Gönderen Konu: Bir İşçi Masalı  (Okunma sayısı 1507 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Sedov

  • İleti: 148
Bir İşçi Masalı
« : 02 Kasım 2011, 23:35:07 »
01.11.2011 | Militanlarımızdan


Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde…

diye başlayarak sizlere çok güzel masallar anlatabilirim, diyebilirim mesela, yıl 1848, Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından Komünist Manifesto yayımlanır, bilinçlenen dünya işçileri birleşir, burjuva ve özel mülkiyete dayalı düzen, devrimle ortadan kalkar, sınıfsız bir toplumun temelleri atılır…

İnanın bana, yazması bile güzel… Daha 2 gün önce Cumhuriyet’in ilanı ile ilgili bir şeyler karalarken de aynı duyguları hissettim, dedim ki kendi kendime, cumhuriyet bir yönetim biçimidir, değiştirilebilir, sosyalizm öğretilebilir ve komünizme giden yolda ortak hareket etme çabası halkı birleştirir… Evet, yine diyorum, faşizm ayıp, komünizm sevaptır…

Son zamanlarda bu konuda, sürekli düşündüm, bir insan buradaki insan -bizzat benim, kendimim, -asla genelleme yapmam-, 88 yaşıma kadar yaşayabilir miyim, ya da yaşamak ister miyim? Yok, ben eğer kendimi tanıyorsam, sıkılırım 88 yıl kendimden, hem Avrupa ülkelerinde olsa dünyayı gezersin, botoks vs. yaptırırsın, tamam da Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıysan, Kürt isen, bir de üstüne işçiysen, o kadar yıl yaşamam inanın imkansız… Düşünün bir, yine bizzat ben, kendim olarak, ortalama 12 yıldır hem çalışıyorum hem okuyorum, yaş varmış 30′a, emekliliğime var 28 yıl daha, hadi en iyi ihtimalle 55/58 yaşında emekli olsam, alacağım maaş da, taş çatlasın 800-900 lira olursa değil dünyayı gezmek, sokağa çıkabilirsem şükrederim, o kadar vahim bir haldeyim. Bu yüzden, sayısal işlemleri Bahçeli’ye havale edip, meramıma geleyim…

İşte yukarıda belirttiğim gibi, cumhuriyetimizin 88. yılının kutlandığı bu ay da, işçilerin durumu ne olacak diye sorma gafletinde bulundum birden kendime, bu yüzdendir ki, o kadar yıl yaşamak istemiyorum bu ülkede, kendimi sosyalist/işçi olarak tanımlayalı yıllar oldu, tabii ki sosyalizm de kendine göre sınıflara ayırmak mümkünse de, hiç ayırım yapmakla uğraşmayıp, naçizane biraz da kendi hatalarımızı görmeye, neden iktidar olamadığımızı anlatmaya çalışmak istiyorum dilim döndüğünce…

Efendim, 10 Ekim 2011 tarihinde, BEDAŞ işçileri, tam tamına 156 kişi sendikal mücadele verdikleri için bağlı bulundukları taşeron firma tarafından kovuldular ve de sessizce eylem yapmaya koyuldular. Çok uzaklarda aramayın, kafanızı Beyoğlu sokaklarına çevirirseniz şayet, rüzgarın uçurduğu çadırı belki göremezsiniz fakat nöbetleşe olarak durdukları o köşede, haklarını almak için direnen işçileri görebilirsiniz. Evet, hava soğuk, yağmurlu, ama hak kutsal, bizim olan, elimizden alınan, uğruna her şeye katlanılan…

İşte bu işçi arkadaşlarımız geçen hafta İstiklal Caddesi’nde kendilerini gerek yazılı gerekse görsel medyaya gösterebilmek için bir yürüyüş düzenlediler, o kadar kalabalıktılar ki, tüm ülke onları konuştu. Yok canım tabii bu da masalın bir parçası, bir gün gerçek olur mu bilemem fakat, toplamda alanda 100, bilemedin 150 kişiydi arkadaşlar….

Ne demek istediğimi anlatabiliyor muyum acaba? Bir tarafta, iktidar ile sürekli çatışmakta olan “sol” –var mı yok mu?– tartışılır, bir tarafta da, yalnız bıraktığı işçiler, emekliler… Bir başka sorun da elbette ki, maaşlarımızdan kesintiler yapan, koruma içgüdüsü henüz gelişmemiş, ensesi kalın patronların başkan olduğu sendikalar sorunu var ki, o ayrı bir yazı olacak konular arasında…

Velhasıl kelam, bu ülkede gerçekten sosyalizmin anlatılması, sonrasında komünizmin yolunun açılmasının tek yolu, işçilerle dayanışmaktan geçiyor. İşte böyle sürekli düşününce, sorular çoğalıyor, çelişkiler artıyor, isyana yol açıyor, bu yüzden diyorum ki, hiç olmazsa vakit buldukça kendi hatalarımıza da bir baksak, bireysel çıkarları bir yana bırakıp, toplumsal örgütlenmeye odaklansak, neden olmasın, belki, tüm dünyanın işçilerine örnek oluruz, kendi devrimimizi hem yazar, hem oynarız….

31 Ekim 2011


militan
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2012, 22:19:24 Gönderen: Solplatform5 »