Gönderen Konu: SOKAK KORKUSU...  (Okunma sayısı 195 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı oencel

  • İleti: 14
SOKAK KORKUSU...
« : 23 Ağustos 2019, 14:37:49 »
[/b][/b]Sokak Korkusu…

Son günlerde ard arda sarsıcı sonuçlara gebe adımları var KARANLIĞIN.
Bir yanda dışarda ABD ve RUSYA irisi güçlerle Suriye bataklığında girilen kaotik ilişkiler ve ağır sonuçlara gebe gidiş; diğer yandan iç politikada yeni kırılmalara gebe adımların atılması, özellikle HDP’li belediye başkanlarının zorbaca görevden alınması yerlerine Kayyım atanarak seçim, sandık sürecinin bittiğinin bir kez daha ilan edilmesi; Kürt halkına yönelik “benim istediğimi seçmezseniz ben istediğimi yasaları eğip bükerek zorla atarım” mesajıyla Yargıda ‘REFORUM’ bekleyenlere de bu uygulamayla orta parmağını göstermiş oldu. KARANLIĞIN bundan sonraki uygulamalarını belirleyecek toplumsal muhalefetin mücadeledeki durumudur.
Toplumsal muhalefetin örgütlülük durumu ve buna öncülük edecek siyasi iradenin  emek- sermaye ekseninde ki tavrı, KARANLIĞIN saldırılarına karşı direnişi ve mücadelenin aydınlıktan ve emekten yana kazanılıp kazanılmayacağını belirleyecektir.
Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir özelliği taşıyan Belediye Başkanlarının yerine kayyım atanmasına karşı burjuva muhalefetinin, özellikle CHP’nin tavrına baktığımız zaman Genel Başkan K. Kılıçdaroğlu’nun “Sokağa çıkmak, protesto etmek gibi durumları doğru bulmuyorum” açıklaması başta CHP olmak üzere burjuva muhalefetinin ‘SOKAK’ korkusunu, sokaktan ödü koptuğunu en yetkili kişinin ağzından ilan edilmesinden (kerelerce) sonra HDP’nin eş başkanı Sezai Temelli’den de ‘Demokrasi’ den ayrılmayacakları türü açıklamaları; toplumsal muhalefeti sınıf mücadelesini baz alan meclis dışı sosyalist, Komünist güçlerin örgütlemesinin aciliyetini bir görev olarak önümüze koymaktadır.
Başta CHP olmak üzere burjuva muhalefeti SOKĞA inmek ve burjuva anlamda da olsa demokratik yürüyüş ve gösteri haklarını kullanmaktan vaz geçtiklerini ilan ederken; sokağa inenleri de onaylamadıklarını açıkça ortaya koymuşlardır. Suya tirit açıklamalarla kayyım atamalarını eleştirir gibi yapsalarda onaylamaktadırlar.
Bu gelecekte İstanbul, Ankara, Adana, İzmir gibi ülkenin bel kemiğini oluşturan Büyük Şehir Belediyelerine de KAYYIM atanabileceğinin de KARANLIĞIN göz dağı olarak algılanmalıdır.
Burada asıl görev meclis dışı: kendine komünist, sosyalist diyen, merkezine sınıf mücadelesini koyan parti, örgüt yada siyasi yapılara düşmektedir.
Burjuva cephesinde “demokrasi güçbirliği” başlığı içinde yer alan meclis dışı sol sosyalistlerin bu sahte güç birliğinden kopartılarak sosyalist güçlerin birleşik devrimci güç birliğini oluşturmaları gerekiyor.
Zaman daralıyor, bir yanda KARANLIĞIN dışarda yeni maceralara gebe durumu: Doğu akdeniz,  diğer yanda Suriye İdlib’de sıkışmışlığı, Fırat’ın doğusunda ABD ile girilen “Güvenli bölge” saçmalığı özünde Amerikan Koridoru oluşturma çalışmaları. Her an sıcak çatışma olasılığı (İdlib’de Türk konvoyuna saldırı ve gözlem kulelerinin kuşatılmışlık durumu) KARANLIĞIN iktidarda kalma ve muhalefeti sindirme amacıyla her yola baş vuracağını görebilmeli ve buna göre hazırlıkları yapmalı, bu günden yarına mücadeleyi dürdürmeliyiz.
Kayyım atamalarına karşı sadece HDP kesimi değil tüm devrimci sosyalist güçlerin ortak dayanışması sokakta büyütülmelidir. Eleştiri ve farklılıklarımızı koruyarak ama KARANLIĞA karşı da askeri müştereklerde ortaklaşarak sokakları, alanları doldurarak toplumsal muhalefeti örmeliyiz.
Maalesef meclis dışı solun da pek sokak derdi olmadığını sokaklardan uzak durduklarını bir tespit olarak buraya bırakıyorum.
Sokak korkusu meclis dışı solda burjuva muhalefetinden farklı tabi, burjuva muhalefeti sokağın kendisini aşacağını ve kapitalist sistemin tehlikeye girebileceği KORKUSUNU yaşıyor,
Meclis dışı sol ise SOKAĞIN siyasi yapılarına indireceği darbelerden korkuyor, yani yasadışılık bağlamında polis yargı tutuklanma vb baskıların tabanlarında yapacağı olumsuz etkiler… Oysa ‘korkunun ecele faydası yok’ halk deyiminde olduğu gibi korkunun üzerine gidecek devrimci cesareti topluma işlemede en büyük görev sosyalist ve komünistlere düşüyor.
Bizim gibi ülkelerde riski göze almayan, burjuva devlet aygıtının zorbalığına karşı sadece teoride değil pratikte sokakta, üretim yerlerinde, kampüslerde plazalarda KARŞI durmayan hiçbir sol yapımın bu topraklarda başarılı olma şansı yoktur. Yok olurlar demiyorum kendi küçük barakalarında yaşarlar tabi buna siyasal anlamda yaşama denirse.
Eğer meclis dışı sol güçler güçlü bir birleşik alternatif yaratamazlarsa; KARANLIĞIN dışardaki maceraları ve bataklıktaki debelenmelerine koşut; içerde bir yandan baskıyı daha da artırırken, diğer yandan yağma ve talan düzenini sürdürmek için
 özelleştirmeler sonucu elde satılacak bir şeyin kalmaması sonrası geriye kalan doğal kaynakları, yani Dağların ormanlarıyla madencilik adı altında, koy ve limanların, temiz su kaynaklarının, dere ve ırmakların, meraların, deniz ve boğaza nazır yerlerin  yabancılara toprak satışlarıyla, peşkeş çekilmesiyle ülkemin insanıyla, emeğiyle, doğası ve çevresiyle yıkımına maalesef tanık olacaklardır. Son yangınlar özellikle İzmir yangını ve KARANLIĞIN tavrı gelecekteki yıkımın ayak sesleridir.
Bunun vebalinin altından hiçkimse kalkamaz.
Son söz olarak:
Örgütlen ve sokağı örgütle…
23082019
Ramazan Öncel