Gönderen Konu: SINIF, SINIF BİLİNCİ, PARTİ!  (Okunma sayısı 104 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı veda

  • İleti: 3175
SINIF, SINIF BİLİNCİ, PARTİ!
« : 15 Ağustos 2019, 20:29:42 »
Sınıfın nesnel konumu ile bir özne olarak kendini sınıf mücadelesinde müdahil hale getirmesi önümüze, Kendiliğinden Sınıf ve Kendi İçin Sınıf tanımlamalarını koyar.
Kapitalizm'in doğası gereği, toplum içersinde yaşayan insanlar, üretim araçlarına sahip olmadıkları için, yaşamlarını sürdürebilmek ve temel gereksinmelerini karşılayabilmek için, üretim araçlarını ellerinde bulunduranlara emeklerini pazarlarlar.

Çünkü bu insanların, üretim araçlarından yoksun olmaları nedeniyle yaşamak için emeklerinden başka satacakları bir şeyleri yoktur.
Bu pazarlık özgür bir ortamda gerçekleşiyor gibi görünse de, verili koşulların dayatması bu pazarlığın bir zorunluluk sonucu gerçekleştiğini bize gösterir.
Bu bağlamda bir özgür ortamdan bahsetmek olanaksızdır.

İşte insanların zorunluluk sonucu çalışmak zorunda kalması ve emeklerini pazarlaması onları sınıf konumuna sokar.
Bu konumda işçiler, sermaye karşısında ortak çıkarlara sahip bir sınıf niteliğindedir.
Ancak bu sınıf olma niteliği Kendisi için değil, Kendiliğinden Sınıf niteliğidir.
Çünkü bu konumda işçiler sermaye için sınıf olma niteliğindedirler.

Ne zamanki yığın halinde ortak çıkarlara sahip olan bu işçiler örgütlenir ve sınıf mücadelesi sürecinde devrimci bir rol üstleneceklerinin farkına vararak sınıf bilinciyle hareket ettiklerinde, Sermaye için sınıf olma konumu yerine, Kendileri için sınıf olma konumuna geçerler.

Artık mücadele ekonomik alanın dışına çıkarak politik bir savaşım niteliği kazanmıştır.
Bu noktada işçi sınıfı artık kendisi için vardır, sermaye için değil!

Marksistler için sınıflar ile sınıf mücadelesi, birbirinden bağımsız olgular değildir.
Bu bağlamda,"kendinde sınıf" ile "kendi için sınıf" farklı özneler değil, aynı öznenin diyalektik  bütünlük içeren iki farklı yüzüdür.

Ekonomik Mücadele içerisinde işçinin kendini, dahil olduğu sınıfın bir parçası olarak görerek, çıkarlarının Sermaye Sınıfından farklı olduğunu bilincinde duyumsamasıyeterli değildir.
Bunun için işçinin ekonomik mücadele sırasında edindiği bilinci, Siyasal Bilinçle tamamlaması gerekir.
Yani, madem ki ben üretiyorum o halde neden yönetmiyorum diyerek Politikleşmesi ve örgütlenerek Yönetim Erkini, Siyasal Erki Sermaye Sınıfının elinden almak için mücadele etmesi gerekir.

O zaman şu soru akla gelebilir;
İşçileri siyasal erk mücadelesine yöneltmek için, siyasal bilinci işçi sınıfı nasıl edinebilir?
Eğer İşçi sınıfı siyasi üst yapıda bir erk savaşımına girecekse, o zaman edinilmesi gereken siyasal bilincin, Ekonomik Alanın dışından verilmesi gerekir.

İşçi sınıfının kendiliğinden hareketleri kendi içersinde bir bilinç taşısa da bu bilinç ancak henüz yeşermeyi bekleyen tohum halinde bir bilinçtir.
Bu bilinçle yapacakları da ancak ekonomik alanı kapsayan, ekonomik çıkarları temel alan bir mücadeledir.

Oysa işçi sınıfının temel mücadelesi, vermesi gereken asıl mücadele, iktidar mücadelesidir.
Yani politik mücadeledir.

"işçilere politik sınıf bilinci ancak dışarıdan, yani ekonomik mücadelenin dışından, işverenlerle işçiler arasındaki ilişki alanının dışından götürülebilir” derken Lenin bunun için bir araca gereksinim olduğunu işaret eder.
İşte bu araç, İşçi Sınıfının düşünen eli, onun erk savaşım aracı PARTİSİDİR.

Bir takım çevrelerin yanlış anladığı, dışardan derken bunun işçi sınıfının ve  sınıf mücadelesinin dışından verildiği gibi bir yanlış anlamadır.
Oysa işçi sınıfının partisi, onun dışında değil, onun içerisinde, onun düşünen elidir.

Parti fikriyatı Marks döneminden beri vardır.
Her ne kadar bu fikri Lenin hayata geçirerek var olan nesnellikten parti aracılığıyla Devrimci bir vazife çıkartmış olsa da, Marks ve Engels'in birlikte oluşturdukları Komünist Parti Manifestosu, hala Komünistler'in ek kitabı olarak önemini korumakta, Komünistler'e yol göstermektedir.

Ayrıca yine Marks; Birinci Enternasyonalin 1872 Kongresin de: 
“Proletarya, mülk sahibi sınıfların kolektif gücüne karşı mücadelesinde, ancak mülk sahibi sınıflar tarafından kurulmuş eski partiler karşısında ayrı bir siyasal parti haline gelirse, bir sınıf olarak davranabilir. Proletaryanın siyasal bir parti haline gelmesi, toplumsal devrimin ve onun nihai hedefinin, sınıfların kaldırılmasının, zaferinin güvence altına alınması için vazgeçilmezdir. (…)proletaryanın büyük görevi siyasal iktidarı ele geçirmek olmalıdır.” diyerek Parti fikrinin ne denli erk savaşımı için yaşamsal olduğunu dile getirir.

Lenin parti fikriyatını pratiğe taşıyarak, pratik içerisinde partide olması gereken özelliklerin neler olması gerektiğini ortaya koyar.
Ekim Devriminin gerçekleşmesi, böyle bir pratiğin yaşamda bulduğu karşılıktır.
VEDA

Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET