Gönderen Konu: LAS 13 ROSAS -13 GÜL  (Okunma sayısı 230 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Ekim

  • İleti: 1846
LAS 13 ROSAS -13 GÜL
« : 27 Temmuz 2019, 20:54:51 »
Kanla sulanmış bir coğrafyanın 13 Gül’ü...

UNUTMAMAYI ÖĞRETEN BİR FİLM

Emilio Martínez Lázaro’nun yönetmenliğini yaptığı film, gösterildiği 2008 yılında İspanya Sinema Akademisi tarafından verilen Goya ödüllerine 13 dalda aday oldu, 4 dalda ödül aldı.
Türkiye’de ise yasaklandı ve tabii ki gösterime girmedi.
Savaşın hele de iç savaşın işçi ve emekçilerin yaşamına etkilerini görmek açısından da izlenmesi gereken bir film 13 Gül. Bir yandan Avrupa’nın hali anlatılırken, bir yandan da iç savaşın etkisindeki İspanya’yı görme fırsatı yakalıyor izleyici. Her ne kadar ‘eski’ bir olayı anlatan ‘eski’ bir film olsa da tarihin ve mücadelenin asla eskimeyeceği hissi yaşatılıyor. Unutmamayı öğütlüyor...


https://www.politiksinema.net/film/483-13-gul-las-13-rosas-2007-filmi-izle.html

YÖNETMEN:   Emilio Martínez Lázaro
SENARYO:   Pedro Costa, Ignacio Martínez de Pisón, Emilio Martínez Lázaro
FİLM YILI:   2007
FİLM DİLİ:   İspanyolca/ Türkçe alt yazı
OYUNCULAR:   Pilar López de Ayala, Verónica Sánchez, Gabriella Pession
ÜLKE:   İspanya, İtalya
SÜRESİ:   1h 40min

İç savaşta Franco’nun galip geldiği ilk günlerde kaçmak yerine ülkelerinde kalıp mücadele yürüten, yaşama bir şekilde devam etme kararı alan ve savaşta yenik düşen halkı ayağa kaldırmak için çırpınan kadınların kesişen yollarıyla ilerliyor film.
İhbarcılığın “görev” haline getirildiği bir ortamda kapana kısılmış bir vaziyette koşturuyor, ellerinden geldiğince halkı Franco faşizmine karşı örgütlemeye çalışıyor kadınlar. Ancak komünistlerin içinden bir muhbirin itiraflarıyla teker teker yakalanıyorlar. Sonrası işkence, taciz, insanlık dışı uygulamalar... Franco’nun ‘hizaya getirme’ çalışmasıyla binlercesi tutuklanıp aynı işkencelerden geçiyor. Sonra sahte suçlamalarla Ventas Hapishanesinin yolu görünüyor kadınlara. Farklı koğuşlarda kalsalar da aralarındaki birliktelik ve dostluğun kaynağı, ‘yanlış yapmadıklarına’ olan inançları oluyor.
Kendilerini yenilgi ve umutsuzluğun ruh haline bırakmak yerine güzel günlerin geleceğine olan inançlarıyla birbirlerine ve hapishanedeki diğer kadınlara moral oluyorlar. Şen kahkahaları, şarkıları, dansları eksik olmuyor Ventas Hapishanesinde. Gaddar gardiyanları dahi yola getiren bu genç kadınların sevgileri ve muziplikleri seyirciyi de gülümsetiyor.
Ancak hapishanedeki koşullar insanlığa müsaade etmiyor. Hücre cezaları, aşırı kalabalık, açlığa bağlı çocuk ölümleri ve her sabah Lider Franco için okutulan minnet marşı...
Hapishanedeki tüm bu tabloya karşı kadınlar hücre cezalarında birbirlerine şu şarkıyı söyleyerek duyuruyor seslerini:


Cezaevi, seçkin bir otel
Yiyecek ve serviste mükemmel
Ama ne uyku var, ne yatak
Daha iyidir cehennemde olmak
Kuyrukta beklersin tuvalet için bile
Çimento yersin ekmek yerine
Mercimek verirler yemekte
O da tek tastır bir günde
Döşekler için süslü fayanslar
Bize kalan her sabah ağrıyan sırtlar...


‘ÖLMEYE DEĞER BİR FİKİR’
Ventas hapishanesinde günler böyle geçerken Franco’nun mahkemesi tarafından ferman verilir. Adil ve bağımsız olmayan yargının kararı ölümdür. Kadınların son sözleri, son mektupları, birbirleri arasında geçen diyaloglarla filmin sonuna da yaklaşılır.
Virtudes’in babasına yazdığı mektubun ilk satırları şöyledir:
“Beni suçlu olduğum için değil sadece ölmeye değer bir fikre sahip olduğum için öldürecekler...”
İstemeden de olsa güllerin bazılarının yakalanmasına sebep olan Carmen, kadınların ardında kalır ve Virtudes ona şunları söyler: “En çok neyin önemli olduğunu unutma Carmen. Haklı olduğumuzu unutma... Bir dava uğruna savaştığımızı... Korkmamıza gerek yok. Çok cesur olmalıyız, çok yürekli. Çünkü bizi affetmeyecekler ufaklık. Birimizin kalıp yaşadıklarımızı anlatması gerekiyor. Unutma...”
5 Ağustos 1939’da kamyonlarla götürülen kadınlar, birbirlerine sarılırken öldürülür.
Franco rejiminin intikamı, nefreti ve güç gösterisi bu insan avıyla İspanya’nın yüz karası olarak tarihe geçer. 13 Gül’ün mücadelesi ise dillerde ve yüreklerde gururla yerini alır.


Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.