Gönderen Konu: EMPERYALİST-KAPİTALİST SİSTEM VE TÜRKİYENİN SİSTEMDEKİ YERİ!  (Okunma sayısı 119 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3190
Lenin Emperyalizm'i kısaca Kapitalizm'in Tekelci Aşaması olarak tanımlar.
Bu dönemde tekellerin ve mali-sermayenin egemenliği ortaya çıkmış, sermaye ihracı birinci planda önem kazanmıştır.

Emperyalizm adlı kitabında Lenin, Emperyalizm dönemini bir önceki dönemden, serbest rekabetçi dönemden ayıran en önemli özelliğin, Sermaye İhracı olduğunu söyler.
Günümüzde ise Sermaye İhracı, Finans Kurumları ve Sanayı Taşımacılığı yolu ile gerçekleşmektedir.

Aradan yüz yılı aşan bir zaman geçmesi tabi ki bir taraftan Lenin’in bu tanımında ortaya koyduğu özellikleri daha da derinleştirmiş ona yeni  özellikler katmıştır.

Bunları da kısaca şöyle sayabiliriz.
1)Sermayedeki birikme ve gelişme hız kesmeden devam etmiş ve süreci takiben çok uluslu tekeller ortaya çıkmıştır.
2)Mali Sermayenin,Sanayi Sermayesini egemenliği altına alması, Mali Oligarşinin dünya üzerindeki  hegamonyasını sağlamış ve dünya mali oligarşinin çıkarları temelinde yeniden şekillenmeye başlamıştır.
Bu bağlamda da Ulus Devletler, bu şekillenmeye uygun yeniden yapılandırılma sürecine girmiştir.
3)Sanayi taşımacılığı günümüzde, sermaye ihracının bir aracı olarak ortaya çıkmış ve sermaye, işgücünün ve diğer kaynakların ucuz olduğu yerlere sanayiyi taşıyarak sermaye ihracını sağlamıştır.
4)Mali Oligarşi IMF, OPEC, APEC, NAFTA ve kredi değerlendirme kurumları aracılığıyla hem dünya ekonomisini denetim altında tutmuş hemde kendi çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırmıştır.


Kapitalizm öylesine küreselleşmiştir ki, üretim alabildiğince toplumsallaşmış, ve mekandan bağımsız hale gelmiş, kimin nerde hangi ülkede, hangi ülkenin işçi ve emekçilerinin artı değerine el koyduğu belirsizleşmiştir
Daha da somutu; kimin eli, kimin cebinde artık belli değildir.

Kısaca Ulusal Pazarlar hızla Dünya Pazarına doğru evrilmeye başlamıştır.
Artık tek merkezli Emperyalizm tahlilleri tarihe karışmıştır.

Emperyalizm dışarısı tek bir merkezi olmayan, piramidal bir yapı içersinde hüküm sürmektedir.
Bu yapı içersinde ülkeler, birbirine karşı sistemin özünden kaynaklı kıyasıya bir rekabet içerisinde, Hegemonya paylaşım savaşımı vermektedirler.
Bunun için de bu yapı içersinde, birbirleriyle birlik oluşturarak farklı güç odakları oluşturmuşlardır.
Rusya ve Çin’in başını çektiği Şanghay Beşlisi adlı Emperyalist Blok, ABD' nin başını çektiği Emperyalist Blok, AB ülkelerinin oluşturduğu Emperyalist Blok,  bu odaklara örnektir.

Koşullara ve bölgenin yapısına göre zaman zaman kartlar yeniden karılmakta, Bloklar içerisinde yer alan ülkeler taraf değiştirebilmektedirler.
Bloklar arasında ki çatışma, Bloklar içerisinde yer alan ülkeler arasında da sürmektedir.
Kısaca özetlemek gerekirse Dünyada bugün tam bir KAOS yaşanmaktadır.

Dünya, işte bugün bu güç odaklarının bölgesel planda da olsa Hegemonya paylaşımı savaşı altındadır.
Kapitalizmin bu küreselleşmesi, Burjuvaziyi Emperyalistleştirmiş ve Emperyalizm artık ülkeler için bir iç olgu haline gelmiştir.

Emperyalizme karşı mücadele artık “kendi” burjuvazisine karşı da mücadeleyi içermektedir.
Anti - Emperyalist mücadele ile Anti- Kapitalist mücadele artık tek bir mücadeledir.


Ne yazık ki özellikle ülke solunda Emperyalizm tam gerçeği ile anlaşılamadığı için Anti - Emperyalist Mücadele ile Anti-Kapitalist mücadele farklı anılmakta, birbirinden ayrı mücadele biçimleri olarak gösterilmektedir.

Tabii ki bu çarpıklık beraberinde çarpık bir mücadele anlayışını da birlikte taşımaktadır.
ABD Merkezli bir Emperyalizm anlayışı, her ABD ye karşı tavır alan Ülkeleri de Anti Emperyalist görmeye yol açmıştır.

Bu çarpıklığa verilecek örnek çok fazladır:
Saddam’ı, Esad’ı Anti -Emperyalist görenlerden tutun da Hamas’ı, Hizbullah’ı Anti - Emperyalist görenlere kadar bu örnekler çoğaltılabilir.
Hatta ABD ye karşı zaman zaman sertleşen tavırları özelliklede son günlerin flaş konusu S-400 ler konusunda aldığı tavır nedeniyle AKP HÜkümetinin politikalarını da Anti-Emperyalist gören yaklaşımlar vardır.

Bu çarpıklığın bir diğer yansıması da ülke ve bu ülkede egemen olan Burjuvazinin değerlendirmesinde görülür.
Kimileri , bizdeki  Burjuvaziyi, Emperyalizm'in, onlara göre de ABD 'nin taşeronu olarak görür.
Oysa göremedikleri, bu ilişkinin bir taşeronluk ilişkisi değil, dünyadaki bu bloklar arası ve içerisi paylaşım kavgasının bir gereği
olduğudur.

Bugün Türkiye de, bu Emperyal Piramit içersinde yer alan, özellikle de bölgede hegemon bir güç olmak isteyen, ama dünyadaki bu hegemonya savaşından kopmamak içinde Emperyalist Blokların birinin içersinde yer alan, hem finans yoluyla hem de sanayi taşımacılığı ile sermaye ihraç eder bir durumda olan, Emperyal Piramit'in alt basamaklarından, daha üstlere çıkmak için çabalayan bir ülkedir.

Türkiye,içersinde bulunduğu bölgede hegamon güç olmak isteyen, sermaye ihracı ile bölge üzerinde emperyal emelleri olan kimilerince alt emperyalist olarak görülen bir ülkedir.

Özellikle ortadoğuda gerileyen ABD hegamonyası, öteden beri bölgede Emperyal emelleri olan Türkiyenin iştahını kabartmış, hem bölgede güç olmak hemde bu güce dayanarak bölgede paylaşımdan nemalanmak için atağa geçmiştir.
veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET