Gönderen Konu: Karanlığın Ilımlısına Fit Olmak!  (Okunma sayısı 158 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı oencel

  • İleti: 6
Karanlığın Ilımlısına Fit Olmak!
« : 28 Haziran 2019, 14:46:46 »
Ramazan Öncel

Karanlığın Ilımlısına Fit Olmak!

Türkiye dünyada kırılganlığı en fazla olan ülkelerden. Ekonomik kırılganlığın yanında siyasi kırılganlığın da net bir şekilde ortaya çıktığını söylersek abartmış olmayız.
Yenilenen İstanbul seçimleri bu durumu biraz daha görünür kıldı. Özünde ülke uzunca bir süredir KARANLIĞIN işgali altında olmanın verdiği huzursuzlukla bocalamaktaydı. Başkanlık adı altında tam olarak tanımlanamayan ama tek adama bağlandığı netleşen bir otokratik düzenin kurulduğu, uzun süredir yıkılan Cumhuriyetin yerine inşa edilmeye çalışılan bu Ortaçağ ucubesi sistemin ülkeyi yönetemez duruma geldiği konusunda, gerek içerde, gerekse dışarda siyasi otoriteler ortaklaşmaktadırlar.
İstanbul yenilgisi sonrası KARANLIĞIN: yeniden revizyona giderek reformlar yaparak yumuşuyacağını düşünen ve bunu yandaş ve yalaka medyada dile getirenler var. Hatta muhalefette bu konuda çağrılar yapıyor. Anlamadıkları ise KARANLIĞIN böylesi bir duruma yapısının müsait olmaması. “Orta yol bulma, yumuşama, normalleşme” türü argümanlar KARANLIĞIN ömrünü uzatacak çözümlerdir.
Bu konuda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na seçilen Ekrem İmamoğlu üzerine düşen görevi; gerek seçim sürecinde, gerekse seçildikten sonra merkez medya ve yurt dışındaki röportajlarında hakkıyla yerine getirmektedir. Bırakın hesap sormayı; birlikte uyum içinde çalışmaktan dem vurmakta, kemikleşmiş dinci kadrolara dokunulmayacağının garantisini vermekte, Cemaat ve tarikatları bu toprakların köklü yapıları olarak görmektedir.
Yani Laik modern görüntünün altında pudra şekerine bulanmış Ortaçağ yedirmelerini dillendiriyor. “Haremlik, selamlık havuz ve içki içilmeyen belediye restoran ve kafeleri” söylemi taktiksel değilmiş.
Demokrasi cephesinde yer alan LİBOŞLARLA ortaklaşan kendini solda hatta sosyalist komünist görenleri daha çok hayal kırıklığına uğratacağını söylersek abartmış olmayız. Ne yazık ki Türkiye solunun önemli bir kesimini liberalizmin mavinin gri karanlığında boğarak, etkisizleştirerek önemli bir işlevi de yerine getirmiştir İstanbul seçimleri bağlamında oluşturulan bu “burjuva demokrasi cephesi” projesi.
Bu konuda tavır alan TKP’ye yönelik linç girişimi ise utanmazlığın geldiği boyutu gösterme açısından da düşündürücüdür. Dinci siyasetin ılımlısına fit olmanın solla solculukla ilişkisi olamaz. TKP’yi bu kararı aldığı için değil geç kaldığı için eleştirseler anlarım ama KARANLIĞIN yerine sermayemin çözüm olarak dayattığı ılımlı  geçişi “sol” adına savunmak olsa olsa ahmaklık olur.
Önceki yazımda da belirtim, KARANLIĞIN ülkeyi yönetmede zorlandığı gelecek süreçte olası çözülme ve dağılmalara karşı sol ve sosyalist güçlerin buna ciddi ciddi hazırlanmaları gerekmektedir,
Ortada KARANLIĞIN ve ondan çıkacak oluşumlar, diğer yanda Ekrem İmamoğlu etrafında oluşan “demokrasi cephesi” ve bunların dışında kalan sol sosyalist ve komünist güçler var.
Genel anlamda Üç temel siyasi öbekten söz edebiliriz.
Birincisi KARANLIĞIN kendisi (AKP, MHP, BBP yani Cumhur İttifakı) ve içinden çıkacak muhtemel siyasi oluşumlar.
İkincisi Burjuvazinin alternatif ılımlı geçişi sağlayacak Muhalefet, yani Millet İttifakı(CHP, İYİP, SP, HDP ve iliştirilmiş sol guruplar)
Üçüncüsü ise başını TKP’nin çektiği (SMF, TKH vb..)  komünist ve sosyalist yapıların sınıf eksenli siyaseti merkeze koyan sosyalist kuruluşu savunan anlayış.
Bu tabloda ilerde değişimler, girenler, çıkanlar olacaktır. Özellikle Burjuva muhalefeti içinde yer alan (demokrasi cephesi içinde yer alan sol, sosyalistler) kesimlerde süreçte Sınıf tavrı alan kesime kaymalar olabilir,
Bu da gösteriyor ki Türkiye siyasetinde bir alt üst oluşlar yaşanacaktır. Bu sürece ne kadar hazırlıklı olursak o kadar etkili bir müdahale yapma şansımız olur.
Bakın KARANLIĞIN iktidarda olduğu bir Türkiye’nin bundan sonra bütünlüğünü koruması olanaksızdır. Gerek Ortadoğu, gerekse doğu Akdeniz’de olanlar önümüzdeki dönem çok şeye gebe olduğunu gösteriyor, böylesi bir dönemde ordudunun yarısını terhis eden bir siyasi iktidarın ne ülke ne beka derdi olmaz olsa olsa uluslar arası emperyalist çıkarları gözeten ve kendi KARANLIĞINI güvenceye alacak adımları atar. Gerek S-400 gerekse Suriye ve Kürt politikalarına bu çerçevede yaklaşmak ve muhtemel tuzaklara düşmemek gerekir.
İşçi ve emekçileri merkezine almayan, yerli ve yabancı sermayeye açık tavır koymayan hiç bir siyasi cephe, oluşum yada parti gerçek anlamda solu temsil edemez.
Kendi bataklıklarına çekmek için paçalarımızdan asıldıkları zaman bir tekme de biz vuracağız, bırakın kendi bataklıklarında boğulsunlar ve bizi rahat bıraksınlar. KARANLIĞIN ton farklarıyla uğraşacak ne sabrımız ve ne de zamanımız var!
28062019