Gönderen Konu: KAR ORANLARINDAKİ DÜŞÜŞ!  (Okunma sayısı 224 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı veda

  • İleti: 3352
KAR ORANLARINDAKİ DÜŞÜŞ!
« : 20 Eylül 2019, 19:48:18 »
Kapitalizm, doğası gereği ortak akıldan yoksun olduğu için bünyesinde kıyasıya bir rekabet vardır.
Firmalar eldeki pazarı yitirmemek, bu pazarı rakiplerine kaptırmamak için, emeğin üretkenliğini arttırmak adına makinalaşmaya ağırlık vererek sabit sermayeyi arttırma  yoluna giderler.
Ancak, sabit sermayenin artışı, emeğin üretkenliğinin artışından daha fazladır.
Bu nedenle de sabit sermayenin artışı, artı değerin artış oranından daha yüksektir.
Bu durum kar oranlarında düşmeyi kaçınılmaz kılar.

Kar oranları, Artı Değer'in Toplam sermayeye oranıdır.
Toplam sermaye;  Sabit Sermaye + Değişken Sermayeden oluşur.
Kar Oranları = Artı Değer/Toplam Sermaye(Sabit Sermaye + Değişken Sermaye)

Kar Oranlarının artması için Artı Değerin artmasının yanında Toplam Sermayenin azalması gerekir.
Oysa Sermaye Sahibi, rekabet koşullarında öne çıkabilmek, diğer rakiplerinin önüne geçebilmek için Sabit Sermayeyi
(Makinalar+Araç,Gereçe ödenen sermaye) arttırmak zorundadır.
Bu da Toplam Sermayeyi arttıracak, Kar Oranlarını düşürecektir.

Sermaye Sahibi Toplam Sermayenin artmaması için bu sefer de Toplam Sermayenin artışını dengelemek adına, diğer bileşeni olan Değişken Sermayeyi (Emek Gücüne ödenen sermaye) sabit tutmak ya da  azaltmak zorundadırlar.

Bu durumda ortaya Kapitalist açısından bir başka içinden çıkılmaz, açmaz durum yaratır.
Artı Değer, yani Emek Gücünün yarattığı değer üretim sürecinde gerçekleşse de, Sermayeye eklemlenmesi ve Realize olması ancak pazarda olası olur.
 
Ücretleri ve sosyal hakları kısılan ya da sabitlenen çalışanlar, aslında pazarda artı değeri realize eden unsurlardır.
Pazarda oluşan piyasa değerinin sabit tutulan ya da azaltılan ücretler karşısında çok yükselmesi, alım gücünün bu bağlamda düşmesi, eksik tüketime neden olur.


Üretim, Tüketim için vardır.
Tüketimsiz Üretim olmaz.
Tüketim düşüyorsa, buna bağlı olarak Üretimde düşer.
Oysa sistem, varlığını sürdürebilmesi için sürekli Üretmek zorundadır.

Eksik Tüketimi gidermenin yolu da alım gücünü arttırmaktır.
Alım gücünün artması demekse çalışanların ücretlerinin artması demektir.
Bu durum ise değişken sermayenin dolayısıylada yeniden toplam sermayenin artmasına ve kar oranlarında düşmeye neden olur.

Yani tam bir çıkmaz söz konusu!
Bir halk deyimiyle "İki ucu ..... Değnek

Kapitalist, bu durumda  çalışanların ücretlerini arttırmak yerine, onları borçlandırarak piyasada hareket sağlayarak, ekonomiyi canlı tutmak ister.
Kredi Kartlarının, bireysel kredilerin, tüketici kredilerinin ortaya çıkış nedeni budur.

Ancak çalışanlar alacak ile borçlarını dengeleyemedikleri için(ücretler ile piyasada oluşan fiatlar arasında ki açıklık, piyasa fiatları lehine arttığından) bu borç gittikçe artar ve bir müddet sonra ödeyemez hale gelirler.
Krediyi veren bankalar, yasa gereği tüketicinin mallarına el koyar.
Ancak el koyduklarını değerinde satamadıkları için el koydukları mallar atıl olarak ellerinde kalır.

İşte Kapitalizm'in içinden çıkamaz dediğimiz, yapısından kaynaklanıyor dediğimiz ve onu sınırlarına dayandırdı dediğimiz KRİZ budur.
Bu içinden çıkılmaz nesnellik yepyeni bir dünya, savaşsız,sömürüsüz bir dünya, gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan bir dünyayı önümüze getirse de, bu nesnelliğe müdahil olacak, bu nesnellikten devrimci vazife çıkartacak ÖZNELLİĞİ ortaya koymadan, bu söylediğimizin gerçekleşmesi olası değildir.
VEDA



Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET