Gönderen Konu: GEÇMİŞE BUGÜNDEN BAKMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ!  (Okunma sayısı 160 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3218
Bizler geçmiş yaşananları, Ekim Devriminin önder kadrolarını eleştirirken nedense hoşgörü çerçevesinden geçmişe bakmıyor, kim yanlış yaptıysa elimize bıçağı alıp onu acımasızca doğruyoruz.
Oysa bizlerin unuttuğu, bizlerin geçmişi değerlendirirken, bugünden bakmanın rahatlığı içersinde değerlendirdiğimiz gerçeği.
Acaba o gün yaşasaydık, bu yapılan yanlışların sonuçlarını o günden görebilir yine bugün vardığımız sonuçlara varabilirmiydik.

Ne vardı o günkü Bolşevik Partisinin elinde!
Teoride Marksist Külliyat, Pratikte ise 71 gün yaşamış bir KOMÜN.
Üstelik Lenin ve arkadaşları, o külliyatın bir kısmınıda hiç göremediler, okuyamadılar.
Bunlar onlardan çok sonraları basıldı ve yayınlandı.
Örneğin Marks’ın çok önemli bir çalışması olan GRUNDRISSE!

Teoride bu olurken, Pratikte ise deneyimlerinden yararlanacakları, 71 gün süren bir KOMÜN vardı.
Oradanda bir Versay Sarayının ele geçirilmemesinin, diğeride Bankalara el konarak kamulaştırılmamasının Paris Komünü'nün yıkılması üzerindeki etkisi, onlar için bir deneyim oldu.

En önemli eksiğimiz o günlere bakarken, o günlerin Komünist önderlerini anlamamamız.
Devrim öncesi sürekli vurguladıkları, Rus Devriminin kendileri için bir amaç olmadığı, Rus Devriminin Dünya Devriminin bir parçası olduğu, önlerine tek başına Sosyalizmin zaferini koymadıkları, bu devrimin zaferinin ancak Avrupadaki ülkelerde yaşanacak devrimlere bağlı olduğu gerçekleriydi.

Ne yazık ki beklenen Avrupa Devrimi gerçekleşmedi.
Bu arada yaşanan nesnellik onların önüne iktidar olma olgusunu çıkarttı.
Bu nesnelliğe denk düşen öznellik sayesinde  siyasi iktidarı Burjuvazi'nin elinden aldılar. 

Ne yapacaklardı, Avrupa Devrimi gerçekleşmedi diye  ellerinde buldukları iktidarı almamazlık mı edeceklerdi, ya da aldıkları iktidarı eski sahiplerine geri mi vereceklerdi!

Onlara tıpkı Rosa Luxemburgun söylediği gibi çok şey borçluyuz.
Bize bundan sonra geleceği, bugünden kurma adına muazzam bir deneyim bıraktılar.

Yazımızı Rosa Luxemburg'un söyledikleriyle noktalıyalım.

"Bolşevik siyasette temel ve kalıcı olan budur. Bu anlamda Bolşevikler siyasal iktidarı feth etmek, sosyalizmin gerçekleştirilmesini pratik bir sorun olarak koymak ve bütün dünyada emekle sermaye arasındaki hesabın görülmesi davasını ilerletmek yoluyla uluslararası proletaryanın başını çekerek ölümsüz bir tarihsel hizmette bulundular. Rusya’da sorun sadece ortaya konabilirdi. Rusya’da çözülemezdi. Ve bu anlamda gelecek her yerde ‘Bolşevizme’ aittir."(Rosa Luxemburg)

Bolşevikler, gerçek bir devrimci bir partinin tarihsel olanakların sunduğu sınırlar içinde yapabileceği katkıyı her şeyiyle yapabileceklerini gösterdiler. Onlardan mucizeler yaratmaları beklenmiyor. Savaş tarafından tüketilmiş, emperyalizm tarafından boğazlanmış, uluslararası proletarya tarafından ihanete uğramış, yalıtılmış bir ülkede, örnek ve kusursuz bir proleter devrimi bir mucize olurdu.(Rosa Luxemburg)

Önemli olan, Bolşeviklerin politikalarında temel olanla olmayanı, özsel olanla kazara ortaya çıkan sivrilikleri ayırt edebilmektir. Bütün dünyada belirleyici nihai mücadelelerle yüz yüze olduğumuz bu dönemde, sosyalizmin en büyük sorunu zamanımızın en yakıcı sorunu haline geldi ve hâlâ da öyle olmaya devam ediyor. Bu sorun, şu ya da bu ikincil taktik sorunlardan biri değil, fakat proletaryanın eyleme geçme kapasitesiyle, eylem gücüyle, sosyalist iktidarı gerçekleştirme iradesiyle ilgilidir.
Bu bakımdan, Lenin ve arkadaşları dünya proletaryasına bir örnek oluşturarak ilk olarak öne çıkanlar oldular; onlar şu ana kadar hâlâ Hutten’la birlikte şu şekilde haykırabilecek olan biricik örnek olmaya devam ediyorlar: ‘Ben buna cüret ettim!’(Rosa Luxemburg)


VEDA

Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET