Gönderen Konu: DİN ÜZERİNE, MARKSİZMİN USTALARININ DÜŞÜNCELERİ!  (Okunma sayısı 154 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3658
Özellikle son günlerde Diyanet Kurumunun başında ki şahsın Laiklik karşıtı açıklamaları, bu Kurum aracılığıyla Laiklik dışı uygulamalar, gün geçmiyor ki, Gazetelerin Haber sütunlarında yer almasın.
Bu nedenle bizde, Marksizm'in ustalarının Din Konusunda ne düşündüklerini paylaşalım dedik.

"Dinsel üzüntü, bir ölçüde gerçek üzüntünün dışa vurumu ve bir başka ölçüde de gerçek üzüntüye karşı protesto oluyor. Din ezilen insanın içli ezgisini, kalpsiz bir dünyanın sıcaklığını, tinin dıştalandığı toplumsal koşulların tinini oluşturuyor. Din, halkın afyonunu oluşturuyor."(Karl Marks-Hegelin Hukuk Felsefesinin Eleştirisi)


Marks'ın bu söylemi nedense farklı yorumlara yol açmış, Marksistler arasında tartışmalara neden olmuştur.
Oysa bu söylemde anlatılmak istenen dinin, maddi dünyanın insana aykırı faaliyetlerine karşı yükselmesi gereken isyanın ve direnişin, önünü alan onu engelleyen bir olgu olduğu gerçeğidir.

Din, bu dünyanın boş, zahiri, maddi olmadığını, geçici olduğunu dile getirerek, insana aykırı faaliyetlerin insanı esir almasına karşı, insanın DİRENİŞİNİ boşa çaba sayar.
Din insanlara sahte cennetler vaat ederek,onlardan itaat ve biat ister.
Devlete ve onu yönetenlere itaat, tanrıya biat bu sahte cennetin anahtarlarından biridir.
Yani Yaratana teslim olmak, yarattığını söylediği düzeni sorgulamadan o düzene biat etmek.
Bu durum en fazlada Aydınlanmaya uğramamış İslamiyette görülür.
Kelime anlamıyla İSLAM, Teslimiyet demektir.

Dini bir olgu olarak incelerken, üzerinden atlanılmaması gereken nokta tüm dinleri bir ve aynı görmektir.
Oysa İSLAM, diğer dinlerden farklıdır.
Hristiyanlık, rönesans ve o rönesans için gerekli reformlar sonucu aydınlanmaya uğrayarak İSLAMDAN farklılaşmıştır.
Sanayi Devrimi, Kapitalizmin gelişimine uygun bir Hristiyanlık yaratarak, Feodal dönemin Engizisyon Dinini ortadan kaldırmıştır.

Oysa İSLAMDA bunların hiç birisi olmamış, İSLAM bu gelişimeler karşısında kendini koruyabilmek için SİYASALLAŞMAK zorunda kalmıştır.
İslamın kapitalizmin gelişimine uygun bir yapıya dönüştürülmesinin adı da ILIMLI İSLAM olmuştur.
 
Genelde Din olgusuna baktığımızda ise görünen, yoksulluğun ve sömürünün en fazla olduğu yörelerde Dinin etkin olması gerçeğidir.
Bu dünyadan umudunu kesmiş insanların, başka dünyalarda sahte cennetler araması kadar doğal bir durum olamaz.
Dine karşı mücadelede en temel nokta, onlara başka cennetler aratmayacak, asıl cennetin bu dünyada olduğunu gösterecek bir başka Dünyayı sağlayarak,onlara UMUT olabilmektir.

Lenin'e göre Din;"Din, sermayenin kölelerinin insani görünümlerini ve az buçuk insan onuruna yaraşır bir yaşam taleplerini içinde boğdukları bir tür manevi alkoldür." (Lenin, Sosyalizm ve Din, Seçme Eserler Cilt:II) olarak tanımlanır.

Din'e karşı mücadelenin Sınıf Mücadelesinden bağımsız olmadığını Lenin şöyle dile getiriyor;
"Dine karşı mücadele, soyut ideolojik bir vaazla aynı kapıya çıkmasına izin verilmemelidir; bu mücadele, dinin sosyal köklerinin oradan kaldırılmasına yönelik sınıf hareketinin somut pratiğiyle bağıntılandırılmalıdır." (Lenin, İşçi Sınıfının Din Konusundaki Tavrı Üzerine, Seçme Eserler, Cilt:II)

"Marksist, materyalist olmak, yani dine düşman olmak zorundadır, fakat o diyalektik bir materyalist olmak, yani dine karşı mücadeleyi soyut olarak, soyut, tamamen teorik, her zaman aynı kalan bir propaganda temelinde değil, gerçekten cereyan eden ve kitleleri herşeyden önce ve en iyi eğiten somut bir temelde, sınıf mücadelesi temelinde yürütmek zorundadır."(Lenin,Sosyalizm Ve Din)

Aslında bu konuda son sözü Markstan bir aktarmayla noktalayalım.

"Din'i insan yaratır, yoksa din insanı yaratmaz. Aslında din henüz kendini bulamamış ya da kendini sonradan yitirmiş insanın saplantısıdır. Din halkın afyonudur.
İnsan dini yaratırken, tersyüz edilmiş bilincini yansıtır. Sonuçta din insan beyninde başı üstüne çevrilmiş dünyanın genel kuramı, ansiklopedik özeti, popüler algısı, manevi ekseni, meşruluk dayanağı ve resmi onayı halini alır. Öyleyse din'e karşı mücadele aslında bu çarpıtılmış dünyaya karşı mücadele ile örtüşür. Bilimin görevi bu gerçek dışı dünyanın gerçek iç yüzünü ortaya koymaktır. Felsefenin başlıca görevi de insanın kendine yabancılaşmasının kutsal biçiminin, yani ''dinin'' foyasını ortaya çıkardıktan sonra, kendisine yabancılaşmasının kutsal olmayan biçimlerinin, yani ''devletin ve hukukun'' foyasını ortaya çıkarmaktır. İşte bu görev yerine
getirildiğinde, cennetin eleştirisi dünyanın eleştirisine, dinin eleştirisi hukukun ve devletin eleştirisine, din bilgisinin eleştirisi de siyasetin eleştirisine dönüşecektir.(Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi - Karl Marx)

veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET