Gönderen Konu: 12 EYLÜL GÜNLERİNDE FAŞİZM...  (Okunma sayısı 337 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Ekim

  • İleti: 1821
12 EYLÜL GÜNLERİNDE FAŞİZM...
« : 12 Eylül 2020, 19:45:54 »
( 1981 'de K.K.K. tarafından ,Türkiye'de Yıkıcı ve Bölücü Akımlar adıyla yayımlanan zır cahil zırvalaması kitapçıktan.-Tamamı, yazının sonuna  eklenmiştir.-)

24 Ocak 1980'de açıklanan IMF destekli kararlarla , serbest piyasa kurallarının tam olarak işletilmesi sonucu sermayeye gümüş tepsilerle her türlü olanak sunulmuş olup kapitalizme entegre olma süreci başlatılmıştır.

IMF ,o dönemde tüm dünyaya " EKONOMİK İSTİKRAR" programını uygulatıyordu. Ve bu uygulamadan, doğal olarak en fazla payı emekçi kesim almıştı. Özelleştirme furyası, ekonomik ve sosyal anlamda emekçilere ciddi kayıplar yaşatılırken ,faiz oranlarının serbest bırakılmasıyla ortaya yabani ot misali çıkan bankerler  vasıtasıyla bankalar aylık %15 ile para topluyordu .( Yıllık enflasyon %30 .) Enflasyonun altı katı faiz! Ne oldu ? Patladı! Bankerzedeler...

Bu süreçte sermaye de görülmemiş oranda ( Hatta resmi oranların dışında) faizlerle ,emekçinin sırtından sermayesini katlamaktan bitap düşmüştü! Yattıkları yerden voleyi vurdular! Bitleri faizle iyice kanlanan sermaye rantiyecilikte sınır tanımıyordu.

Sermaye düzeninin yarattığı 12 Eylül faşizmi tarafından;650 bin kişinin gözaltına alınması, 230 bin kişinin yargılanması, 7 bin kişi için idam cezasının istenmesi, 50 kişinin idam edilmesi, 171 kişinin de işkencelerde öldürülmesi,çok daha fazlasının yine işkencelerde sakat bırakılması ;ilaveten kapatılan dernekler, sol-sosyalist içerikli tüm yayınların yasaklanması , sendikaların kapılarına kilit vurulması gibi faşizan baskılarla burjuvazinin geleceği teminat altına alındı.

12 Eylül faşist darbesini takiben ücretler ve maaşlar donduruldu, toplu sözleşme yapma hakları askıya alındı ve bu şartlarda  %30' ların üstüne çıkan bir enflasyon oranıyla emekçiler boğuşmaya başladılar.

Darbe ,tek kelimeyle işçi hareketinin gücüne, egemen sınıfın bir tepkisiydi ve baskıcı önlemler,işkenceler,hapisler vb.  ve de gerici islamın etkisiyle ( RABITA’ya attığı imzayı önce inkar eden ,önüne getirilince de  işlerin çokluğundan farkında değilim attığım imzanın  diyen/diyebilen faşist Kenan Evren’i marifeti)   sınıf bulunduğu düzlemden uzaklaştırılarak Marksist güçlerin gelişimine sekte vuruldu. Özetle, kapitalizmin gelişmesine engel ne varsa, hepsi için acımasız önlemler aldılar…

İkinci Cumhuriyet başlangıcıyla   24 Ocak Kararları’nın gölgesinde ekonomik anlamda da değişimlere neden olan bu darbe en fazla SOL’u tırpanlamış ,SOL  da yığınlardan kopuk olmanın bedelini gerçek anlamda yok olarak ödemiştir. Sadece işçi sınıfına güvenmek yerine, birçok sol  görüş ;Kemalistlik ve “ ilerici kapitalistlerle” işbirliğini umut görmüşlerdi.

Marks’ın , “işçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır” şiarının, maalesef o yıllarda doğruluğunu göremeyenlere bir kez daha doğruluğu ispat edilmiş  ve   bir anlamda bireysel davranmanın yani yığınları arkaya almadan yapılan  her kalkışmanın  - çok radikal görünse bile - başarısızlığa mahkum olacağı gerçeğiyle karşı karşıya kalınmıştır.

ABD 'nin ve Avrupa güçlerinin desteğini alan 12 Eylül'de TSK'nin tankı,topu ,tüfeği yetmemiş NATO da 3.000  askerle Trakya'da askeri manevralar yaparak arkanızdayız/yanınızdayız diyordu !

Bir sonraki yılda da  Almanya'nın , SPD ( Sosyal Demokrat) üyeleri de dahil olmak üzere Türkiye'ye göndermiş olduğu meclis delegasyonu : Türkiye'de , “diktatörlük rejimi” ve “işkencenin sistematik bir uygulaması” bulunmadığını ilan etti.
Almanya Dış İşleri Bakanlığı'nın, bu yalanları tekrarlaması da   Türk mültecilerin çoğunun iltica başvurusunun reddedilmesine temel oluşturdu.

Bu omzu kalabalıkların hesaplarına göre; darbe,iflas eden ekonomiyi rehabilite etmek ve de parlamento ve hükümetin yapamadıkları bir şey olan “üniversitelerde” “kaos ve anarşi” ye son vermek için gerekliydi.

1923'te kapitalizmin kucağında doğmasından bu yana ülkedeki tüm hükümetler ,başarısız oldukça giderek daha fazla dış krediye dayanarak bu sorunu çözmek için boş yere çabaladılar;  nafileydi , çünkü bu çabalar olmayan ekonomi politikalarını zayıflatmada kaldıraç görevini gördü.

12 Eylül öncesi, birileri İslami teokratik düzen kurma sevdasındayken (Erbakan) ,birileri de  demokrasinin “Yahudilerin bir icadı” ve “düşüşün başlangıcı” olduğunu ve “komünist nüfuz için üreme alanı” yarattığını ilan etti. Bu partilerin ölüm mangaları solu ,Kürtleri ve  Alevileri katletti ve de  Demirel Efendi işlenen cinayetleri  : " Bana sağcılar cinayet işlediler dedirtemezsiniz " diyerek  “vatansever işler” olarak savundu.

Sağcı terör ve askeri darbe hazırlıklarına rağmen işçi sınıfı, burjuva  düzen partisi CHP ve sendikaların  ulusalcılık sevdasından  dolayı siyasi olarak silahsızlandı. Ve işçilere, emekçilere  umutlarını yeşertecek yerin ulusal burjuvazinin ilerici kısmı ve ordu olduğunu dahi ima ettiler. Aşamalı devrim !!! Doğal ki bu perspektif,  Sosyal Demokratların ve sendika bürokrasisinin işçi sınıfı üzerindeki etkisini güçlendirmeye ve 12 Eylül darbesinin yolunu açmaya hizmet etti.

12 Eylül'e giden süreçte ;hangi sınıfın , hangi rolleri neden-sonuç ilişkisi bağlamında  tahlil edersek sermayenin sanık sandalyesine oturtularak sorgulanması gerektiği gerçekliği ile karşı karşıya kalırız. Söz konusu gerçeklik, somut anlamda ortaya konulmadığı için 12 Eylül'ün doğrudan sonuçlarını bugün hala yaşıyoruz.

Devrim ,devrimci kalkışma gibi deneyimlere sahip değiliz ama mücadele açısından çok zengin deneyimlere sahibiz! Deneyimlerden çıkardığımız dersler de üstüne eklenince kim tutar işçi sınıfını,emekçileri! Yeter ki , demir disiplinli öncü bir komünist partimiz ben buradayım desin !

Emperyalizm çağının, siyasal gericilik çağı olduğunu belirten Lenin ne kadar da haklıydı. Burjuvazinin ,demokratik sorunların çözümünde yer almasının tam bir liberal hayal olduğunu söylerken de ne kadar haklıydı ! Siyasal gericiliğin kaynağı olan burjuvaziyi ; ancak ve ancak ,işçi sınıfı örgütlü olarak ayağa kalkıp ben buradayım ve iktidarı alacağım şiarıyla mücadeleye başlarsa yerle bir eder ; 12 Eylül'ün kalıntıları da , faşist diktatörlük de  tarihin tozlu sayfalarında  tozlu raflarda kalır!





















































































































« Son Düzenleme: 12 Eylül 2020, 19:47:56 Gönderen: Ekim »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.