Gönderen Konu: YABANCILAŞMA!  (Okunma sayısı 117 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3155
YABANCILAŞMA!
« : 02 Temmuz 2019, 23:00:10 »
Yabancılaşma Marks'ın önemle üzerinde durduğu konulardan biridir.
Doğrudan üreticilerle, üretimin maddi koşullarının birliğinin bozulması sonucu, maddi yaşam da oluşan sapkınlıkların tümü insan bilincine akarak onu kendine, emeğine, ürettiği ürüne ve çevresine yabancılaştırmıştır.

Sermaye, emeği metalaştırıp, onu ücretli emek adı altın da, yabancılaşmış emek haline getirir.
Emek üzerinde ki bu tahakkümü, üretim araçlarının mülkiyetine sahip olmasıyla başarır.

Emeğin yabancılaşmasını oluşturan şeyi Marks çok özlü biçim de şu şekil de açıklar;

"İlkin, emeğin işçiye dışsal olması olgusu, yani emeğin onun özsel doğasına ait olmaması; bu nedenle çalışmasında kendisini doğrulamaz tersine yadsır, hoşnutluk değil mutsuzluk hisseder, fiziksel ve zihinsel enerjisini özgürce geliştirmez, tersine vücudunu küçük düşürür ve aklını mahveder. İşçi bu nedenle kendisini yalnızca işinin dışındayken hisseder ve işinin başındayken kendisini kendi dışında hisseder. Çalışmadığında evdeymiş gibi hisseder ve çalıştığında evde değilmiş gibi. Emeği bu nedenle istemli değildir, mecburidir; zorunlu emektir. Sırf kendine dışsal ihtiyaçları tatmin etme aracıdır. Emeğin yabancı karakteri, hiçbir fiziksel ya da diğer türden zorlama olmadığında çalışmaktan vebadan kaçılır gibi kaçılması olgusuyla açıkça ortaya çıkar.
Dışsal emek, insanın kendisine yabancılaştığı emek, bir özveri, bir küçük düşme emeğidir. Son olarak emeğin işçiler açısından dışsal karakteri, bu emeğin onun kendisinin değil bir başkasının olması olgusunda, emeğin ona ait olmamasında, çalışırken onun kendisine değil bir başkasına ait olmasında ortaya çıkar. Dinde insan imgeleminin, insan beyninin ve insan yüreğinin öz etkinliği, nasıl birey üzerinde ondan bağımsız olarak, yani tanrısal ya da şeytani yabancı bir faaliyet olarak etkili olursa,işçinin faaliyeti de tıpkı öyle, kendi öz etkinliği değildir. Bir başkasına aittir; kendi kişiliğinin kaybolmasıdır.(Marx, 1844 El Yazmaları, Sol Y. Kasım 1993, s.143-144)"


İnsan yaşamının olumsuz bir unsuru olan bu yabancılaşma nasıl ortadan kalkar sorusu gündeme gelir.
Bir olguyu ortadan kaldırmanın yolu onu var maddi koşulları ortadan kaldırmakla olasıdır desek de yabancılaşmış emeğin ortadan kaldırılması, yani ona neden olan üretim araçları üzerinde ki özel mülkiyete son verilmesi yabancılaşmayı ortadan kaldırır mı?

Yüz yıllar süren, maddi yaşamın bilince aktardığı bu sapkınlıkların, bilinçte yarattığı tahribatın giderilmesi, çok uzun bir tarihsel dönemi kapsar.
Tek başına üretim araçları üzerinde ki özel mülkiyetin son bulması ile yabancılaşmanın tümden ortadan kalkması eş zamanlı olmaz.

Doğrudan üreticilerle, üretimin maddi koşullarının yeniden birliğinin sağlanması sonucu, bu sapkınlıklar maddi yaşam da son buldukça, insan bilincinde de yok olmaya başlar.

Çünkü insan bir taraftan kendisini çevreleyen maddi koşulları değiştirirken, diğer taraftan değişen maddi koşullara bağımlı olarak kendini de değiştirir, dönüştürür.
İnsan pratik faaliyeti içerinde hem eğiten, hemde eğitilendir.

Marks Feurebach üzerine tezler de ki III cü tezde bunu şu şekilde ifade eder;

"İnsanların ortamın ve yetişme biçiminin ürünleri oldukları, ve dolayısıyla değişik insanların, başka ortamın ve değişik yetiştirme biçiminin ürünleri oldukları yolundaki materyalist öğreti, ortamı değiştirenin insanın kendisi olduğunu ve eğiticinin kendisinin de eğitilmeye ihtiyacı olduğunu unutuyor. Bu öğreti, böylece, zorunlu olarak, toplumu, biri topluma üstün olan iki kısma bölmeye varıyor. (Örneğin Robert Owen'da.)
Ortamın değiştirilmesi ile insan eyleminin çakışması, ancak devrimcileştiren pratik olarak kavranabilir ve ussal bir biçimde anlaşılabilir."


Komünist Toplum'un ÖZNESİ olan  "Yeni İnsan" bu uzun tarihsel süreçte kendini dönüştüren, hem eğiten hemde eğitilen bu insan olacaktır.
veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET