Gönderen Konu: FEUERBUCH ÜZERİNE TEZLER!  (Okunma sayısı 991 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3096
FEUERBUCH ÜZERİNE TEZLER!
« : 13 Mayıs 2019, 19:19:39 »
Marks'ın önemli yazımlarından biri olan Feuerbuch üzerine tezler dendiğinde, genelde ilk akla gelen Marks'ın, bu tezle klasik felsefeyi bitirdiği, son noktayı koyduğu 11 ci tezdir
"Filezoflar dünyayı yanlızca değişik tarzda yorumladılar, asıl olan onu değiştirmektir"

Aslında 11 ci tezin gölgesinde kalan ama bana göre en az onun kadar önemli 1,2,3 tezler vardır.
Bu tezleri anlamadan, 11 tezin ne olduğunu tam kavramak olası değildir.

Bu tezlere sırasıyla baktığımızda;
1 Tez; "Şimdiye kadarki tüm materyalizmin -Feuerbach'ınki dahil- başlıca kusuru nesnenin(der Gegenstand), gerçekliğin, duyumluluğun duyumsal insan faaliyeti, pratik (Praxis) olarak değil öznel olarak değil yalnızca nesne(Objekts) ya da sezgi(Anschauung) biçiminde kavranmasıdır. Etkin yönün, materyalizmin tersine, idealizm tarafından -ama yalnızca soyut olarak, çünkü idealizm gerçek, duyumsal faaliyeti bu biçimiyle doğal olarak tanımaz- geliştirilmiş olmasının nedeni budur. Feuerbach, duyumsal nesneler (Objekte), düşünsel nesnelerden gerçekten ayrı nesneler ister, ama insan faaliyetinin kendisini nesnel faaliyet olarak kavramaz(gegenständl iche).
Bunun içindir ki 'Hıristiyanlığın Özün'de(Das Wesen des Christenthums), yalnızca teorik tutum, hakiki insan tutumu olarak görülür, ve pratik ise ancak iğrenç yahudice görünümüyle kavranır ve sabitleştirilir(Ersc heinungsform). O nedenle de, devrimci, pratik-eleştirel faaliyetin önemini anlamaz."


2 Tez; "Nesnel gerçekliğin insan düşüncesine atfedilip atfedilemeyeceği sorunu, bir teori sorunu değil, pratik bir sorundur. İnsan, gerçeği, yani düşüncesinin gerçekliğini ve gücünü, bu dünyaya aitliğini(Diesseitig keit) pratikte kanıtlamalıdır. Pratikten yalıtılmış bir düşüncenin gerçekliği ya da gerçeksizliği konusundaki tartışma, tamamiyle skolastik bir sorundur."

3 Tez; "İnsanların, koşulların ve eğitimin ürünü oldukları, dolayısıyla değişik insanların başka koşulların ve farklı eğitimin ürünü oldukları biçimindeki materyalist öğreti, koşulların insanların kendileri tarafından değiştirildiğini ve eğiticinin kendisinin de eğitilmesi gerektiğini unutur. O nedenle, toplumu, biri diğerinin üstünde yer alacak biçimde, iki kısma ayırmak zorunluluğu ile karşı karşıya gelir. Koşulların değişmesi ile insan faaliyetinin değişmesinin örtüşmesi(Selbstverä nderung), ancak altüst edici pratik biçiminde kavranıp ussal olarak anlaşılabilir."

Görüldüğü gibi tezlerdeki ana tema İNSAN ETKİNLİĞİNE yapılan vurgudur.
Gerçekliğin kurucu öğesi olarak, İnsanın Devrimci, Pratik Eleştirel Faaliyeti görülür.


Düşünce tek başına bir değiştirici, dönüştürücü güç değildir.
Ancak yığınlar tarafından benimsenip pratiğe aktığında maddi bir güç haline gelir ve o zaman değiştirici, dönüştürücü bir işlev kazanır.
Pratikten soyutlanmış, pratik tarafından yadsınmış, yaşamda karşılık bulamamış bir düşüncenin gerçekliğini tartışmak anlamsızdır.
İnsan, düşüncesinin gerçekliğini pratikte kanıtlamak zorundadır.

Maddi yaşamdaki değişim ve dönüşümler zihne akar bilinci belirler, bu belirlenmiş bilinçte tersten maddi yaşamı değiştirir ve dönüştürür.
Klasik Materyalizm, sadece maddi yaşamın bilinci belirlediğini kabul eder, bilincin maddi yaşam üzerindeki etkisini görmezden gelir.

İdealizm ile, Klasik Materyalizm aslında bir değneğin iki uç noktasıdır.
İdealizm dış dünyayı yok sayar, bizim dışımızda, bizden bağımsız bir dış dünyanın varlığını yadsırken, her şeyin temeline düşünceyi, bilinci koyar.

Klasik Materyalizm ise, bilincin önemini yok sayarak, onun maddi yaşam üzerindeki etkisini sıfırlar
Bilinçle, maddi yaşam arasındaki diyalektik ilişkiyi kavramaz

Oysa 3 Tez de göreceğimiz gibi, insan bu süreçte hem eğiten,hem eğitilendir.
Bir takım aklı evveller de Diyalektik Materyalizmi, Klasik Materyalizmle karıştırarak Marks'ı mekanik, kaba bir Materyalist olarak görürler.
Bunu yaparken de, içinde debelendikleri idealizm batağından çıkmaya çabalarlar.
Oysa çabaladıkça daha da derinlere batarlar.
veda

Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET