Gönderen Konu: NE ZAMAN ÖĞRENECEĞİZ KENDİ GÜCÜMÜZE GÜVENMEYİ!  (Okunma sayısı 91 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3122
"Oylarımızı demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış için kullanalım!
Erdoğan ve AKP’nin talan ve yağmasına son verelim,
Demokratik, şeffaf, adil belediyeciliğin önünü açalım!"


Bu çağrılar 23 Haziran İstanbul Yerel Seçimlerinde yığınları yönlendirme amacıyla, kendilerine TKP nin Sesi  diyen bir gurubun DURUM adlı gazetelerinde yaptıklarıçağrılar.
Bu çağrılar aynı zamanda bu arkadaşların Seçimler sonrası beklentilerinide kapsıyor.
Bu tür çağrılar ve beklentiler bugünlerde sol içerisinde bir çok siyasal oluşum tarafından da dile getiriliyor.

Bu tür çağrıda bulunanların seçimlerden, oylar demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış için kullanılır ve eğer Cumhur İttifakı kaybederse, bu ülkeye demokrasi, eşitlik, özgürlük ve barış gelecek beklentisi içerisine girdiklerini göstermektedir.

Nerede görülmüş sandıktan çıkacak oylara bağlı olarak o ülkeye, eşitlik, özgürlük, demokrasi, barış geldiği!
Bir kere bu bay ve bayanların, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış kavramlarının sınıfsal bağlamından kopartılmış, içi boş kavramlar olmadıklarını bilmeleri gerekir.

Seçimleri Cumhur İttifakı kaybettiğinde, 6 milyon oy almış bir halkın siyasi iradesini temsil eden siyasiler serbest mi kalacaktır, insanlar KHK larla işlerinden aşlarından olmayacaklarmıdır, yazdıklarından dolayı insanlar zindanlara tıkılmayacaklarmıdır, en ufak bir hak arayışında işçi ve emekçilerin üzerine kolluk kuvvetlerinin sopası inmeyecekmidir?

"Erdoğan ve AKP'nin talan ve yağmasına son verelim,
Demokratik, şeffaf, adil belediyeciliğin önünü açalım"
deniyor;

Adı üzerinde bu soygun ve talan düzeni KAPİTALİZM yıkılmadığı sürece, İşçi Sınıfı siyasi iktidarı ele geçirerek, Burjuvaziyi ekonomik, siyasal ve ideolojik olarak mülksüzleştirerek, Kapitalizmi ortadan kaldırmadığı sürece TALAN VE YAĞMAYA son vermek olasımıdır?

Yerel Yönetimler, ülkedeki sınıfsal iktidardan ve onun temsil ettiği Yağma ve Talan düzeninden bağımsız birer olgularmıdır ki, ülkede Vurgun ve Talan devam ederken, yerelde hemde İstanbul gibi Vurgun ve Talanın kalbi olan bir şehirde ADİL ve ŞEFFAF Belediyecilik sağlansın.

Komünistler'in işi yığınları, bir düzen partisine karşı, diğer bir düzen partisinin kuyruğuna takmak değildir.
Komünistler düzen içi hesaplaşmaların TARAFI olmazlar.
Bu tavır TARAFSIZLIK değil, tersine işçi sınıfının bağımsız sınıf politikası çerçevesinde, işçiden, emekçiden  yana TARAF olmaktır.

Komünistler'in işi, yığınlara bu düzen siyasetinin tüm pisliklerini göstermek, düzen siyaseti içerisinde oynanan oyunlara dikkatlerini çekerek, bu oyunlara gelmemelerini bu oyunda yerlerinin olmadığını onlara anlatmaktır.

Komünistler'in işi yığınlarda biriken öfke ve isyanı düzen içerisinde tutmak değil, düzen sınırları dışına taşımak, bu nesnellikten DEVRİMCİ vazife çıkartmaktır.

Güçlü olamamanın yarattığı acziyet içerisinde düzen partilerinin kuyruğuna takılarak, içi boş demokrasi, eşitlik, özgürlük talepleriyle yığınları oyalamak YETMELİ ARTIK!

NE ZAMAN ÖĞRENECEĞİZ KENDİ GÜCÜMÜZE GÜVENMEYİ!
NE ZAMAN KURTULACAĞIZ BİLİNCİMİZDE YER ETMİŞ ÖZ GÜVEN EKSİKLİĞİNDEN!


Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET