler yerle bir olmuştu.
Onları biribirine bağlıyan, ulusal çitleri paramparça eden, yepyeni bir bağ oluşmuştu.
Hasan da biliyordu artık, sınıf kardeşliğinin, aynı topraktan olmanın, aynı dili konuşmanın çok ötesinde olduğunu, ondan çok üstün olduğunu!
veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET