Gönderen Konu: SINIFSIZ,SINIRSIZ,SAVAŞSIZ BİR DÜNYA...  (Okunma sayısı 246 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Ekim

  • İleti: 1851
SINIFSIZ,SINIRSIZ,SAVAŞSIZ BİR DÜNYA...
« : 01 Eylül 2021, 18:23:12 »

1.Paylaşım Savaşı tüm savaşların sonu olması gerekirken  ikincisi çok daha korkunç bir çatışma ile kendini gösterdi ; çünkü PAYLAŞIM tamamlanmamıştı ve   insanlığın geleceğinin,  "ya sosyalizm ya barbarlık" olacağı tezinin doğruluğu korkunç bir sonuca yaklaşırken ortaya çıkmış oldu.

Mademki dış politika iç politikanın bir uzantısıydı,  kapitalizmin egemen olduğu politikaların dış politikasının da kapitalist temelli  olması kaçınılmazdır.Kapitalizmin politikası;onların sınıf çıkarları, kârları, ayrıcalıkları etrafında şekillenir.
Bizler ,dünyanın herhangi bir coğrafyasında patlak veren savaşta daha ilerde bir konumda olanın yanında değil  , Marks’ın deyimiyle  “tüm toplumların tarihi sınıf savaşımlarının tarihidir “ söyleminden hareketle  işçi sınıfının çıkarlarına dayanan bir tutumu sergilemek adına  hareket edenler olarak da biliriz ki tarih ve sınıf olguları birbirinin adeta mütemmim cüzleridir. Marksistler elbetteki pasifist değillerdir ama kana susamış da değillerdir.

İçinde bulunduğumuz haftanın tarihteki önemine dönersek; her iki durumda da (1. ve 2. Paylaşım Savaşları) ilk ve en önemli  konu pazar meselesiydi; gerçekte İkinci Paylaşım Savaşı birincinin devamıydı, Almanya dünyanın yeniden paylaşımına ihtiyaç duyuyordu. (Bu noktada ; sınıfsal tutum takınmak , uluslararası işçi sınıfının çıkarlarına ihanet etmemek  bağlamında ,o şartlarda imzalanan Saldırmazlık Paktı vs. ayrı bir tartışma konusu olabileceğinden burada değinilmeyecektir.)

Sonunda ,2. Paylaşım Savaşı  , kapitalizmin neredeyse Avrupa’nın yarısını kaybetmesi  , Sovyetler'in zaferiyle  sonuçlandı ; hatta bu savaş kapitalizmin  tüm dünyada sonu olabilecekken reformist işçi liderleri vb… nedenlerle bu utkuya ulaşılamadı.

Biliyoruz ki savaşlar ; kaynakları, ham maddeleri ve pazarları ele geçirmek amaçlı diğer bir deyişle sadece kar için çıkarılmakta  ,trajik bir ifadeyle organize edilmektedir. Ve bizler yine biliyoruz ki ;barış ve savaş zamanlarında  tüm çatışmaların kalbinde sınıf  çıkarları yer  almaktadır.
İşçi sınıfının, barış ya da savaş zamanlarında  arzuladığı ,kazanmak istediği tek şey  ;emperyalist kapitalizmin yenilgisi ve de ezilen bir ulusun /ulusların  emperyalist kapitalist  sisteme karşı savaşması.

İnsanlığın kaderini tayin edecek olan dünya ölçeğinde savaşlar, devrimler ve karşı-devrimler çağında olduğumuz yadsınmaz gerçekliğinden hareket ve diyalektik bir yaklaşımla ,sadece sınıfın çıkarlarına dayanarak  Marksizmin güçlerini inşa etmenin ve de  barışçıl toplumun dönüşümünü yürütmek ve savaşlar, yoksulluk, cehalet , sınırlar ,sömürü ,çatışmalar olmadan yeni bir dünya yaratmanın mümkün  olduğu bilinciyle,kapitalist egemen sınıf tarafından yürütülen her savaşa karşıyız.


Son tahlilde ; KOMÜNİSTLER ,daima SAVAŞLARIN yaşanmadığı,halkların kardeş olduğu bir dünyayı hedefler.Ancak bilirler ki ;savaşları ortaya çıkaran maddi koşulları yok etmeden SAVAŞLAR ortadan kalkmaz.Bu nedenle , savaşları ortaya çıkaran maddi koşulları yok etmek için SAVAŞMAK gerekir.
Daha da somut; KOMÜNİSTLER , SAVAŞSIZ bir dünya için SAVAŞMAK zorundadırlar.


Lenin'e dönersek :



’’İşçileri kandırmayan, aksine onların gözünü açan bir politika şöyle olmalıdır:

a)-Barış konusu gündeme geldiğinde, sosyalistlerin yapması gereken kendi burjuvazisinin ve hükümetinin maskesini her zamankinden daha gayretli bir biçimde indirmek, emperyalist müttefikleri ile yapmış oldukları ya da yapmaya hazırlandıkları gizli anlaşmaları ifşa etmektir.

b)-Her ülkede sosyalistlerin kitlelere ajitasiyonları sırasında herşeyden çok üzerinde durmaları gereken şey, yanlız kendi hükümetlerinin her bir siyasal sözcüğüne değil, kendi sosyal-pasifistlerininkilere karşı da tam güvensizlik beslemek gerekliliği olmalıdır.

c)-Her ülkede sosyalistlerin kitlelere şu açık gerçeği açıklaması gerekir:..gerçekten kalıcı ve gerçekten demokratik(ilhaksız vb.)bir barışın mevcut hükümetler, yahut genel olarak burjuva egemenliğini devirmiş ve burjuvaziyi mülksüzleştirmeye başlamış olan proleter hükümetler tarafından imzalanmasıdır.

d)-Her ülkede sosyalistler şu tartışmasız gerçeği kitlelere açıklamalıdır:..işçilerin böyle bir barışa sahiden ve hemen şimdi elde etmelerinin tek yolu vardır o da silahlarını kendi hükümetlerine çevirmektir.

e)-Sosyalistlerin burjuva fikirleriyle devrimci işçi hareketinin her zaman yozlaştıran reformizme karşı mücadeleyi güçlendirmelidir, özellikle de onun yeni görünümüne karşı; bu reformizm burjuvazinin savaş bittikten sonra yapacakları reformları vaadetmektedir.’’(Lenin)



Komünist Enternasyonal’e katılmayı arzulayan her parti, sadece açık sosyal-yurtseverliği değil, sosyal-pasifizmin namussuzluğunu ve ikiyüzlülüğünü de teşhir etmekle yükümlüdür: Kapitalizm devrimci yoldan yıkılmadıkça ne uluslararası hakem mahkemelerinin, ne silahlanmanın kısıtlanması hakkındaki gevezeliklerin ne de Milletler Cemiyeti’nin “demokratik” tarzda yeniden örgütlenmesinin insanlığı yeni emperyalist savaşlardan kurtaramayacağını işçilere sistematik olarak göstermek zorundadır. (Lenin, Komintern’e Katılmanın 21 Koşulu, III. Enternasyonal içinde, Belge Yay., s.31 )




’’İşçi sınıfının aklını karıştırma biçimlerinden biri de pasifizm ve soyut barış propagandasıdır. Kapitalist rejim altında özellikle de emperyalizm aşamasında savaşlar kaçınılmazdır. Üstelik öte yandan, sosyal demokrat devrimci savaşların, yani emperyalist olmayan savaşların olumlu değerini inkar etmezler.... Bugün, kitleleri devrimci eyleme çağıran bir propagandayla birlikte yürütülmeyen bir barış propagandası, yanlızca yanılsama yayar, burjuvazinin insaniyetçi düşüncesine güven aşılayarak proletaryayı yozlaştırır ve onu savaşan ülkelerin gizli diplomasisinin elinde oyuncak haline getirir. Kesin olarak söylemek gerekirse, bir dizi devrim olmaksızın güya demokratik bir barışa ulaşılabileceği fikri tamamen yanlıştır.’’ (Lenin)



« Son Düzenleme: 01 Eylül 2021, 18:25:09 Gönderen: Ekim »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.