Gönderen Konu: İşçi Sınıfı, sınıf olarak kendi varlığına karşı mücadele ettiğinde gerçektir!  (Okunma sayısı 162 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3658
Kapitalist Toplumda zenginliğin temel biçimini Meta olarak görür Marks.
Yine Marks Kapitalde Sermayeyi ; Kapitalist Toplumda, Burjuvazi ile İşçi Sınıfının arasında ki mücadele kapsamına özgü bir toplumsal ilişki olarak tanımlar.
Sermaye Sınıf Mücadelesinin temel dinamiklerinden biri olduğu için, Sermayeyi, onun bileşimini, oluşumunu iyi anlamak gerekir.

İşçi Sınıfı Sermaye için çalıştığında, başkası için sınıf konumundadır.
Burjuvazi, işçi sınıfının  artık zamanda elde ettiği artı değeri pazarda realize ederek onu Sermayesine katar.
Bunu da, Üretim Araçlarının özel mülkiyetinin sahipliği temelinde, Emeğin tahakküm altına alarak sağlar.
Böylece Emek  sınıflaştırılmış, ücretli emek haline getirilmiş ve metalaşmıştır

İşçi Sınıfı Sermaye içerisinde Emek Gücü olarak vardır.
Bu nedenle Marks Grundrisse de; "Aynı zaman da hem ücretli emeğin korunmasını,hemde sermayenin ortadan kaldırılmasını istemek demek ki kendi içersin de çelişkili,kendi kendini çürüten bir taleptir" (Grundrisse,Birikim Yayınları,s.399) derken, Sermayenin kendini ancak ücretli emek üzerinden olumladığını,ücretli emeğin sermayeye içkin bir olgu olduğunu ortaya koyar.

Buradan İşçi Sınıfı, bir sınıf olarak kendi varlığına karşı mücadele ettiğinde gerçekten İşçi Sınıfıdır.
Artık başkası için sınıf olmaktan, kendi için sınıf olma mücadelesi içerisindedir.

Biraz daha konuyu açabilmek için,sermayenin yeniden üretiminin sınırlarını çizen, onun var olmasını sağlayanın ne olduğunu anlayabilmek için yeniden Marks'a dönmek gerekir.
Marks yine Grundrisse de "Sermaye üretkenmidir, değilmidir sorusu,o halde budalaca bir sorudur.Sermayenin üretimin temelini oluşturduğu dolayısıyla da kapitalistin üretime kumanda etmek durumun da olduğu yerde,emek ancak sermaye tarafından özümsendiği oranda üretken olabilir. (Grundrisse-Birikim Yayınları-s.398) der.

Sermayenin üretken gücü, emeğin üretkenliğine bağlıdır.
Semaye, emeğin ürettiği kullanım değerini, artı emek zaman üzerinden değişim değerine dönüştürür.
İşte sermayenin üretken gücü budur.
Bunun için de sermayenin emeği sınıflaştırması, tahakkümü altına alması gerekir, bunu da yukarıda da belirttiğimiz gibi Üretim Araçlarının Mülkiyetinin sahipliği temelinde gerçekleştirir.

Marks'ın komün yenilgisinden çıkardığı sonuç, oportünistlerce çarpıtılmıştır.
Komünden, Marks'ın çıkardığı temel sonuç; tarihsel ve toplumsal gelişmenin yetersizliğinin, komün yenilgisine yol açtığıdır
Marksın bu söylemi,daha sonra İkinci Enternasyonal döneklerince formülleştirilmiştir.
Bu formüle göre Sermayenin toplumsal gücünün sınırlarına dayanmadan, asla devrim yapılamaz olmuştur!

İşte bu tezler,her olguyu, üretici güçlerin gelişimiyle açıklamak gibi bir sakat düşünceyi Marksizm'in içine taşımıştır.
Öyle ki Marks'ın hiç bir toplumsal formasyon içerdiği üretici güçlerin tümünü geliştirmeden yok olmaz tezi yanlış yorumlanarak, evrimciliğe savrulunmuş.
Yine Marks'ın Komünist Manifesto da, kölesi tarafından beslenmesi gerekirken, kölesini bile besleyemez duruma gelen burjuvazinin egemenliği altında Toplum artık yaşayamaz, bir başka deyişle onun varlığı Toplumla artık bağdaşmıyor."

Bu noktada,EKİM DEVRİMİ,  İkinci Enternasyonalce dile getirlen tezlerin yadsınması, tarihsel süreçte bir kırılma, Lenin de bu kırılmanın mimarıdır.
Lenin, Emperyalizm çağında Kapitalizm'in içine düştüğü krizi doğru okumuş, ondan Devrimci bir vazife çıkartmıştır.
Lenin, Kautsky ve diğer oportünistlerin görmek istemediği, Emeğin politik öznelliğini ve onun yıkıcı rolünü görerek, Ekim'i gerçekleştirmiştir.
veda

Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET