Gönderen Konu: BİR KEZ DAHA YURTSEVERLİK ÜZERİNE!  (Okunma sayısı 129 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3218
BİR KEZ DAHA YURTSEVERLİK ÜZERİNE!
« : 28 Eylül 2019, 14:01:35 »
Zaman zaman yazılarını beğeniyle okuduğumuz ve paylaştığımız Erhan Nalçacı sol haber de "Küreselleşme mi, Yurtseverlik mi" başlıklı bir yazı paylaşmış.
İlk defa tam bir hayal kırıklığına uğradttı Erhan Nalçacı bizi!
https://haber.sol.org.tr/yazarlar/erhan-nalcaci/kuresellesme-mi-yurtseverlik-mi-271323

Küreselleşme sınıfların iradesinden bağımsız ama onları dolaylı olarak etkileyen nesnel yürüyen bir olgudur.
Marks bu olguyu Komünist Manifesto da çok önceleri öngörmüş ve belirtmiştir.

Nesnel yürüyen süreçlere doğru bakış, bu süreçlerden kendi sınıfsal çıkarları doğrultusunda politikalar üretmektir.
Yurtseverliğin başına Emekçi Kavramı getirmekle YURTSEVERLİK değişmez!
Komünist Manifesto'dan beri bu böyledir!

Marks Komünist Manifesto da; işçilerin vatanı yoktur onlardan sahip olmadıkları bir şeyi istiyemezsiniz derken de, 18 Brumairde;  Yurtseverlik mülkiyet ilişkilerinin en ülküsel biçimidir derken de, Lenin Komün Derslerinde; Birbirine karşıt ödevleri -Yurtseverlikle Sosyalizmi- birleştirmek, Fransız sosyalistlerinin en büyük yanlışıydı derken de  bu böyledir aynı şekilde bugünde BU BÖYLEDİR!

Eğer onlardan MARKS'IN deyimiyle sahip olmadıkları bir şeyi isteyemezsek, sahip olmadıkları bir şeyi sevmelerini de bekliyemeyiz veya onlara sahip olmadıkları bu şeyi sevmelerini dayatamayız, zorlayamayız.

Yurt denilen olgu, egemenlerin sömürü alanlarını belirlemek için etrafını çitlerle çevreledikleri toprak parçasıdır.
Demek ki yurt ezilenlere içkin bir kavram değil, egemenlere ait bir kavramdır.
O nedenle de egemenler Yurt Çıkarı, Ülke Çıkarı adı altında kendi sınıfsal çıkarlarını, ezilenlere, mülksüzlere dayatmış ve onları biribirine kırdırtmıştır.

Sınıfların ve Devletin ortaya çıkışından bu yana geçen süreçler de, ezilenlerin hiç bir zaman yurtları olmamıştır;kimi zaman köle sahibi tarafından bir toprak parçasından diğer bir toprak parçasına satılmış;kimi zaman feodal bey, senyör tarafından bulunduğu yerden başka yerlere sürülmüş;kimi zaman da emeğinden başka satacak bir şeyi olmadığı için, yaşayabilmek adına, ülke ülke dolaşarak emeğini satmıştır.

Bir çoğrafi bölgenin yurt olabilmesi için, bu bölgede yaşayan insanların biribiri ile aralarında kendiliğinden ilişkilerin olması gerekir.
Bu faaliyetlerin ne olduğuna ve hangi temel de geliştiğine baktığımız da şunları görürüz.
Öncelikle bu faaliyetler yani insanların bu coğrafi bölgede biribiri ile girdikleri kendiliğinden ilşkilerin dayandığı temel, mülkiyet ilşkileridir.
Sınıfların var olmasından bu yana bu faaliyetler, kabaca ezen, ezilen şeklinde ve mülkiyet temelin de gelişir.

Tüm bu veriler ışığında yurtseverliği şu şekilde tanımlayabiliriz.
Yurtseverlik ezen, ezilen şeklinde mülkiyet temelinde gelişen insana aykırı faaliyetlerin, günümüzde ücretli emek-sermaye biçiminde kendini var kıldığı, bir burjuva kavramdır.
Yurtseverlik günümüzde, burjuvazinin yurt olarak tanımlanan coğrafi bölgede kendini egemen kıldığı o coğrafyada yaşanan maddi ilişkilerin düşünsel ifadesidir.


Komünistler, politika üretirken veya politika yaparken, kendi değerleri üzerinden yaparlar.
Burjuva değerler üzerinden siysaset yapmak, ister taktik, isterse stratejik amaçlı olsun, sonuçta popülizm adına ortaya konan oportunist yaklaşımlardır.

Marksizm'in ustaları YURTSEVERLİK konusunda çok açıktırlar.
Marks ve Lenin den iki alıntı ne söylemek istediğimizi dahada net ortaya koyacaktır.
 
"Burjuva sınıfı bir "ulusal savunma hükümeti" kurdu ve işçi sınıfı ulusal bağımsızlık için bunun önderliğinde çarpışmak zorunda kaldı. Gerçekte bu, Paris işçileriyle savaşmayı ödev sayan bir "ulusal ihanet" hükümetiydi. Ama, yurtseverlik hayalleriyle körleşen işçiler bunu göremediler. Yurtseverlik ülküsünün kökleri onsekizinci yüzyılın Büyük Devrimindeydi; Komün'ün, sosyalistlerinin kafalarını da etkiledi; sözgelimi, su götürmez bir devrimci ve ateşli bir sosyalizm taraftarı olan Blanqui, gazetesi için şu burjuva narasından daha iyi bir başlık bulamıyordu: "Ülke tehlikededir!"
Birbirine karşıt ödevleri -yurtseverlikle sosyalizmi- birleştirmek, Fransız sosyalistlerinin en büyük yanlışıydı.
1870 Eylülünde yayınlanan Enternasyonal'in Manifesto'sunda Marks, sahte bir ulusal ülküyle yoldan saptırılmamaları konusunda, Fransız işçilerini uyardı; Büyük Devrimden bu yana derin değişiklikler olmuştu, sınıf düşmanlıkları keskinleşmişti, o zamanlar Avrupa gericiliğine karşı savaş bütün devrimci ulusu birleştirmişti, ama artık işçi sınıfı çıkarını, kendine düşman öteki sınıfların çıkarlarıyla, birleştiremezdi; ulusal utancın sorumluluğunu burjuva sınıfı taşımalıydı; işçi sınıfının ödevi, burjuva sınıfının boyunduruğundan, emeğin sosyalist kurtuluşu için çarpışmaktı."(Paris Komünü Üzerine Dersler-Lenin)


" İşçinin ulusu,ne Fransız,ne İngiliz,nede Almandır;onun ulusu,çalışma,ücret köleliği,kendini satmadır.
Onun hükümeti,ne Fransız,ne İngiliz,ne de Almandır;onun hükümeti Kapital'dir.
Onun doğuştan gelen havası,ne Fransız,ne İngiliz,ne de Almandır;aksine farbrika havasıdır." (KARL-MARKS)


TIPKI AVUSTURYA İŞÇİ MARŞINDA SÖYLENDİĞİ GİBİ
YURDUMUZ BÜTÜN CİHANDIR BİZİM.

TIPKI TEVFİK FİKRET’İN ŞİİRİNDE DİLE GETİRDİĞİ GİBİ;
NEV-İ BEŞER MİLLETİM RUY-İ ZEMİN VATANIMDIR.

TIPKI NAZIM HİKMET’İN SÖYLEMİYLE;
YERYÜZÜNE  TOHUM GİBİ SAÇMIŞIM ÖLÜLERİMİ, KİMİ ODESADA YATAR, KİMİ PRAG\'DA, İSTANBUL\'DA KİMİ.
EN SEVDİĞİM MEMLEKET YERYÜZÜDÜR, SIRAM GELİNCE YERYÜZÜYLE ÖRTÜN ÜZERİMİ.

veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET