Gönderen Konu: İnsanın rolüne bakacaksın ! Nerde? ÜRETİM SÜRECİNDE !  (Okunma sayısı 268 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Ekim

  • İleti: 1826


Emeğine el konan kim?  İŞÇİ

Emeğe el koyan -hem de zorla- kim ?   KAPİTALİZM

İşçi ve tabii ki emeği olmadan, kapitalizmin büyümesi, sermaye birikimini gün be gün katlaması olası mıdır ?   HAYIR !

Neyle büyüyor bu sermaye ?    KARŞILIĞI ÖDENMEYEN  EMEK İLE ! Biz buna ne diyoruz? ARTI-DEĞER .

Sermaye birikiminin devamlılığına zarar gelmemesi için ne gereklidir?    KAR ORANLARININ SÜREKLİ YÜKSELMESİ . Yani ,  CANLI EMEĞİMİZİN , HER GÜN BİRAZ DAHA FAZLA SÖMÜRÜLMESİ .

Nasıl oluyor bu daha fazla sömürülmek ? EMEKÇİNİN KENDİSİ İÇİN ÇALIŞTIĞI ZAMANIN AZALIP , ÇALIŞILAN ZAMANIN SİSTEM ADINA ARTMASI İLE.

Bu nasıl sağlanıyor ? EMEĞİN ETKİN KULLANIMI İLE .  Yani , ÜRETİM ARAÇLARINDAKİ GELİŞMELER ,EMEK GÜCÜNÜN TAMAMININ ,SERMAYE TARAFINDAN  SATIN ALINMASINA İZİN VERİYOR ; ÇOLUK-ÇOCUK  HEP BERABER EMEĞİMİZİ SATIŞA ÇIKARMAK  ZORUNDA BIRAKILMAKLA …


Sistem , pek tabii ki kendisi için işçilere yeni yöntemlerle yeni beceriler kazandırırken , emek sürecindeki  kontrolü tamamen eline geçirip , kendisinin isteği dışında yaprak kımıldamasına izin vermemektedir.

Birikim sağlanması için her düzlemde , her dakikada biraz daha sömürülmek   adına tüm cambazlıklarını sergileyen  sistem uygulayıcıları, işyerlerinde dağıttıkları ünvanlarla ,
- yok beyaz yakalı , yok mavi yakalı, sonradan azmanlaşan uzman , yönetmen , danışman , ofis boy bilmem nelerle-, görülmeyen apolete yıldız taktıkça , işçiler arasına rekabet duvarı örüp emek gücünü birbirinden uzaklaştırmak, yabancılaştırmakla amacına ulaşmadaki engelleri bir bir ortadan kaldırıyor.

Kapitalizmin ,yapısal çelişkileri nedenli içinde bulunduğu durgunluğu ve  krizi aşmak için kazanılmış tüm haklar tırpalanmakta , esnek çalışmalar , yarı zamanlı emeğe olan talepler  vb. ,emekçilerin çalıştıkları zamanlarda bile geçimlerini sağlayamadıkları bu ortamda kabul edilir hale gelmiştir.

Güvenceden yoksun , sadece sermayenin ihtiyacı olduğunda o da yarı zamanlı olarak talep gören emekçileri  şimdilerde proletarya dışında yeni bir sınıfmış
- PREKARYA- gibi gösterme çabaları üretim ve mülkiyet ilişkilerini saptırmaktan öte bir şey değildir.

Burjuvazi ,işçi sınıfının kafasını bulandırmak için sadece zor aygıtlarını kullanmaz ;ideolojik aygıtlarını da devreye sokarak sınıfı işlevsiz hale getirir.Bulandırma işini yapanlar, sol soslu burjuvazidir. Sürekli olarak yeni ambalajlarla işçi sınıfını inkara dayanan bu görüşler Elveda Proletarya kitabı ile gündeme gelmiş  Prekarya kitabı ile kendilerince taçlandırılmıştır.


Bizler biliyoruz ki , iki sınıf vardır ; ve bu sınıflardan biri sadece emeğini satarak yaşamaya çalışmaktadır. PREKARYA ‘yı, PROLETARYA’ dan daha aşağıda görüp literatüre bu terimi ekleyenler bilmezler mi ki ,uydurdukları bu yeni sınıf da ancak emeğini satarak ayakta durmaya çalışır. Onlara sorarsanız , PREKARYA’nın sendikal  örgütlenmesi , sosyal güvencesi vs. olmadığı için PROLETARYA’dan  daha zor durumda !!!

İnsanın rolüne bakacaksın ! Nerde? ÜRETİM SÜRECİNDE !


İşçi sınıfı tarihini gerçeğinden koparmaya çalışan bu uyduruk terimlerle çalışmak; ancak ,SINIFI KENDİ İÇİNDEKİ BİRLİKTEN KOPARARAK , KENDİSİ İÇİN SINIF OLMANIN ÖNÜNE SET ÇEKMEKten başka işe yaramaz, yani düzene hizmet eder !

Proletarya sendikal örgütlenmedeki yerini almış ya (!) , tam da bu nedenle; canları pahasına kazandıkları 8 saatlik iş günü ,girişi belli- çıkışı belli olmayan bir zaman dilimine evrilmiştir, kıdem tazminatlarına   el konulmuştur, kazanılmış hak anlamında bir şey kalmadığından kendi başlarına sürekli mücadele halindedirler , Özel  İstihdam Bürolarının marifetiyle  meta gibi kiralanılabilir durumlara düşülmüştür ,taşeronluk yoluyla iliklerine kadar sömürülmekte…vb.  Dolayısıyla prekerleşme (güvencesizleşme)  dedikleri kavram tüm emekçiler için geçerlidir! Çünkü kapitalizmin yapısında vardır güvencesizleştirme !

Sürekli olarak artı-değeri arttırma peşinde olan işverenler  , çalışma koşullarını her anlamda geri götürme çabası karşısında , sınıfın öznesi durumundaki işçilerin  mücadeleleri hiçbir sonuç verememektedir. Çünkü yalnız bırakılmışlardır !

Örneğin ;sitemin ,kendi iş yasalarında yer alan 8 saatlik iş gününe uyulmadığında, bu duruma bireysel olarak karşı çıkan emeğini satarak geçimini sağlayan işçi ,kendisine kapının gösterileceğini  ve bu işsizlik ortamında  diğer kapıların da kapalı olduğu bilincindeyken kendi başına neyin mücadelesini verecek !



Bu içler acısı durumu , giderek daha fazla sömürülen işçi sınıfını sadece seyreden sözüm ona SENDİKAL  BİRLİKLER – tabii ki başta eski adıyla DİSK yeni adıyla “D”İSK !  Şu durumda ,eski DİSK , Düşmüş İlkesiz Sendikalar Konfederasyonu’na dönüşmüştür! BURADAN EMEKÇİ SINIFA HAYIR ÇIKMAZ! BENCİLLİĞİN TAVAN YAPTIĞI BİR KURUMDA, KENDİ GELECEKLERİNİN KAYGUSUNA DÜŞMÜŞLERLE İŞ YÜRÜMEZ ! 

Kendi refahı için işçi sınıfından sürekli olarak fedakarlık isteyen sermayenin eli ,her  zamankinden çok daha kuvvetlidir; çünkü , karşısında ,  sınıfın üretimden gelen gücünü göstermesine aracılık -öncülük edecek  sınıf sendikacılığı anlamında SENDİKAL BİR ÖRGÜTLENME YOKTUR!

Dışarıdan bilinç götürülmeyen sınıf, her an kendini satacak – hatta satmış olan-,perspektifi  sınıf olmayan  SAPSARI SENDİKALARLA muhatap olmak zorunda kalmış, dolayısıyla  işverenler için güllük gülistanlık bir ortam yaratılmıştır.


AĞALIK YAPAN BEYLER  ve HANIMLAR  al aşağı edilmeden ,konfederasyonun DEVRİMCİ niteliğini tekrar kazanması İMKANSIZDIR ! 

Bu konuda , tekraren söyleyelim, sınıfın öznesi durumundaki işçilerin ÖNCÜSÜ OLDUKLARINI söyleyen siyasi yapılar da – KOMÜNİST olduklarını söyleyen partiler-  sürekli olarak günlük basit politikalarla siyaset yapmaktan , sınıfın yanında yer almaya zaman  yaratamıyorlar!


BURJUVA PARLAMENTER SİSTEM İÇİN İKBAL PEŞİNDE OLAN ,DÜZEN YALAKASI , ASALAK SENDİKA AĞALARINI SAF   DIŞI BIRAKARAK ,YENİDEN ÖRGÜTLENMEYE GİTMESİ GEREKEN SINIFIN  KURTULUŞU ,YİNE KENDİ ELLERİYLE GERÇEKLEŞEK ve ZİNCİRLERİ KIRACAKTIR !
 
« Son Düzenleme: 25 Kasım 2020, 15:05:48 Gönderen: Ekim »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.