Gönderen Konu: KÜRESELLEŞME ÜZERİNE!  (Okunma sayısı 311 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3354
KÜRESELLEŞME ÜZERİNE!
« : 30 Temmuz 2019, 20:05:36 »
Küreselleşme, farklı ülke ekonomilerinin herbirinin  diğerine tıpkı bir network ağı gibi bağlandığı bir dünya ekonomisi bütünlüğüdür.
Bu bağlamda baktığımızda küreselleşme, sınıfların iradelerinden bağımsız yürüyen nesnel bir süreçtir.

Sınıflar bu sürecte, bu süreci kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek adına, bu süreçle ilgili politikalar oluşturarak müdahil olurlar.
Bu temelde baktığımızda Küreselleşmeye karşıyız yerine, Emperyalizmin küreselleşme politikalarına karşıyız söylemi daha doğru bir söylem olur.

Aslında Komünist Manifesto da Marks o dönemden bugünleri öngörmüş ve küreselleşmenin ip uçlarını vermiştir.

" Ürünleri için sürekli genişleyen bir pazar gereksinmesi, burjuvaziyi, yeryüzünün dörtbir yanına kovalıyor. Her yerde barınmak, her yere yerleşmek, her yerde bağlantılar kurmak zorundadır.
Burjuvazi, dünya pazarını sömürmekle, her ülkenin üretimine ve tüketimine kozmopolit bir nitelik verdi. Gericileri derin kedere boğarak, sanayiin ayaklan altından üzerinde durmakta olduğu ulusal temeli çekip aldı. Eskiden kurulmuş bütün ulusal sanayiler yıkıldılar ve hâlâ da her gün yıkılıyorlar. Bunlar, kurulmaları bütün uygar uluslar için bir ölüm-kalım sorunu haline gelen yeni sanayiler tarafından, artık yerli hammaddeleri değil, en ücra bölgelerden getirilen hammaddeleri işleyen sanayiler, ürünleri yalnızca ülke içinde değil, yeryüzünün her kesiminde tüketilen sanayiler tarafından yerlerinden ediliyorlar. O ülkenin üretimiyle karşılanan eski
gereksinmelerin yerini, karşılanmaları uzak ülkelerin ve iklimlerin ürünlerini gerektiren yeni gereksinmeler alıyor. Eski yerel ve ulusal kapalılığın ve kendi kendine yeterliliğin yerini, ulusların çok yönlü ilişkilerinin, çok yönlü karşılıklı bağımlılığının aldığını görüyoruz. Ve maddi üretimde olan, zihinsel üretimde de oluyor.
Tek tek ulusların zihinsel yaratımları, ortak mülk haline geliyor. Ulusal tek yanlılık ve darkafalılık giderek olanaksızlaşıyor ve sayısız ulusal ve yerel yazınlardan ortaya bir dünya yazını çıkıyor. " (Karl Marks-Fredric Engels-Komünist Manifesto)


Yani ta o günden ulusal ekonomilerin tek bir dünya pazarına doğru genişlemesi öngörülmüş.
Bugüne geldiğimizde özellikle bilgi işlem teknolojisinin gelişimi sonucu iletişim alanındaki devrimsel atılımlar, üretimi mekandan bağımsız hale getirerek, bir malın üretim sürecine pek çok ülkenin katılmasına olanak sağlamıştır.

Üretimin ve üretim sürecinin hiç olmadığı kadar toplumsallaşması ve mekandan bağımsız hale gelerek dünyasal bir alana yayılması, özellikle de iletişimdeki bu devasa gelişim ilerde, geleceğin toplumunda üretimin tüm dünyada planlanabilirliğinin de önünü açmıştır.

Aynı biçimde ulusal ekonomileri biribirine bağlayan bu süreç, bu ekonomilerle yönetilen ülkelerdeki işçi ve emekçilerin "kaderlerinide" biribirilerine bağlıyarak, onların birlikte mücadele etme, dayanışma olasılıklarını arttırmıştır.

Ancak, Marks'ı Kautsky gibi okuyanlar Küreselleşmeyi farklı yorumlayarak, ekonomik alanda ulusa pazarların ortadan kalkmasının, pazarın dünya pazarına doğru evrilmesinin, Ulus Devletleri ortadan kaldıracağını, böylece Sermayenin tüm dünya da Siyasi Birliğinin sağlanacağını ve insanlığı savaşsız bir Dünyanın beklediğini söylerler.

Oysa Ulus Devletler kalkmamış, Ulus Devletler Küreselleşme evresine göre yeniden yapılandırılmışlardır.
Çünkü Sermayenin Ulus Devletlere, hem içerde işçi sınıfını dar ulusal sınırlara kapatmak hemde dışarda, yer aldığı Emperyal Piramit içerisinde, diğer ülkelerle rekabet ve bu hiyerarşik sistemde üst sıralara çıkabilmek için ihtiyacı vardır. 
 
Küreselleşmenin sonucunun, Sermayenin Siyasal Birliğini sağlayacağını söyleyerek bunu mutlaklaştırmak son derece yanlıştır.
Zaten Leninle, Kautsky arasındaki temel ideolojik kavganın nedeni de Kautsky'nin bu gidişatı, Sermayenin Siyasi Birliğine, tek bir Dünya Devletine bağlamış olmasıdır.

Kautsky'nin ULTRA EMPERYALİZM teorisi bu temel teze dayanır.
Kautsky'e göre, paylaşım savaşından sonra Emperyalistler uzlaşarak, tek bir tekel altında birleşeceklerdir.
Artık bundan böyle krizler ve bu krizlerin yol açacağı savaşlar söz konusu değildir..

Oysa Lenin, gidişat tek bir dünya pazarına doğru da olsa, kapitalizmin özünde var olan rekabet ve çatışmanın göz ardı edilmemesi gerektiğini, bu çatışma ve rekabetin, Sermaye'nin Siyasi Birliğinin oluşmasının önünde en büyük ENGEL olduğunu söyler.
Çünkü Kapitalizm'in özünden kaynaklanan rekabet ve çelişkiler nedeniyle bir ORTAK AKIL YARATMASI söz konusu değildir.

Tabiki Kapitalizm'in özünden kaynaklanan bu rekabet ve çatışmalar sonucu yıkılacağını söyleyemeyiz.
Bunun gerçekleşmesi için bu nesnelliğe müdahil olacak İRADİ ETMENE, ÖZNEYE gerek vardır.

Bugün artık tarihsel sınırına gelmiş dayanmış olan Kapitalizmin içine düştüğü bunalımlardan kurtulması olası değildir.
Bu Sosyalizmin ZORUNLULUĞUNU bizlere gösterse de, bu nesnelliği dönüştürecek bir iradi müdahale, bu  iradeyi yürütecek bir sınıfsal özne örgütlenmediği sürece, böyle bir mutlaklıkta bulunamayız.

O nedenle diyoruz, YA SOSYALİZM YA BARBARLIK !
VEDA
« Son Düzenleme: 31 Temmuz 2019, 12:38:50 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET