Gönderen Konu: Savaşa gitme oğlum  (Okunma sayısı 3166 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı KARDESCHEE

  • İleti: 5
Savaşa gitme oğlum
« : 28 Ekim 2011, 16:54:30 »
Savaşa gitme oğlum... Sen hiç savaştan çıkmış bir ülke gördün mü oğlum? Savaşa gitme oğlum. Vatanı seviyorsan onun için ölmeye ve öldürmeye değil yaşamaya ve yaşatmaya git. Vatana hizmet etmek istiyorsan bahçıvan ol; bahçelerini çiçeklendir. Evsizler için evler, gençler için kültür siteleri yap. Bir fedakârlık yapmak istiyorsan yaşlıların bakım programlarına katıl, engelli çocuklar için festivaller, ayrımcılığa uğrayanlar için gösteriler düzenle ama savaşa gitme. Gençleri başka gençlerin katili ya da ölü olmaya gönderiyorlar. Onlara inanma oğlum. Söylenen her şeye inanma. Onların "vatan haini" dedikleri vatanı en çok sevenlerdir. Onlar, yalnızca kendi vatanlarını değil başkalarının vatanını da sevenlerdir. Onlar, yalnızca kendi oğullarını değil başkalarının oğullarını da sevenlerdir. Onlar, farklı düşünme ve bunu dillendirme cesaretini gösterenlerdir. Vatan, üzerinde yaşayan insanlar olmadan nedir ki? Bu insanların çeşitliliği bir zenginliktir; farklı diller, farklı kültürler, farklı düşünceler bir arada ve armoni içinde en güzel ülkeleri yaratırlar. Kimseyi senden değişik diye, senden daha az eğitimli, senden daha yoksul, senden daha farklı düşüncelere sahip, senden farklı bir yaşam biçimi içinde diye hor görme. Bir insan hayatından daha değerli hiçbir şey yoktur ve her insan bir vatandır bunu unutma oğlum. Belki sana okullarda çok şey anlattılar. Televizyonlarla düşüncelerine girdiler ve kafanı karıştırdılar. "Düşman" dediklerinden nefret etmeni sağladılar. Ama "düşman" da bir insandır ve onun evinde senin adın da "düşman"dır bunu unutma oğlum. Bu "düşman" denilen ve öldürmen emredilen genç kimbilir sana ne çok benzemektedir. Farklı bir dil konuşsa da belki senin düşlerine sahiptir. Belki sen de onun yerinde olsan onun heyecanlarına kapılır onun yaptığı yanlışları yapardın. Başka bir ortamda tanışsanız belki de çok iyi arkadaş olurdunuz. Sen hiç savaştan çıkmış bir ülke gördün mü oğlum? Bir savaş belki üç gün sürer. Ama onun açtığı yaraların iyileşmesi yüz yıl sürer. Bu dünyada savaşı destekleyen, savaşa yardımcı olan herşeye karşı çık, hayata sahip çık oğlum. Derler ki bir dava uğruna canını verenler kahramandır. Şunu bil ki canını vermeye hazır olan can almaya da hazırdır. Canını verme oğlum. Onu ve başkalarının canını beraber koru. En büyük kahramanlar canı koruyanlardır... Sana diyeceklerdir ki "Sen onu öldürmezsen o seni öldürecek; aileni öldürecek. Ateş et!". Hayatta asla bunu yaşama oğlum. Bir şey için savaşacaksan dünyadan savaşı yok etmek için savaş. Barışın yollarını döşemek için çalış. Ülkeni seviyorsan savaşa gitme. Kolay olan savaştır ama zor olan barıştır oğlum. Sen bir barış yapıcısı ol. Bir kahraman olacaksan savaşın değil barışın kahramanı ol. Ölmenin ve öldürmenin değil yaşamanın ve yaşatmanın kahramanı ol. Gücünü silahlardan değil sözcüklerden al. Öyle konuşmalar yap ki kötülerin bile kalbi erisin. Öyle projeler yap ki dünya değişsin. Savaş ölüm ve yıkım demektir. Sen yaşamı ve onu gönendirmeyi seç. Asla ve asla savaşa gitme oğlum. Silahları değil aklını kullan. İnsan, her sorunu çözebilecek kadar zekidir bunu unutma. Dünya, dizi dizi mezarlarla dolu. Üzerlerinde genç insanların isimleri yazılı. Hepsi de savaşlarda öldüler. Birbirlerini öldürdüler. Bunların çoğu yoksul insanlardı. Bir kısmı parlak sözlere kanmış gençlerdi. Bu insanlığın bir utancıdır ve bunu durdurmanın bir yolu vardır. Ben, seninle en çok savaşa gitmediğin için gurur duyarım. Bunu göğsüme şeref madalyası diye takarım. Savaşa gitme oğlum.

Çevrimiçi Ekim

  • İleti: 1851
Savaşa gitme oğlum
« Yanıtla #1 : 29 Ekim 2011, 18:31:35 »
KARDESCHEE arkadaşımızın yukarıda  eklemiş olduğu yazı ,Neşe Yaşın'a ait olup kendisi ,odtü sosyoloji bölümü mezunu ve  Lefkoşe Üniversitesinde Türkçe dersleri veren bir hocadır. 4 şiir kitabı ve bir romanı var. 10 yıldır Kıbrıs - Rum kesiminde yaşıyor, bölünmeyi protesto etmek için. Neşe Yaşın başka bir dünyanın mümkün olduğunu düşünen ,barış yanlısı bir şair ve yazarımız.(2007)

 neden beni severken ağlıyorsun anne
 neden beni her görüşte kucaklıyorsun
 bizi öldürmeye gelirlerse eğer
 onlara deriz ki;
 babamız öldü geçen savaşta
 bizi de öldürürseniz eğer
 kim bakar portakal ağaçlarına

 anneciğim
 bir kayığa binip gidelim uzaklara
 orada başka insanlara diyelim ki
 bizim ülkemizde savaş var
 o yüzden geldik
 ölü arkadaşlarımızı da getirecektik
 ama, sığmadılar kayığa

Neşe Yaşın


Neden yaşamalı?

Zaman zaman bitkin düşüp kendimi eve kapatmam tevekkeli değil. Garip bir empati hali var hep bende... Hayatımdan geçip giden, karşıma çıkan herkese dair bir hikâye başlıyor içimde. Başka hayatları, onların ayrıntılarını düşünüyorum sürekli. Tanıdığım pek çok kişi kafamda bir roman kahramanına dönüşüyor. Kurguladığım hayatların, analizini yaptığım ruh hallerinin içine dalıveriyorum. Kalbim bir film platosu gibi... Pek çok kişinin yerine geçip, pek çok hayatı aynı anda yaşıyorum. Hele birileri benimle dertleşmiş, ufak tefek anekdotlar paylaşmışsa daha da vahim oluyor durum. Anlatılan hikâyedeki diğer kahramanların, figüranların bile izini sürüyorum. Birisinin ismi anılınca onu bir yerlerde, bir durumda hayal ediveriyorum. Çok yorucu bir mesai bu...

 Galiba bunu hep yaptım ben. Bir tür kendine konuşan trubador hali... Çocukluğumda bile böyleydi. Arkadaşlarımın evlerinde dolanırdım. Başka odalarda bir sabahın nasıl yaşandığını görürdüm. Anneler babalarla paylaşılan sıcak anların gizli fotoğraflarını çeker, çevredeki hayatların anlatısını kurardım.

 Belki de dinlediğim ilk masalın, okuduğum ilk kitabın büyüsüne kapılmamla başladı bu durum.

 Çoğu zaman bir kıskançlık duygusu içinde yaşadım bu başka hayatlar izlencesini. Belki de adaletsizliğe isyandı esas meselem. Bu dünyada payımıza niye farklı farklı hikâyeler düşmüşü sorgulamak.

 Bunca yıldır dolanıyorum bu dünyada. Sayısız durumun tanığı olarak. Sayısız bedenin ve aklın içine girerek. Sayısız kurgu ve çözümlemenin kelimelerinde inleyerek. Çok yorgunum.

 Bir aşk hali içindeysem bir miktar farklılaşıyor bu tanıklık nöbeti. Diğer hayatlar silikleşip geriye itiliyor ve hayatımın esas kahramanının içimdeki yakıcı hikâyesi başlıyor. Her an nerede olduğunu, neler yaptığını, kafasından neler geçtiğini kurgulamaya başlıyorum. Ne zulüm!

 Bu hayat dedektifliği yeni bir boyuta taşındı günümüzde. Artık sanal kanallar, facebook, twitter vs. var. Başka hayatlar sonsuz ipuçlarıyla gözümüzün önünde. Yaşantıların ve kalplerin haritası bir dokunuşla karşımızda. İstesek de istemesek de onca insanlık durumunun onca kırık hayatın seyircisi oluyoruz.

 Sayısız hikâyeler sürer benim içimde. Bazen birçok sevdiğim olur ve hikâyesine mutluluk yazılsın isterim. Kahramanıma yön verip, onu zafere ulaştırmaya çalışırım. Kendi lanet hayatımda olmayan, olmayacak olanın, başka hayatlarda gerçekleşebilmesini dilerim en azından.

 Nafile bir çabadır bu! Olsan olsan hayali roman kahramanlarının kader yazıcısı olabilirsin. Gerçek hayatın kahramanları senin aklının ucundan bile geçmeyen sayısız etkileşime, sayısız tesadüfe tabidirler. Kimsenin serüvenini önceden tahmin edemezsin.

 Kendi hayatını bile bilemezsin. Kalbin açık olduğu tehlikeleri, ruhun düşebileceği kıskaçları... Birden savrulduğun duyguların zalim tokadıyla sersemlersin.

 Gözü karalıktan neler gelmez ki başına. Tatlı dillere kanıp çıkardığın zırhların bir gün her türlü tehlikeye açık bırakır seni. İhanetin kırbaçlarının önünde çırılçıplak kalıverirsin.

 Bir gün yüz yıllık yalnızlığına geri dönersin. Aşkın yıkımını, kahramanlarının savruluşunu izler, hayatın kıyısına çekilip, kimsesizlik sularının derinlerine dalarsın.

 Yeni bir zaman başlar ve daha önce sürdürdüğün temponun, dahil olduğun paylaşımların dışına itildiğini anlarsın. İşaretleri okumak içini acıtır fena halde. Hayatın ortasında bomboş kalırsın. Elinde değildir başkalarının sana yapabileceklerini kontrol altında tutmak.

 Sevdiğin masumiyetin yok olup gitmekte olduğunu izlersin. Bir gün belki senin kahramanın da Dorian Gray gibi “Haz mı? Her türlüsünü tattım. Mutluluk asla!” diyecek. Korkarsın kirlenecek. Kırdığı onca kalp önüne yığılacak. Onca kadının gözyaşı aşılmaz bir nehre dönüşecek. Aradığı onay, erkekler dünyasında peşine düştüğü iktidar, güzelliğinin bozulduğu bir portre olacak tavan arasında.

 Her seferinde bir varoluş sıkıntısıyla yeniden keşfedersin dünyanın bir yerinde akıp giden hayatın küçücük bir zaman diliminde çaresiz ve yalnız bir varlık olduğunu. Hep yitirip hep kaybolduğunu. Durum apaçık böyleyken bu bitmeyen arayış niye? Yeniden ve yeniden aynı serüvenleri yaşamak niye?

 Küçük sevinçler bulmak için belki de her şey. Bazı küçük mutluluk anlarının damakta kalan tadı için. Bunca yıkıma, bunca yenilgiye rağmen bu dünyadan girmek istememek bir hayal yüzünden belki de. Olan, olması gereken ve olabilecek olan arasındaki garip çelişki yaşama isteğini böyle daimi kılan.

http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1187090441&news_code=1300016755&year=2011&month=03&day=13

Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.