Gönderen Konu: KÖRLEŞME...  (Okunma sayısı 196 defa)

0 Üye ve 4 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı oencel

  • İleti: 23
KÖRLEŞME...
« : 29 Kasım 2019, 19:17:51 »
Körleşme…

Bir ülkede şatafatlı sarayların altuni kubbeleri ne kadar parlıyorsa ülkenin üzerine çöken KARANLIĞIN koyuluğu da o kadar artar. Bunun üzerine birde topluma dört koldan yoğun bir din yedirme seansları da yapılıyorsa o ülkede koyu karanlığın tonlarını ayırt etmek iyice güçleşir, çünkü artık KARANLIK zifiri bir hal almıştır. Bu açıdan din yedirilmiş toplumları ayağa kaldırmak zordur.
Ülkemize gelirsek yukarıdaki tespitlere yaklaşılan bir durumun görüldüğü ve bu durumun “ Zifiri “ KARANLIĞA doğru hızla kaydığı görülür.
Peki zifiri KARANLIĞA gömülmüş bir ülkede “KİR yada KİRLİLİK” fark edilir mi? Karanlığın özgünlüğü diğer tüm renkleri yutması soğurması sonucu aydınlığın yok olması görememezlik durumunun oluşmasına yol açar; böylesi durumlarda kirliliğinde görünmezliği yada görememezliği toplumsal olarak içselleşecek toplumun körleşmesine duyarsızlaşmasına ve böylece tepkisiz sürülere dönüşmesine yol açar (*Elias Canetti’nin kulakları çınlasın) Bu aşamadan sonra en ufak bir ışın sızımı dahi gözleri kör etmesine yeter. Beyazla karayı, pakla kiri ayırt etmesi olanaksızlaşır. Bu durumu atlatması ancak şok tedavisiyle olanaklıdır. Şok tedavilerinin çeşitleri çoktur. Toplumsal ölçekte şok tedavileri toplumsal uyuşukluğu, körlüğü, tepkisizliği ortadan kaldırmada atılacak sert uyarıcı yöntemlerdir. Basit bir örnekle anlatırsak geçmişte çok değerli bir aydınımız bunu yapmıştı hatırlardınız Aziz Nesin “Türk halkının yüzde altmışı aptaldır” demişti ve çok tepkiler almıştı, maalesef onun zamansız ölümü sonrası onun yerini dolduracak topluma şok tedavileri yapacak aydınlarımız çıkmadı. Aklımda kalan karşı uçta devletin terörist olarak nitelediği etnik çevreden lider konumundaki şahıs ülkedeki bir ili çevresi için “bunlar eşek, bunlardan bir şey olmaz” mealinde sözleri sonrası o bölgede terörist eylemliliğin artması o yapının o bölgede hazla güçlenmesi… Bazan kendi gövdenizi kırbaçlamamız gerekir.
Ülkemizde bir haftadır burjuva siyaseti “ Saraya kim gitti” Ülkenin kurucu ve yıkıcılıkta da rolü olan ana muhalefetinin durumu Sarayın kumpaslarıyla iç içe geçince; neyin temiz, neyin kirli olduğunun ayrımı özellikle toplumun anlaması açısından zorlaşır, kafalar karışır, muğlaklaşır duyarsızlaşır… 
O zaman akla şu soru takılıyor: siyaset mi kirli siyaseti yapanlar mı? Ya da “siyaset” tek başına temsil ettiği sınıflardan kopartılarak “kirli” diye yaftalanabilir mi?
Evet ortada bir kirlilik var hemde diz boyu değil gırtlağa dayanmış, toplum kirden boğulmak üzere ama bu kirin temelinde sermaye ve onun burjuva sınıfının kirli siyaset erki var.
KARANLIĞIN koyuluğu o kadar ağırlaşmış ki bu kirliliği sınıfsal ayağından kopararak; aynı sınıfın içindeki iktidar kavgasına soyunmuş diğer ayağını bu KİRDEN ayrıştırarak, toplumsal algıda KARANLIĞIN nedenini referansları dine dayalı olan sermaye gurubunun iktidar temsilcisine yıkarak, toplumu manipüle ederek körleşmesini sağlıyor; böylece KARANLIĞIN asıl kaynağı olan SERMAYE sınıfı ve onun Siyasal erkine karşı top yekun bir mücadele yerine KARANLIĞIN iktidar erkinde yer alan ama siyaset sahnesinde muhalefet rölü oynayan burjuva partisine aydınlığın temsilcisi payesi biçilerek toplumun KARANLIĞA mahkum edilmesi bilinçli olarak sağlanarak, duyarlılığı duyarsızlığa, umudu umutsuzluğa, uyanışı uyuşmaya, tepkiyi tepkisizliğe dönüştürerek toplumu kökleştirerek; toplumsal enerjinin sönmesine yol açarak SERMAYE sınıfına en iyi hizmeti vermektedir. Bunu yaparken iktidar erkini ele geçirmiş olan sermaye sınıfı KARANLIĞI besleyen sağını ve solunu (sosyal demokrasi anlayın) tahkim ederek (sağ en sağına kadar kapsayarak, sol görünümlüsünü de solda kalan düzen dışı soluda çeşitli oyunlarla çekim alanına sokarak) toplumsal muhalefeti ustaca etkisizleştirerek KARANLIĞIN zifirisine doğru emin adımlarla gidiyor.
Sol sosyalist çevrelerin önemli bir kesiminin içinde bulunduğu durum bundan bağışık değil eşyanın tabiatına uygun davranıyor, toplumu sermayenin ağır sömürü ve baskısı sonucu daha yoğun sömrüsü için içine düştüğü ekonomik krizin de faturasını işçi sınıfı ve ezilenlere yıkan Sermaye sınıfına ve onun KARANLIK siyasal erkine karşı örgütlü mücadeleye, isyana, başkaldırıya tepkiye yöneltecek söylemler, eylemler yerine yukarda betimlediğim sermayenin muhalefet rolü verdiği solumsu bir partiye bel bağlayarak ve bunu da “KARANLIĞIN ülkeyi yönetemediği, karanlığın bittiği, iktidardan düşeceği” beklentisine sokarak ve ham hayallerle oyalayarak  pasifize olmasına, duyarsızlaşmasına, körleşmesine yol açıyor. Umudu burjuva kirli siyaseti içine sokarak umutsuzluğun daniskasını yapıyor. Halkın mücadele şevkini kırarak burjuva partileri ve onların liderlerinden bekletilere sokuyor.
Oysa ülkede özellikle siyasi arenada sol ŞOK dalgalarına gereksinim var. Körleşmiş toplumları silkeleyip kendine getirecek; işçi ve emeçi ezilen sınıfın önderliğine soyunarak meydanlarda gümbürdeyecek bir siyasi cesarete gereksinimi var ülkenin. Burjuva siyasetinin kirliliğinde boğulmasına karşı işçi sınıfının dupduru alın terinin tuzuyla kavrulmuş bir silkinişe gereksinimi var ülkemin.
Bu uyuşukluktan, bu duyarsızlıktan, bu tepkisizlikten bu körleşmeden kurtuluş toplumsal isyanlar kuşağında yer alacak bir çıkışla olur ancak…

*Alman yazar Elias Cannetti’nin Körleşme kitabı Hitler faşizmin ayak seslerini ve toplumsal duyarsızlığı kirliliğin boyunu ve buna bulanmış burjuva siyasetini anlatır…

29112019
Ramazan Öncel