Gönderen Konu: 15-16 Haziran’dan Günümüze...  (Okunma sayısı 56 defa)

0 Üye ve 5 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı oencel

  • İleti: 1
15-16 Haziran’dan Günümüze...
« : 14 Haziran 2019, 11:35:24 »
15-16 Haziran’dan Günümüze…

Kavel direnişinden 15-16 Haziran’a, Tariş direnişinden Zonguldak büyük yürüyüşüne, Netaş, tekel… grev ve direnişlerine uzanan işçi sınıfının onurlu mücadeleleri , kazanımlar… Özellikle 1961 Anayasasının getirdiği emek eksenli hakların ardından gündeme giren sınıf eksenli mücadeleler, sarı sendikacılığa karşı, sermayeye karşı sınıf mücadelesini önüne koyan Devrimci İşçi Sendikası Konfederasyonu’nun (DİSK) 1967’de kurulmasıyla ete kemiğe büründü,
işçiler arasında giderek daha da güçlenmeye başlıyordu. Sermaye sınıfı kendileri açısından bu kötü gidişatı durdurmak için, mecliste yeni bir İş Yasası ve Sendikalar Yasası'nın görüşülmesini sağladı. 1970 yılında Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi ittifaka giderek, çalışma yaşamını ve temel sendikalar yasasını  düzenleyen 274 sayılı İş Yasası ve 275 sayılı Sendikalar Yasası'nda (1963 Kavel direnişi sonrası kazanımları da kapsayan budama) değişiklik yapan tasarıyı  Meclisten geçirerek yasallaştı, değişikliğin asıl amacı, Türk-İş'ten DİSK'e akın akın geçen üye akışını engelleyecek akabinde de DİSK'in kapatılmasını gerçekleştireceklerdi.
1970 yılında 15-16 Haziran direnişi uyanan işçi sınıfı ve onun içinde örgütlendiği DİSK’e  yönelik sermaye sınıfının iktidarının korkutma, sindirme ve göz dağı amaçlı saldırısıydı. Çünkü sarı sendikacılığın hızla altı boşalmaya başlamış, sendika ağalarının işçi sınıfına ihanetleri her geçen gün deşifre olmaya başlamış, sınıf sendikacılığı ve sermayeye karşı işçi sınıfının ekonomik taleplerinin ötesinde siyasi taleplerle sıçrama göstermiş, Grevlerle, direnişlerle dipten gelen bir dalganın hızla büyümesi egemenleri korkutmuştu. İşçi sınıfına yönelik saldırılar, 1961 anayasası ile işçi sınıfının mücadelelerle kazandığı haklara yönelik siyasi iktidarın saldırılarına karşı ayağa kalkan başını DİSK’in çektiği (TÜRK İŞ  açıkça bu işçi hakları gaspını içeren yasa değişikliğini desteklemesine rağmen önemli bir işçi kesimi DİSK’in yanında direnişe destek verdi..) İstanbul’un Avrupa ve Asya yakalarından İzmit’e uzanan akın akın işçilerin istanbula akması, sermaye sınıfını ve onun siyasi iktidarını burjuva devletini öyle bir korkuttu ki;  köprüler açıldı, yollar kesildi, deniz ulaşımı kapatıldı, güvenlik güçleri, polisi yeterli gelmeyince kışlalardan askerleri işçi sınıfı üzerine sürerek zorla, zorbaca bastırdılar.
İşçi sınıfının bu şanlı direnişi hala günümüzde önümüzü aydınlatmaya devam ediyor, hala önemli dersler çıkaracağımız bir işçi sınıfı kalkışması olarak belleklerde yankılanmaktadır.
1971 12 Mart ve 1980 12 Eylül faşist darbeleriyle bu kalkışma ve kazanımların yok edilerek sermaye için dikensiz gül bahçesine dönüştürüldü ülke.
1980 sonrası ortada sınıf sendikacılığı diye bir şey kalmadığı gibi iktidarların çomarı durumuna gelmiş sarı sendikacılığın da gerisinde orta çağ soytarılığı sardı ülkeyi.
DİSK’te bu sürece uyarak cilalı sözcüklerle “Çağdaş Sendikacılık” yada “BUDAKLI”  adı altında içi boşaltılmış, sığ ekonomik taleplerin cılız bir şekilde dile getirildiği neo liberal politikalara uyumlu söylemlerin ötesine geçmeyen GREV ve direnişleri unutan “Sınıf Mücadelesini” ağzına almaya korkar hale gelen sendikal anlayışlarla üye sayısı her gün biraz daha azalarak etkisini yitirmiş tanımsız bir sendikal anlayışla günümüze gelinmiştir.
Siyasi iktidarın hem yemlediği, hemde yemlendiği sendikaların toplu iş sözleşmeleri yine siyasi iktidarın gözetim ve hakemliğinde doğrudan KARANLIĞIN sözcülüğünü yapar bir anlayış işçi sınıfı adına, işçi sınıfına her gün ihanet eder duruma gelmiştir.
Böylesi bir ortamda ücret artışı, sosyal haklar türü ekonomik temelli tek tük grev ve direnişler olsa da sınıf mücadelesinden uzak örgütsüz ve dağınık bir durumdadır. Bu sadece öncü işçi sınıfı partisinin yokluğu yada güçsüzlüğüyle de açıklanmayacak derecede sol dağınıklığı, sınıftan sınıf mücadelesinden korkan, iç çekişmeler, sığ tartışmalar, liberal etkilerle etkisizleşen  durumu ifade etmektedir. Sınıf mücadelesini temel alanlar ise söylemin ötesine geçemeyen işçi sınıfı içinde örgütlülükte yok denecek kadar az olan, teori ve pratikte sorunlar yaşamaktadırlar. Yeni süreci okumada yetersiz, üretici güçlerin gelişimine ayak uyduramayan eski klişe beylik yöntemlerlerin dışına çıkamayan görüntü var.
Gezi Direnişi böylesi bir ortamda, daha çok beyaz yakalı işçi ve emekçi kesimleri kapsayan, siyasal boyutu da olan(KARANLIĞIN iktidarını doğrudan hedef alan) önemli bir toplumsal baş kaldırı hareketiydi. Başarısızlığının temelinde ise örgütsüzlük ve öncü partinin olmayışıdı.
Tam da bu nedenle 15-16 Haziran Direnişinin öğrettiklerinden yola çıkarak yeni süreçte ortaya çıkan ve çıkması muhtemel gelişmelere yönelik sınıf mücadelesini ayağa kaldıracak ve işçi sınıfının iktidarına taşıyacak bir mücadeleyi “ nasıl başarız” üzerinde kafa yormalıyız.
Gerek ülkedeki kaotik durum, gerekse bölgemizdeki çatışmaların daha geniş bir sıcak savaşa sıçrama tehlikesinin olduğu dönemde işçi sınıfı ve ezilen kesimlerin örgütlü mücadelesi için sınıfın öncülüğünde;  savaşa karşı, karanlığa karşı, barışı, kardeşliği, özgürlüğü eşitliği ve aydınlığı baz alan; ezilen tüm kesimleri harekete geçirecek güçlü bir odağı yaratmak göreviyle karşı karşıyayız.
Yoksa KARANLIĞIN yerine hazırlanan sermayemin ılımlı soyguncu sistemine fit olursunuz..
Ramazan Öncel
14062019