Gönderen Konu: İŞÇİ SINIFININ VE MARKSİZM'İN UTANGAÇCA REDDİ!  (Okunma sayısı 119 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3218
İşçi Sınıfının kapsamının genişlediği ve bu bağlamda belki de yeniden tanımlanmasının gerektiği doğru bir tespit olabilir.
Burada yanlış olan bu saptamadan yola çıkarak işçi sınıfının artık önemini ve devrimci mücadelede özne rolünü yitirdiği çıkarsamasıdır.

İşçi Sınıfının  kapsamı genişlese de,tüm toplumsal muhalefetin çıkarlarının temsiliyetini ancak İŞÇİ SINIFI yapabileceği için, bu kapsam genişlemesi işçi sınıfının özne olma rolünü ortadan kaldırmayacağı gibi daha da güçlü kılacağı gerçeğini bize göstermektedir.

Gericilik dönemlerinde, yani sınıf hareketinin gerilediği dönemlerde her zaman Sınıfın reddi üzerine nutuk çekenler, Elveda Proletarya diyenler olacaktır.

Toplumsal olanla, Sınıfsal olan derken kastımız, bunları birbirinden ayırmak olmamalıdır.
Toplumsal olanı, ancak Sınıfsal olanın içersinde yer aldığı sınıf mücadelesi çerçevesinde anlayabiliriz.
Böyle olduğu için de, Sınıfsal olanın yerine Toplumsal olanı ikame edemeyiz.

Daha da somutu, Devrimci Özne olarak İşçi sınıfı yerine, farklı Toplumsal kesimleri koyamayız.
Eğer siz Sınıfsal olanı yok sayarsanız, doğal olarak Kapitalizmin yıkımını da onun dışındaki Toplumsal olana bağlarsınız.

Otonomcu Marksist Harry Cleaver  bunu somut olarak şöyle ifade ediyor:

“ Bu anlamda olası bir savaş alanı sadece meta üretiminin yapıldığı fabrikalar değil, kültürel hayatın tamamı bir mücadele alanı. Bu mücadele alanında mümkün olan ve yapılması gerekenler ise; ise evkadınlarının evlerini terkederek sokağa dökülmeleri, 'öğrencilerin okulu işgal ederek özgür üniversiteler kurmaları ya da eğitim kaynağı olarak alternatif alanlar yaratmaları, işsizlerin ücretli işlerde çalışmayı reddetmesi".

Harry Cleaver kapitalizmin işleyiş mekanizmalarının ancak bu türden 'reddetmek' üzerine kurulu eylemlerle yıkılabileceğini söylüyor.
Sonuçta işaret ettiği toplumsal yapı da homojen bir bir Sosyalist düzen değil farklılıkların ve alternatiflerin üzerine kurulu, indirgemeci olmayan, yaşamı işe indirgemeyen bir yapı olarak karşımıza çıkıyor.

Burada da doğru bir saptama ama bu saptamadan çıkan yanlış bir politik sonuç var.
Gerçekten de savaş alanı(bize göre bu savaş alanı, yaşamın her alanında süren, sınıf mücadelesi çerçevesi içerisinde varlık bulur) sadece üretiminin yapıldığı fabrikalar değildir.
Tüm yaşam alanı, mücadelenin alanı konumundadır.

Ama buradan yola çıkarak bu mücadeleyi ev kadınlarına, işsizlere, öğrencilere bağlamak bizi SİVİL TOPLUMCULUKTAN öte bir yere taşımaz.
Önemli olan bu toplumsal kesimleri, sınıfsal olanla bir araya getirmek ve sınıfsal olanla bütünleştirmektir.

Yine bize göre bu mücadele öncelikle Fabrikalarda ve İşliklerde başlamalıdır.
Eğer mücadele bu soygun ve sömürü düzenine karşıysa, bu olumsuzlukların maddi temeli üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunun sonucu olarak sömürüye dayanıyorsa, o halde ilk yapılacak iş bu olumsuzluğun başladığı yerde mücadeleye başlamaktır.
Kısaca Sermayenin Fabrika İktidarına karşı mücadeleden başlayarak, Sermayenin Siyasi İktidarına karşı mücadeleye doğru yürümek.

Sermaye, emeği üretim araçlarının özel mülkiyetini elinde bulundurduğu için hegamonyası altına alır onu sınıflaştırır, yabancılaşmış emek haline getirir.
Böylelikle ücretli emek üzerinden elde ettiği artı değeri, pazarda realize ederek, kendini büyütür, daha da somutu VAR EDER.

Hep tekrarladığımız bir söz vardır;
Kendi Karşıtını yok ederek, kendinide ortadan kaldırma POLİTİK ÖZNELLİĞİNE sahip tek sınıf İŞÇİ SINIFIDIR.
Birileri buna karşı çıkyor oysa burada bahsettiğimiz Sınıf olarak İşçi Sınıfıdır.

Komünistler'in sonul amacı Ücretli Emeği ortadan kaldırmaktır.
Sermaye ancak kendisini ücretli emek üzerinden var eder, olumlar.

Ne denli kendinizi Marksist olarak tanımlasanızda, Sınıfı, İşçi Sınıfının  Sınıf Mücadelesindeki yerini utangaçca da olsa yadsıdığınızda ortada ne yazık ki Marksizm kalmaz.
Sizde SOROS'UN peşinde KIZIL BAYRAK yerine çok Renkli Bayrakların ardında yürürsünüz.
Oysa biz Komünistler ,hiç kimsenin etnik, dinsel ve cinsel kimliğinin sorulmadığı KIZIL BAYRAK altında tüm farklılıkları KIZILLAŞTIRMAKLA yükümlüyüz.
veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET