Gönderen Konu: ÇİNDE Kİ DEĞİŞİMLER ÜZERİNDE -2 -  (Okunma sayısı 174 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3514
ÇİNDE Kİ DEĞİŞİMLER ÜZERİNDE -2 -
« : 15 Kasım 2020, 14:33:21 »
Kendi keyfimizce yaşayamadığımız, bizi çevreleyen maddi koşulların bilincimizi  belirlediği zaman zaman bu koşullara müdahale ederek değiştirdiğimiz ve değişen koşulların yeniden bilincimizde değişikliklere yol açtığı bir sürecin içersinde yaşıyoruz.
Bu akış içersinde bizim öznesi olduğumuz ama bize, insan olan özümüze aykırı, bize karşı çıkan pek çok faaliyet ve giderek kendimize, çevremize, doğaya, emeğimize ve emeğimizin ürününe karşı artan bir YABANCILAŞMA.

Tabi bu yabancılaşmada üretim araçlarının sahibi olduğu için zihinsel üretim araçlarının da sahibi olan sınıfın, diğer sınıfların tavırlarını, davranışlarını ve düşüncelerini belirlemesinin de etkisi büyük.

Ne yazık ki Marks dışında ondan sonra gelenler, var olan verili koşulların olumsuzluğunun etkisiyle, ikinci enternasyonalin ekonomist bakışından kendini kurtaramamışlardır.
Bu nedenle de  ikinci enternasyonalin ekonomist bakış açısı, Komünist Harekette etken olmuştur.

Komünist Toplum, bu toplumda insanın özgürleşmesi, üretici güçler, üretim ilişkileri temelinde ele alınarak, Kapitalizmi yenmek, onu evrensel planda ekonomik olarak geçmeye indirgenmiştir.
Marks’ın “En temel üretici güç İNSANDIR “ nitelemesi dikkate alınmamıştır.

İşin yabancılaşma ve buna bağlı kültürleşme boyutu üzerinde yeterince durulmamıştır.
Alt Yapı,Üst Yapı ilişkisi, diyalektik değil mekanik yorumlanmış, alt yapının belirleyiciliği mutlaklaştırılmış, alt yapı ile üst yapı arasındaki diyalektik etkileşim göz ardı edilmiştir.

Bilincin maddi yaşama bağlılığı tek taraflı ele alınmış, bilincin de maddi yaşamı etkilemesi göz önüne alınmadığından, maddi yaşamda olabilecek değişimlerin bilince yansıması, eş zamanlı düşünülerek, bu yönde ayrı bir  mücadeleye gerek duyulmamıştır.

Örneğin geçmişten devr alınan maddi koşulların değiştirilmesi ile,bir anda eskinin maddi koşullarının bilinçte yarattığı tahribatın giderileceği sanılmış, bunun için ayrı bir mücadele verilmesi gereksiz görülmüştür.

Sovyetler de olanda budur.
Sosyalizm Ekonomik olarak Kapitalizmi geçmeye indirgenmiş.
Üretici Güçlerin gelişiminde, asıl üretici güç olan İNSAN göz ardı edilmiştir.
Öyle ki Rus işçisi saatine baka, baka, zar, zor sonlandırdığı mesai saati sonrası, kendini meyhanelerde bularak, mutluluğu votka şişelerinde aramıştır.
Onun için o fabrika hiçbir zaman kendinin olmamış, kendini orada hep bir ücretli işçi, bir yabancı olarak hissetmiştir.

Mao nun Proleter Kültür Devrimi, doğrularıyla, yanlışlarıyla bu noktada bir kırılmadır.
Belki de bir ileri atılımdır.
Öz olarak Kültür Devrimi doğrudur ancak biçim olarak, uygulama bağlamında pek çok yanlışı da bünyesinde taşır.

Tabi burada üzerinde durulması gereken iki nokta vardır.
Birincisi,  Mao'nun, Sovyetlerde yaşananı görerek, Yabancılaşmanın insan üzerinde yarattığı olumsuz etkiyi gidermek için mi yoksa Deng Sio Pingin söylediği gibi, parti içerisinde ki hasımlarını alt etmek için mi Kültür Devrimini gerekli gördüğü noktası.
Bir diğer nokta da, yine Deng Sio Ping'in, Mao'nun Aşırı Eşitlikçi politikalarının, üretici güçlerin gelişimini engellediği yolundaki eleştirisidir.

Çubuğu bu noktalarda taraflara doğru bükerken, bize göre bir diğer tarafı da göz ardı etmemek gerekiyor.
Özellikle de Aşırı Eşitlikçi politikaların, Mao'dan sonraki uygulamalarının yol açtığı olumsuzluklara bakarak.

Dünkü yazımızda Deng Sio Ping'in Aşırı Eşitlikçi Politikalara yaptığı eleştirinin haksızlığından ve bu eleştirinin sonucunda Deng'in Reformlarını, Yetenekli, Seçkin İnsanlara dayandırarak, toplumda yeni bir kast oluşturduğundan bahsetmiştik.
Bugün ise Çubuğu hafifte olsa Mao'ya doğru bükerek, Mao sonrası pratikte, bu Aşırı Eşitlikçi Politikaların ortaya çıkardığı olumsuzluklardan bir örnek vereceğiz.

Kamboçya da, Mao'nun yolundan giden POL POTUN, Eşitlikçi Politikalar uygulayacağım diyerek, Doktorları, Mühendisleri, Bilim İnsanlarını Tarlalara sürmesini, bunun bu insanlar üzerinde yarattığı yıkımı görebiliriz.

Sosyalizm'in Paylaşım İlkesi söyle der;
Herkesten YETENEĞİ ölçüsünde Toplumsal Gelişimde yararlanmak, Herkesin Emeğine göre elde edilen değerden pay almasını sağlamak.
Eğer sen YETENEK ölçütünü yok sayarak, Eşitlik sağlayacağım diyerek, Yeteneklerinden başka alanlarda yararlanacağın insanları, Yetenekleri dışında farklı alanlara sürersen, Üretici Güçlerin gelişimi
bağlamında bir adım bile öteye gitmen söz konusu olamaz.

VEDA



Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET