Gönderen Konu: GELİŞİMİN DİNAMİĞİ, MADDİ YAŞAM, İŞÇİ SINIFININ TARİHSEL MİSYONU!  (Okunma sayısı 318 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3394
Klasik Felsefenin temel sorunu, varlık ile  bilinç arasındaki ilişkinin diyalektik bütünlüğünü yok saymasıdır..
Engels "Feurebuch Ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu" adlı yapıtında buna değinir ve bu sorunu şöyle ifade eder.

"Her felsefenin özellikle modern felsefenin büyük temel sorunu,düşüncenin varlık ile ilişkisi sorunudur... Esas belirleyici olan nedir? Tin mi yoksa Doğa mı? Bu soru Kilise karşısında şu keskin biçimi aldı: Dünyayı tanrı mı yarattı yoksa Dünya ezelden beri mi var?..Bizi çevreleyen dünya hakkındaki düşüncelerimizin,bu dünyanın kendisiyle ilişkisi ne? Düşüncemiz,gerçek dünyayı kavramak için yeterlimidir?"

Bu sorulara verilecek yanıtlar İDEALİZMLE, MATERYALİZM arasındaki farkları ortaya koyar.
İdealizm, bilicin varlığı belirlediğini söyleyerek, dış dünyayı bilincin bir yansıması olarak görerek onun maddiliğini yok sayar.
Materyalistler ise, varlık ile bilinç arasında diyalektik bir ilişki olduğunu, bu ilişkide varlığın bilinci belirlediğini söyleyerek bizim dışımızda, bize bağlanmadan var olan ama düşüncelerimizi, bilincimizi etkileyen maddi dünyanın varlığını kabul ederler.


Materyalistler bu bağlamda tarihsel gelişimi, maddi dünyadaki değişim ve dönüşümlerin sonucu olarak görerek, bu değişimlerin temelinde üretim ilişkileri ve üretici güçler arasındaki diyalektik bütünlüğün yer aldığını ifade ederler.
Çünkü insan yemek, içmek ve barınmak için üretmek, kısaca kendi geçim araçlarını üretmek zorundadır

Eğer gelişimin temeli insan gereksinmeleri ise, insan bu gereksinmelerini karşılamak için doğayla, emek aracılığıyla ilişkiye girer, onu bu temelde değiştirir ve dönüştürür.
İşte emek aracılığıyla girilen bu ilişkilerin ve bu ilişkiler bütünlüğündeki karşılıklı  etkileşimlerin tümüne MADDİ YAŞAM denir.

İnsanın doğayla, emek aracılığıyla girdiği bu ilişki sürecinde, üretici güçler üretim ilişkileri içersinde örgütlenirler.
Tüm bu işleyiş süreci SINIF MÜCADELELERİ çerçevesinde yürür.
Kapitalizmin işleyiş yasaları da ancak SINIF MÜCADELESİ çerçevesinde var olabilir.

Kapitalizm emeği üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip olduğu için, onu ücretli emek(yabancılaşmış emek) haline girerek metalaştırır, egemenliği altına alır.
Üretim Araçlarına sahip olan Burjuvazi emeği ücretlendirerek emek gücünü satın alarak, emek gücü ve makinalar aracılığıyla mal üretir.
İşçiler ise kiraladıkları emek güçlerinin değeri kadar mal üretecek zamanın çok daha fazlasını çalışırlar.

İşçilerin aldıkları ücrete eşdeğer mal üretme için harcadıkları zamana GEREKLİ EMEK ZAMANI, bu zamanın dışındaki çalışma süresine de ARTIK EMEK ZAMANI denir.
Artık Emek Zamanında İşçiler, kendileri için değil Patronlar için üretirler.

Sermayenin yeniden üretilmesinin ve birikiminin kaynağı, bu ARTIK EMEK ZAMANINDA üretilen değerdir yani ARTI DEĞER.
Üretilen bu artı değer pazarda realize olarak, sonrası yeniden SERMAYEYE eklenir.

Sömürünün kaynağı ARTI DEĞER olduğu için, Sermaye ancak emek üzerinden kendini olumlar ve var olur.
Bu nedenle de Burjuvazinin, sistemini sürdürebilmesi ve kendi varlığını daim kılabilmesi için İŞÇİ SINIFINA gereksinmesi vardır.
Oysa işçi sınıfının böyle bir zorunluluğu yoktur.
O nedenle de hem karşıtını ve dolayısıyla da kendini yok etme gibi bir misyonu sahiptir.

veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET