Gönderen Konu: SINIF, SINIF BİLİNCİ, SİYASAL BİLİNÇ-I-II  (Okunma sayısı 161 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3303
SINIF, SINIF BİLİNCİ, SİYASAL BİLİNÇ-I-II
« : 17 Mart 2020, 15:19:06 »
Bilinç, daha doğrusu SINIF BİLİNCİ, belkide geleceği kurmada geleceği kuracak olanlar için, üzerinde durulması ve sağlanması bağlamında çok önemli bir kavramdır.

Marks; "Özgürlük Köleler İçin Değil, Köle Olduğunu bilenler için" derken, yine Marks "İşçi Sınıfı Ya Devrimcidir Ya da Hiç Bir şeydir" derken, Lenin hemen her
yazısında İşçi Sınıfı yerine "Sınıf Bilinçli İşçiler" kavramını kullanırken SINIF BİLİNCİNE vurgu yaparlar.

Sınıfın nesnel konumu ile bir özne olarak kendini sınıf mücadelesinde müdahil hale getirmesi önümüze, Kendiliğinden Sınıf ve Kendi İçin Sınıf tanımlamalarını koyar.
Yani İşçi Sınıfının Kendiliğinden Sınıftan, başkası için Sınıf olma konumundan, Kendi İçin Sınıf olma Konumuna geçmesi.

Kapitalizm'in doğası gereği, toplum içersinde yaşayan insanlar, üretim araçlarına sahip olmadıkları için, yaşamlarını sürdürebilmek ve temel gereksinmelerini karşılayabilmek için, üretim araçlarını ellerinde bulunanlara emeklerini pazarlarlar.

Çünkü bu insanların, üretim araçlarından yoksun olmaları nedeniyle yaşamak için emeklerinden başka satacakları bir şeyleri yoktur.
Bu pazarlık özgür bir ortamda gerçekleşiyor gibi görünse de, verili koşulların dayatması bu pazarlığın bir zorunluluk sonucu gerçekleştiğini bize gösterir.
Bu bağlamda bir özgür ortamdan bahsetmek olanaksızdır.

İşte insanların zorunluluk sonucu çalışmak zorunda kalması ve emeklerini pazarlaması onları sınıf konumuna sokar.
Bu konumda işçiler, sermaye karşısında ortak çıkarlara sahip bir sınıf niteliğindedir.
Ancak bu sınıf olma niteliği, Kendisi için değil, Kendiliğinden Sınıf niteliğidir.
Çünkü bu konumda işçiler,  sermaye için sınıf olma niteliğindedirler.


Ne zamanki yığın halinde ortak çıkarlara sahip olan bu işçiler örgütlenir ve sınıf mücadelesi sürecinde devrimci bir rol üstleneceklerinin farkına vararak sınıf bilinciyle hareket ettiklerinde, artık Sermaye için sınıf olma konumu yerine, Kendileri için sınıf olma konumuna geçerler.
Artık mücadele ekonomik alanın dışına çıkarak politik bir savaşım niteliği kazanmıştır.
Bu noktada işçi sınıfı artık kendisi için vardır, sermaye için değil!


Peki işçi sınıfının,kendi sınıfsal varlığının ayırdına varması nasıl olacaktır?
Verili koşullar, kendiliğinden  bu bilincin oluşmasında etken midir?

Bu sorulara yanıt ararken alacağımız temel referans tabiki Ekim Devriminin mimarı LENİNDİR.
Lenin bu konuya NE YAPMALI adlı yapıtında değinir.

"İşçiler sosyal-demokrat bir bilince henüz sahip olamazlardı dedik. Bu onlara ancak dışarıdan götürülebilirdi. Bütün ülkelerin tarihi, işçi sınıfının kendi gücüyle ancak ve yalnız trade-unionist bilince, yani sendikalarda birleşme, işverenlere karşı mücadele etme, hükümetten işçiler için gerekli şu ya da bu yasayı çıkarmasını talep etme vs. gerekliliği inancına ulaşabileceğini göstermektedir...” (LENİN-NE YAPMALI)
DEVAM EDECEK.
VEDA
« Son Düzenleme: 17 Mart 2020, 15:20:37 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3303
Ynt: SINIF, SINIF BİLİNCİ, SİYASAL BİLİNÇ-I-II
« Yanıtla #1 : 17 Mart 2020, 15:33:52 »
İşçi sınıfının kendiliğinden hareketleri kendi içersinde bir bilinç taşısa da, bu bilinç ancak henüz yeşermeyi bekleyen tohum halinde bir bilinçtir.
Bu bilinçle yapacakları da ancak ekonomik alanı kapsayan, ekonomik çıkarları temel alan bir mücadeledir.
İşte Siyasal Bilinç burada devreye girer.

Ekonomik Mücadele içerisinde işçinin kendini, dahil olduğu sınıfın bir parçası olarak görerek, çıkarlarının Sermaye Sınıfından farklı olduğunu bilincinde duyumsaması yeterli değildir.
Bunun için işçinin ekonomik mücadele sırasında edindiği bilinci, Siyasal Bilinçle tamamlaması gerekir.

Yani, madem ki ben üretiyorum o halde neden yönetmiyorum diyerek Politikleşmesi ve örgütlenerek Yönetim Erkini, Siyasal Erki Sermaye Sınıfının elinden almak için mücadele etmesi gerekir.

İşçi sınıfının temel mücadelesi, iktidar mücadelesidir.
Yani politik mücadeledir.


Yine Lenin işçi sınıfınına siyasi iktidar perspektifi gösteren ve politik mücadele içersinde yer almasını sağlayan bilincin, sınıfın partisi tarafından  verileceğini aynı eserinde şu sözlerle dile getirir:

"İşçilere politik bilinç ancak dışardan, yani ekonomik mücadelenin dışından, işverenlerle işçiler arasındaki alanın dışından götürülebilir. Bu bilginin edinilebileceği biricik alan, bütün sınıf ve katmanların devlet ve hükümetle ilişki alanı, bütün sınıflar arasındaki karşılıklı ilişkiler alanıdır. (lENİN-NE YAPMALI)
İşçi Sınıfına bu bilinci götürecek olan, onun siyasi üst yapıdaki yapılanması, onun aklı, düşünen eli PARTİSİDİR.

Bir takım çevrelerin yanlış anladığı, dışardan derken bunun işçi sınıfının ve  sınıf mücadelesinin dışından verildiği gibi bir yanlış anlamadır.
Oysa işçi sınıfının partisi, onun dışında değil, onun içerisinde, onun düşünen elidir.

Parti fikriyatı Marks döneminden beri vardır.
Her ne kadar bu fikri Lenin hayata geçirerek var olan nesnellikten parti aracılığıyla Devrimci bir vazife çıkartmış olsa da, Marks ve Engels'in birlikte oluşturdukları Komünist Parti Manifestosu, hala Komünistler'in el kitabı olarak önemini korumakta, Komünistler'e yol göstermektedir.

Ayrıca yine Marks; Birinci Enternasyonalin 1872 Kongresin de:
“Proletarya, mülk sahibi sınıfların kolektif gücüne karşı mücadelesinde, ancak mülk sahibi sınıflar tarafından kurulmuş eski partiler karşısında ayrı bir siyasal parti haline gelirse, bir sınıf olarak davranabilir. Proletaryanın siyasal bir parti haline gelmesi, toplumsal devrimin ve onun nihai hedefinin, sınıfların kaldırılmasının, zaferinin güvence altına alınması için vazgeçilmezdir. (…)proletaryanın büyük görevi siyasal iktidarı ele geçirmek olmalıdır.” diyerek Parti fikrinin ne denli erk savaşımı için yaşamsal olduğunu dile getirir."

Lenin parti fikriyatını pratiğe taşıyarak, pratik içerisinde partide olması gereken özelliklerin neler olması gerektiğini ortaya koyar.
Ekim Devriminin gerçekleşmesi, böyle bir pratiğin yaşamda bulduğu karşılıktır.
VEDA



Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET