Gönderen Konu: YABANCILAŞMA, KÜLTÜRLEŞME !  (Okunma sayısı 73 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı veda

  • İleti: 3175
YABANCILAŞMA, KÜLTÜRLEŞME !
« : 14 Ağustos 2019, 14:29:20 »
Kendi keyfimizce yaşayamadığımız, bizi çevreleyen maddi koşulların bilincimizi  belirlediği, zaman zaman bu koşullara müdahale ederek değiştirdiğimiz ve değişen koşulların yeniden bilincimizde değişikliklere yol açtığı bir sürecin içersinde yaşıyoruz.

Bu akış içersinde bizim öznesi olduğumuz ama bize, insan olan özümüze aykırı, bize karşı çıkan pek çok faaliyet ve giderek kendimize, çevremize, doğaya, emeğimize ve emeğimizin ürününe karşı artan bir YABANCILAŞMA.
Kısaca bu faaliyetin yönlendiricisi biz olmalıyızken, faaliyetin bizi yönlendirdiği bir süreci yaşıyoruz.

Tabi bu yabancılaşmada üretim araçlarının sahibi olduğu için zihinsel üretim araçlarının da sahibi olan sınıfın, diğer sınıfların tavırlarını, davranışlarını ve düşüncelerini belirlemesinin de etkisi büyük.

Karl Marks Alman İdeolojisinde şöyle der;

"Egemen sınıfın düşünceleri, bütün çağlarda, egemen düşüncelerdir, başka bir deyişle, toplumun egemen maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda egemen zihinsel güçtür.
Maddi üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, aynı zamanda, zihinsel üretimin araçlarını da emrinde bulundurur, bunlar o kadar birbirinin içine girmiş durumdadırlar ki, kendilerine zihinsel üretim araçları verilmeyenlerin düşünceleri de aynı zamanda bu egemen sınıfa bağımlıdır. Egemen düşünceler, egemen maddi ilişkilerin fikirsel ifadesinden başka bir şey değildir..." (Karl Marks- Alman İdeolojisi)


Egemen sınıf böylece zihinleri ele geçirerek, zihnin bir özelliği olan bilinç ve onun belirlediği gündelik yaşamdaki davranışlar üzerinde  egemenlik kurar.
Öyleki zihne akan, bilinci belirleyen maddi koşullar ortadan kaldırılsa da, bunlar alışkanlık olarak çok uzun süre varlığını sürdürür.

Bilinçteki tahribatın giderilmesi çok uzun bir dönemi gerektirir.
Bu durum aynı zaman da Egemen sınıfın, ekonomik ve siyasal olarak mülksüzleştirilse de, ancak zihinlerdeki zincir kırılana değin,yeniden egemen konuma gelmesinin potansiyel kaynağıdır.

İşçi Sınıfının iktidarı karşıtından almasına, onu hem ekonomik hemde siyasal olarak mülksüzleştirmesine karşın, zihinsel alanda bunu gerçekleştirememesi sonucu, hala toplum üzerinde etkisini hissettiren eskinin egemen kültürü bir süre sonra toplumu tam anlamıyla etkisi altına alarak çürümeye, yozlaşmaya ve sonuçta iktidarın tekrar eskinin egemen kültürünün sahiplerinin eline geçmesine yol açmıştır.

Eskinin egemen kültürünü oluşturan maddi koşulları ortadan kaldırsan da, o koşullar sonucu bilinçte yer alan egemen kültürün bilinçten kazınması eş zamanlı olmadığı için bilinçte ki bu bozulmanın bu tahribatın giderilmesi çok uzun bir tarihsel dönemi kapsamaktadır.

İşte bu nedenle Kültürleşme, Komünist Kültürün yaratılması çok önem kazanmaktadır.
Sosyalizm'i salt üretici güçlerin gelişmişliği temelinde ele almak, bu bağlamda Sosyalizm'i, Kapitalizm'i ekonomik olarak geçmeye indirgemek, asıl üretici gücün, Bilim ve Teknolojiden önce onu uygulayan, ürettiği ürüne, kendisine, çevresine YABANCILAŞMIŞ İNSAN olduğunu görmemek belkide Reel Sosyalizm Pratiğinin bizim önümüze koyduğu en önemli ders çıkarılması ve çözüm aranması gereken sorunlarından biridir.

Ne yazık ki Marks dışında ondan sonra gelenler, var olan verili koşulların olumsuzluğunun etkisiyle, ikinci enternasyonalin ekonomist bakışından kendini kurtaramamışlardır.
Bu nedenle de  ikinci enternasyonalin ekonomist bakış açısı, Komünist Harekette etken olmuştur.

Komünist Toplum, bu toplumda insanın özgürleşmesi, üretici güçler, üretim ilişkileri temelinde ele alınarak Kapitalizmi yenmek, onu evrensel planda ekonomik olarak geçmeye indirgenmiştir.
Marks’ın “En temel üretici güç İNSANDIR “ nitelemesi dikkate alınmamış, üretici güç denince akla Ekonomi gelmiştir.

İşin Yabancılaşma ve buna bağlı Kültürleşme boyutu üzerinde yeterince durulmamıştır.
Alt Yapı, Üst Yapı ilişkisi, diyalektik değil mekanik yorumlanmış, Alt yapının belirleyiciliği mutlaklaştırılmış, Alt yapı ile Üst yapı arasındaki diyalektik etkileşim göz ardı edilmiştir.

Bilincin maddi yaşama bağlılığı tek taraflı ele alınmış, bilincin de maddi yaşamı etkilemesi göz önüne alınmadığından, maddi yaşamda olabilecek değişimlerin bilince yansıması eş zamanlı düşünülerek, bu yönde mücadele edilmesi savsaklanmıştır.

Örneğin geçmişten devr alınan maddi koşulların değiştirilmesi ile bir anda eskinin maddi koşullarının bilinçte yarattığı tahribatın giderileceği sanılmış, bunun için ayrı bir mücadele verilmesi gereksiz görülmüştür.

Bence Reel Sosyalizm’in çöküşündeki en önemli etkenlerden biride budur.
Öyle ki Rus işçisi saatine baka, baka, zar,zor sonlandırdığı mesai saati sonrası, kendini meyhanelerde bularak, mutluluğu votka şişelerinde aramıştır.
Onun için o fabrika hiçbir zaman kendinin olmamış, kendini orada hep bir ücretli işçi, bir yabancı olarak hissetmiştir.

Tam anlamıyla üretimin her yönden öznesi olacakken, tıpkı önceki durum gibi üretimin nesnesi konumuna düşmüştür.
Gladkov, Fabrika(Çimento) isimli romanında, bu gerçeği çok açık dile getirir.

Şimdi soru, biz bu yabancılaşmanın etkisi altında kalmış insanlardan geleceğin sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz ve savaşsız bir dünyayı kurmasını bekliyebilirmiyiz!
Yoksa bizde işin kolayına kaçarak, bazıları gibi bu iş olmuyor diyerek tüm inandıklarımıza ELVEDA MI demeliyiz!

O zaman akıllara,  bu yabancılaşmanın ortadan kaldırılması için onu var eden maddi koşulların yok edilmesinin dışında ne yapılabilir sorusu gelmektedir.
İşte burada devreye KÜLTÜRLEŞME girmektedir.
VEDA
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET