Gönderen Konu: ALT YAPI, ÜST YAPI, TOPLUMSAL VARLIK, TOPLUMSAL BİLİNÇ!  (Okunma sayısı 191 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3658
Önce bir tanım yaparak, alt yapı ile üst yapının biz Marksistlerce tanımına bir göz atalım.
Alt yapı, o toplumun maddi üretim koşullarını oluşturan üretim biçim ve ilişkilerinin ifadesidir.
Üst yapı ise bu üretim biçim ve ilişkilerine uygun, bu üretim biçim ve ilişkilerinin sürmesini sağlayan, en başta devlet olmak üzeri ona bağlı, ona göre düzenlenmiş HUKUK vs gibi kurumları içerir.

Sınıfların ortaya çıkışının nesnelliği altında üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, toplumdaki diğer sınıflar üzerinde tahakküm kurmak için Devlet denen ve öz olarak bir sınıfın diğerleri üzerindeki tahakkümünü sağlayan, baskı ve zor aygıtına gereksinim duyar.

Bir üst yapı kurumu olan Devlet, içinde bulunduğu maddi üretim koşullarının, üretim biçim ve ilişkilerinin geldiği evreye uygun olarak yapılanır.
Örneğin, sermayenin ulusal sınırların dışına çıktığı, uluslararası nitelik kazandığı bir dönemde, sermayenin  kendini yeniden ürettiği bu birikim evresinde Devlet te, bu alt yapıdaki değişime uygun yeniden yapılandırılır.
Bizdeki ki birinci ve ikinci Cumhuriyet olgularının mantığının temelinde bu vardır.

Marksistlere göre Toplumsal Bilinç,Toplumsal Varlık tarafından belirlenir.
Ancak bu belirleme diyalektik bir bütünlük içerisinde kendisini gösterir.
Toplumsal Yaşamın bilinci belirlediği gerçeğini ele alarak,Marksistleri tek başına bu gerçeği dile getirmekle niteliyerek, onları mekanik materyalistlerle bir tutan algı,Marksizm’i anlamama algısıdır.
Marks  toplumsal varlığın bilinci belirlemedeki belirleyici yönüne vurgu yaparken, toplumsal varlık tarafından belirlenen bilincinde,yeni toplumsal ilişkilere yön verdiğini,toplumsal varlık üzerinde etkisi olduğunu ortaya koyar.

Marks'a göre maddi üretimle, düşünsel üretim birbirinden bağımsız değildir.
Bu ilişki Toplumsal Varlık ve Toplumsal bilinç ilişkisidir.
Bu ilişkinin somuttaki yansıması,Alt Yapı,Üst Yapı biçimindedir.
Her ikisi arasında,birbirini etkileyen karşılıklı bir etkileşim vardır.
Tek başına Alt Yapının her şeyi belirlediğini söylemek,kendi tarihini kendisi yapan insanın devrimci pratik eleştirel faaliyetini küçümsemek demektir.

Ancak insan kendi tarihini yaparken,kendi keyfine göre değil,geçmişten devr aldığı ve halen verili koşullarda yapar.
Demek ki geçmişten devr aldığı ve içinde bulunduğu verili koşullar, insanın tarih yazımında etkindir.

Maddi yaşamı üreten insan, düşünsel olanı da birlikte üretir.
İnsanlar kendi tarihlerini yaparken,kendi keyiflerince yapmazlar,ama içinde bulundukları koşullara da kaderci bir yaklaşımla teslim olmazlar.
Mevcut koşullar da, devrimci pratik eleştirel faaliyet içersinde oluşturdukları düşüncelerle,mevcut koşulları değiştirmeye çalışırlar.

Marksizm’i mekanik algılayanların hatası, olaylarda ve olgulardaki,bilgi ve eylem arasındaki diyalektik bağı görmemeleridir.
Bizi asıl üzen ise kendini Marksist olarak görenlerin bu Anti Marksist safsatalara seslerinin çıkmamasıdır.
veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET