Gönderen Konu: Kapitalizm ve İnsan ve Dünya...  (Okunma sayısı 17623 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1815
Kapitalizm ve İnsan ve Dünya...
« : 25 Kasım 2011, 16:22:24 »


Kapitalizmin , birilerinin dediği  gibi Marksistlerin sadece felaket tellallığını yaptığı bir iktisadi doktrin olmayıp  Ekim Devrimiyle birlikte önemli derecede mevzi kaybeden ama 2. Paylaşım Savaşı sonrası  tekrar tırmanışa geçen, doğasında bulunan doymak bilmeyen kar hırsıyla dünyanın sonunu getirmeye çalışan bir sistem  ve artık neredeyse dünyanın birçok yerinde küreselleşme adına var olduğunu biliyoruz.

Kapitalist tarafından elde edilecek kar için işgücümüzü satarak yaşamsallığımızı sürdürdüğümüzde sömürülmeye de aynı oranda devam edilecek.Ve yine biliyoruz ki kapitalizmin mal ve hizmet üretme içgüdüsü insanların ihtiyaçlarını karşılamak için değil salt kar uğrunadır.Kendi aralarındaki rekabet nedenli de karlarını katarak büyülttükleri sermaye ve üretim araçlarıyla sömürü giderek katlanır.

Daha fazla kar ve sermaye birikimine yol açacak enstrümanlarla ücretli emeği sömürmeye ,her alanda yine karları nedenli tüm canlı organizmaya müdahale ederek onu yok etmeyi hedefleyen kapitalizm çok iyi biliyor ki politik anlamda zafer kazanırsa ,işçi sınıfının örgütlü gücünü zayıflatacak ve ekonomik anlamda başarılı olacaktır.

İnsanlığı paylaşım,dayanışma,birlikte yaşama,dostluk gibi insani duygulardan uzaklaştırarak  birer robot haline getirmekte olan  kapitalizm ,gittikçe globalleşen haliyle bitmek bilmeyen kanlı savaşlara doğru yol almaktadır.
« Son Düzenleme: 30 Nisan 2018, 13:35:43 Gönderen: Solplatform5 »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimdışı YürekAtışı

  • İleti: 224
Kapitalizm ve İnsan ve Dünya.....
« Yanıtla #1 : 25 Kasım 2011, 16:29:51 »
Ekim Kapitalizmin en önemli meselesine vurgu yapmışssın, yabancılaşma ve insan meselesi. Bazen konuları konuşurken bu kısmını unutur gibi oluyoruz. Kapitalizm insanlık dışıdır, insanı insanlıktan çıkartır Çünkü Kapitalist Gölgesini Satamadığı Ağacı Keser! Devrim insanlıkdışı olan yabancılaşmayı ortadan kaldırırken insanın olabildiğince özgürleşmesinin önünü açar. Tarih baba insanlığın kurtuluşu şansını işçi sınıfına bahşediyor. Konuyu yabancılaşma üzerinden konuşalım, kapitalizmin cehennemin ortasında tek başına insan modelinden, bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine olan insanı konuşalım...
İNSAN...

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1815
Kapitalizm ve İnsan ve Dünya.....
« Yanıtla #2 : 26 Kasım 2011, 12:00:16 »

Konuya,  “Kapitalist bir ülkenin bir dışpazara sahip olma ihtiyacı hiç bir zaman, toplumsal ürünün (ve özellikle artı-değerin) gerçekleştirilme yasaları tarafından belirlenmez, her şeyden önce, kapitalizmin, ancak, devlet sınırları dışına taşan geniş ölçüde gelişmiş meta dolaşımının bir sonucu olarak ortaya çıkması gerçeği ile belirlenir. Bu yüzden dış ticareti olmayan bir kapitalist ulus düşünülemez, böyle bir ulus da yoktur zaten.”diyen Lenin ile başlayalım.

Kapitalistin  en birincil görevi  karını maksimize etmek  için sürekli yeni pazarlar aramak olduğundan dış ticaretsiz bir kapitalizm düşünülemez . Fakat  dış ticaret de kapitalizmin doğasındaki programsızlık ve karmaşa nedeniyle kendisiyle çelişkiye düşecektir. Fazla üretim  dış pazarlarda da sorun olmaya devam edeceğinden  talep konusunda sıkıntı yaşanacak ,bu da sermayeyi  daha yeni pazarlara aramaya yöneltecek ama asla arz/talep dengesi arzuladığı kıvama gelmeyeceğinden her an sistemin yeni krizler yaratmasından kurtulamayacak, fazla üretim  her daim problem olmaya devam edecektir.

Bu şartlar ve sonuçlarını bilerek de olsa sermaye dış pazarlara yönelmeyi devam ettirirken fazla üretim nedenli sıkıntısı giderek büyüyecek ,bu da yeni küresel ekonomik krizlere yol açarak emekçi halkın daha fazla yoksullaşmasına neden olacaktır. İşten çıkarılmalar  veya düşürülen  ücretler nedenli  alım gücü düşecek olan tüketiciler talep eğrisinin aşağıya doğru bir ivme kazanacak olmasından  burada  sermayenin imdadına   finans kapitalin sunduğu krediler girecektir. Bu aldatıcı süreç, geri ödemelerdeki problemle kendini gösterecek ve kapitalizm burada da kendi yarattığı sorunla  baş edememe noktasına gelecektir.

Emperyalist kapitalizmin bu açmazını Marks “kapitalist üretimin gerçek engeli, sermayenin kendisidir” diyerek insan doğasına aykırı bu sistemin kendi kendini yok etme konusunda aşılı olduğunun altını çizmiştir.


http://www.youtube.com/watch?v=-bOHVONsHOE

http://www.youtube.com/watch?v=Yc_0QO44Ae0&feature=related
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimdışı veda

  • İleti: 3352
Kapitalizm ve İnsan ve Dünya.....
« Yanıtla #3 : 26 Kasım 2011, 17:27:03 »
Klasik Felsefenin temel sorunu, varlık ile  bilinç arasındaki ilişkinin diyalektik bütünlüğünü yok saymasıdır..
Engels "Feurebuch Ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu" adlı yapıtında buna değinir ve bu sorunu şöyle ifade eder.
"Her felsefenin özellikle modern felsefenin büyük temel sorunu,düşüncenin varlık ile ilişkisi sorunudur... Esas belirleyici olan nedir? Tin mi yoksa Doğa mı? Bu soru Kilise karşısında şu keskin biçimi aldı: Dünyayı tanrı mı yarattı yoksa Dünya ezelden beri mi var?..Bizi çevreleyen dünya hakkındaki düşüncelerimizin,bu dünyanın kendisiyle ilşkisi ne? Düşüncemiz,gerçek dünyayı kavramak için yeterlimidir?"
Bu sorulara verilecek yanıtlar,İDEALİZMLE,MATERYALİZM arasındaki farkları ortaya koyar.
İdealizm,bilicin,varlığı belirlediğini söyliyerek,dış dünyayı bilincin bir yansıması olarak görerek,onun maddiliğini yok sayar.
Materyalistler ise,varlık ile bilinç arasında diyalektik bir ilişki olduğunu,bu ilişkide varlığın bilinci belirlediğini söyleyerek,bizim dışımızda,bize bağlanmadan var olan ama düşüncelerimizi,bilincimizi etkileyen maddi dünyanın varlığını kabul ederler.
Materyalistler bu bağlamda tarihsel gelişimi,maddi dünyadaki değişim ve dönüşümlerin sonucu olarak görerek,bu değişimlerin temelinde üretim ilişkileri ve üretici güçler arasındaki diyalektik bütünlüğün yer aldığını ifade ederler.
Çünkü insan yemek,içmek ve barınmak için üretmek zorundadır.
Eğer gelişimin temeli insan gereksinmeleri ise,insan bu gereksinmelerini karşılamak için doğayla,emek aracılığıyla ilşkiye girer,onu bu temelde değiştirir ve dönüştürür.
İşte emek aracılığıyla girilen bu ilişkilerin ve bu ilişkiler bütünlüğündeki karşılıklı  etkileşimlerin tümüne MADDİ YAŞAM denir.
İnsanın doğayla,emek aracılığıyla girdiği bu ilişki sürecinde üretici güçler,üretim ilişkileri içersinde örgütlenirler.
Tüm bu işleyiş süreci SINIF MÜCADELELERİ çerçevesinde yürür.
Kapitalizmin işleyiş yasalarıda ancak SINIF MÜCADELESİ çerçevesinde var olabilir.
Kapitalizm emeği üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip olduğu için,onu ücretli emek(yabancılaşmış emek) haline girerek metalaştırır,egemenliği altına alır.
Üretim Araçlarına sahip olan Burjuvazi,emeği ücretlendirerek,emek gücünü satın alarak,emek gücü ve makinalar aracılığıyla mal üretir.
İşçiler ise kiraladıkları emek güçlerinin değeri kadar mal üretecek zamanın çok daha fazlasını çalışırlar.
İşçilerin aldıkları ücrete eşdeğer mal üretme için harcadıkları zamana GEREKLİ EMEK ZAMANI,bu zamanın dışındaki çalışma süresine de ARTIK EMEK ZAMANI denir.
Artık Emek Zamanında İşçiler,kendileri için değil,Burjuvazi için üretirler.
Sermayenin yeniden üretilmesinin ve birikiminin kaynağı, bu ARTIK EMEK ZAMANINDA üretilen değerdir,yani ARTI DEĞER.
Üretilen bu artı değer pazarda realize olarak,sonrası yeniden SERMAYEYE eklenir.
Sömürünün kaynağı ARTI DEĞER olduğu için,Sermaye ancak emek üzerinden kendini olumlar ve var olur.
Bu nedenlede Burjuvazinin,sistemini sürdürebilmesi ve kendi varlığını daim kılabilmesi için İŞÇİ SINIFINA gereksinmesi vardır.
Oysa işçi sınıfının böyle bir zorunluluğu yoktur.
O nedenlede hem karşıtını ve dolayısıylada kendini yok etme gibi bir misyonu vardır.

veda
« Son Düzenleme: 26 Kasım 2011, 19:06:42 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1815
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1815
Kapitalizm ve İnsan ve Dünya.....
« Yanıtla #5 : 27 Kasım 2011, 22:39:38 »

Sermayenin acımasız genişlemesi sonucunda finans, gıda ve iklim krizleri içeren sistemik bir krizin ortasında kaldı insanlık; doğal kaynakların yok edilmesi, insanların daha yoksullaşması , savaşlar, hayvan ve bitki türlerinin yok edilerek ekolojik dengenin bozulması , dünyanın giderek çölleşmesi  yani dünyanın katledilmesi kapitalizm denen sistemin sonuçlarıdır.

Burjuvazi gözü dönmüş şekilde doğadaki tüm canlıların yaşam kalitesini olumsuz etkileyecek şekilde, salt daha fazla kar etmek adına  doğa üstündeki saldırısına  kaynakları ölçüsüzce kullanarak devam etmekte;  çünkü onun kar etmesi emekçi halkın sömürülmesinin yanında    doğal kaynakların da talan edilmesinden geçer.  .

Küreselleşen kapitalist modernitenin dayattığı piyasa odaklı bir düşünce sonucunda insanlık büyük eşitsizlikler, yoksulluk ve sefaletin ortasında yaşıyor; küresel piyasa oyuncuları tarafından meta haline getirilen tüm doğal kaynaklar kapitalizmin doğası gereği hızla tüketiliyor.

Yağmacılık,talan,savaş,hırs,şiddet,egoizm vb . tüm olumsuz  davranış ve yapıların tamamı  sınıflı toplumların ortaya çıkışıyla birlikte oluşmuştur.

Tüm felaketlerin anası olan kapitalizm ,salt tüketimi arttırmak  ve çirkinliklerini örtbas etmek adına göstermelik özel günler ( çevre günü vb.) yaratmış ve bu günlerde de oluşturulan  sivil toplum örgütleri vasıtasıyla var ettikleri düzeni aklama çabasına girmiştir..

Anarşist yapılı kapitalizmin iddia ettiği gibi , yıkımın nedeni ; ne doğadaki kaynakların kıtlığı ne de  nüfus fazlalığı olup sadece  emek-sermaye çelişkisidir.Ve biliyoruz ki  sınıflar ve özel mülkiyet yok edilmedikçe bu barbarlık devam edecektir.

Küresel boyuttaki çevre sorununa,  kapitalizmin yok edilerek  çözüm getirileceğinden hareketle; bu kısa yazıyı da Marks ile noktalayalım:
 
“Bütün bir toplum, ulus, ya da aynı anda var olan bütün toplumlar dünyanın sahipleri değiller, Yalnızca dünyadan yararlananlar, dünyayı şimdilik kullananlar olarak, iyi aile reisleri gibi, dünyayı gelecek nesillere daha da iyi bir durumda bırakmaları gerekir.”
« Son Düzenleme: 27 Mayıs 2019, 15:11:36 Gönderen: Solplatform5 »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimdışı YürekAtışı

  • İleti: 224
Kapitalizm ve İnsan ve Dünya.....
« Yanıtla #6 : 02 Aralık 2011, 19:48:54 »
Emperyalizm manyaklıktır, çılgınlıktır, çürümedir aklın tutulmasıdır. "Yeter artık"tır "edi bese"'dir faşizmi bünyesinde taşır, terörle uslandırmaya çalışır, boyun eğdiremediğinin boynunu kırar. Aslında zayıf ve çelimsiz bir ölüdür, insan kanıyla beslenir ve hayatta kalır, bütün dünyanın yüzeyine yayılmış bir çirkinliktir. İnsan eliyle yaratılmıştır, İnsan eliyle sona erdirilecektir, insanların en derin hücrelerine sirayet etmiştir, insanın kendisini de çürütmektedir.

Emperyalizm insanlık tarihinin görebileceği en şanlı biçimde sona erecektir!

Yaşasın Özgür Yeni Dünya Yaşasın Özgür Yeni İnsan

Not: Kitabi alıntılarda yapmak lazım belki ama kalbimden geçenler özetle bunlardır. Emperyalizm cisimleşerek karşıma çıksa yüzüne tükürürdüm...


[youtube]FFFg_Yed6bE[/youtube]
İNSAN...

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1815
Kapitalizm ve İnsan ve Dünya.....
« Yanıtla #7 : 04 Aralık 2011, 18:41:21 »
Dünyaya hakim olmak isteyen emperyalist ahtapot  ve işbirlikçileri ,egemenlik alanlarını genişletmek ve  tehdit unsuru taşıyan etmenleri yok etmek adına ,dur durak bilmeden  yeni saldırı alanları yaratıp ABD emperyalizmini küresel anlamda büyültmek  amaçlı  raydan çıkacak hızlı bir tren görünümüyle  hızla yol almaktadır.

Kapitalizmin yegane amacı , içine girmiş olduğu krizi (  ABD   kişi başına en yüksek GSYH düzeyine sahip gözükse de bu , fazla üretkenlikten değil salt  emekçilerin çok uzun olan çalışma sürelerindendir ) siyasi, askeri ve ekonomik yaptırımlarla gölgesi altındaki   ülkelere dayatma sonucunda     sosyal anlamda kaosu büyültüp , sözüm ona istikrar vaatleriyle birincil amacı olan zengin petrol rezervlerini  ele geçirmek adına  finanse ettikleri  muhalif gruplarla istikrarsızlaştırma kampanyaları düzenleyip,  sömürü zincir halkalarını genişletmektir.

Filistin direnişini savunması ,Siyonist işgali tanımayı reddetmesiyle  bilinen Suriye emperyalist kapitalizmin şimdilerdeki hedefidir.  ABD emperyalizmi ve bölgedeki piyonları için adı geçen ülkede istedikleri yönde bir rejim değişikliği için epeyce bir sebep bulunmakta; Suriye’nin İran ve Lübnan ile yakın olması ,  direniş örgütleri için topraklarında bulundurduğu ofisler vb. durumlar…

Yapısında çelişkili güçler barındıran Suriye ne sosyalist bir devlettir ne de devrimci bir niteliği vardır. Yapılan  reformlarla  yabancı sermayeye ait kurumlar kamulaştırılmış ,yaşam standartlarını  yükseltmiş ,eğitim ,sağlık vb alanlarda olumlu denilebilecek atılımlar yapıldıysa da var olan kapitalist  burjuva sınıfın ayrıcalıkları devam etmektedir.

İkili bir karakter görünümü içindeki Suriye ,   ABD ‘nin devasa boyutlardaki Irak yıkımı sonucunda beklenilmeyen bir mülteci akımıyla karşılaşınca -ki bu sayı 1.500.000 kişi gibi oldukça  kabarık bir nüfustur- kendi halkı için sübvanse sağladığı bazı mal ve hizmet alımlarını  mültecilere de uygulamasının yanında ,küresel ekonomik krizin de vurmasıyla artan işsizliğe ücretlerin  düşürülmesi eklenince, istikrarsızlık oluşturmak adına sürekli tahrik görevi olan emperyalist kapitalizmin istediği görünüme kavuşmuş  ve de emperyalizm , işbirlikçi “one –minute” uşağıyla  birlikte Suriye  halkının kendi kaderini belirleme özgürlüğü üstünde tasarruflarda bulunmaya soyunmuştur.
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimdışı veda

  • İleti: 3352
Kapitalizm ve İnsan ve Dünya.....
« Yanıtla #8 : 04 Aralık 2011, 20:36:16 »
Klasik söylem,kapitalizmin üretici güçleri geliştirmediği yönündedir.
Oysa Marks,"Hiç bir toplumsal formasyon,içerdiği üretici güçleri sonuna değin geliştirmeden yok olmaz der"
Kapitalizmin üretici güçleri geliştirdiği doğrudur Ancak burada önemli olan içerdiği tüm üretici güçleri geliştirme koşulunun ne olduğudur.
Bu bağlamda baktığımız da,feodalizm de üretici güçlerin gelişimini dudrdurduğu için yıkılmadı,tıpkı kapitalizm gibi kendi bünyesinde oluşturduğu üretici güçlerin gelişiminin önünde engel teşkil etti.
Kapitalizm de değişim değeri belirleyiciyken,feodalizm de kullanım değeri asıl faktördü.
Teknolojinin gelişimi ile muazzam bir değişim değeri birikimlerinin olanakları ortaya çıktı.
Kullanım değerinin belirleyici olduğu feodalizm ise tarih sahnesinden çekilmek zorunda kaldı.Artık başka bir düzen kurmanın somut olanakları ortaya çıkmıştı.
Bu gelişim burjuvazinin bir özne olarak tarih sahnesine çıkmasına neden oldu.
Üretici güçlerin gelişimi,tek başına teknik gelişime bağlanamaz,burada önemli bir nokta bu gelişimin üretim sürecine ne şekilde bağlandığıdır.
Makinalar,feodalizm döneminde ortaya çıkmasına karşın,önemli olanın bunların üretim sürecinde yer almasıydı,bunun içinde bu makinaları üretecek ve işletecek emekçilere gereksinim vardı.
Bu emekçilerin ortaya çıkması içinde,bunları toprağa bağlıyan feodal ilişkilerin kırılması zorunluydu.
Bugünde farklı bir durum gözlenmiyor.
Kapitalizm üretici güçleri geliştirsede,yarattığı toplumsal olanakların değerlendirilmesini engelliyor.
Bu durum üretici güçlerin farklı bir durumda yeniden örgütlenmesini ve gelişimini zorunlu kılıyor.
Kapitalizm üretci güçlerin özgürce gelişiminin önünde bir engeldir.
Çünkü kapitalizm üretici güçlerinin gelişimini,kar kıskacı içersinde gerçekleştirir.
Yani kar temeline oturan kapitalizm,tüm gelişimleri bu temele bağlar.
Bu nedenle de,pek çok gereksiz yatırımda bulunduğu için hem kaynak israfına neden olur,hemde üretici güçlerin gelişimini,kendi karına endeksliyerek,bu gelişimin özgürce gelişimin önünde fren görevi görür.
Artık insanların tek tek insanlığın gelişimine katkıda bulunma olanağı sınırlandırılmıştır.
Bugünkü teknolojik düzey,insanların artık bireysel ve toplumsal gelişimi sağlıyabilecek bir zaman sürecine sahip olduğunu gösteriyor.
Üretim sürecinden arta kala zamanın daha fazlalaştığı,bu zaman sürecinin,insanların kendi bireysel gelişimine ve toplumsal gelişime harcanacağını gösteriyor.
Ancak bunun olabilmesi için,insanları toplumsal açıdan yararsız işlerle uğraştıran sermaye ilişkilerinin ortadan kaldırılması gerekiyor.
Bugün kapitalizm bilimi ve teknolojiyi insanlığa karşı kullanıyor.
Bilimin varlık nedeni ,insanların bugününün ve geleceğinin koşullarını iyileştirmektir.
Bilimin ortaya çıkmasında en temel etken insan ihtiyacıdır.
İnsan ve insanlığa hizmet etmeyen,toplumsal ilerlemeye yardımcı olmayan,kendi çıkış noktasının,yani insan ihtiyacının dışında başka amaçlarla kullanılan bilimsel emek,emek olmaktan çıkar,insanlık dışı bir olgu haline gelir.
Bu durumda sistemle insanlık arasındaki uçurum gittikçe fazlalaşır.
Günümüze baktığımız da bilim ve teknoloji ,çıkma nedeni olan insan ihtiyacına hizmet yerine,daha fazla sömürünün aracı olarak kullanılmaktadır.
Bu anti insani,anti toplumsal kullanım hem insanlığı hemde onu çevreleyen doğayı tahrip etmektedir.
Bu koşullarda artık,kapitalizm ortadan kaldırılması gereken bir olgu haline gelmiştir.
Artık insanlığın,insan yararını temel alan ve üretici güçlerin özgürce gelişiminin önünü açacak yeni bir toplumsal formasyona gereksinimi vardır.
Üretimin maddi koşulları ile doğrudan üretcilerin birliğinin sağlandığı bu toplumsal formasyonun adı KOMÜNİZM dir.

veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1815
Kapitalizm ve İnsan ve Dünya.....
« Yanıtla #9 : 17 Aralık 2011, 15:07:24 »

Din yoksulların korunmasını emrederken yoksulluğun oluş sebeplerini görmezlikten gelerek olayı kadere bağlayan, insanların birey olmasının önündeki en büyük engel  olup kapitalizmin de vurucu gücüdür; birey olamayan insan özgür de olamayacağından hayatı sorgulayamayacak  bu da şükürcülük edebiyatına sığınmayı beraberinde getirecektir.

Bünyesinde barındırdığı umarsızlık ile yoksulluğun “alın yazısı” bağlamında değerlendirilmesi  egemenlerin elini güçlendirmekte ,savundukları sistemin devam etmesini sağlamaktadır.

Kapitalizmde tehlike sinyalleri , sınıf çelişkilerinin iyice derinleştiği dönemlerde kendini göstermiş ve bu noktada  imdadına din olgusu yetişmiştir.Yaşam sürecinde elde edilemeyen güzelliklerin  “öteki dünya” adıyla  ortaya attıkları bir ortamda kendilerine sunulacağı düzmeceleriyle  mülksüzleştilen halktan kendilerine tam itaatkar bir ordu yaratmayı bilmişler,yarattıkları kutsallıklara tapınılmasını sağlayarak sorgusuz sualsiz uyuşturulmuş bir çoğunluk “aman beterin de beteri var” diyerek kader bağlamında kuvvetle allahın ipine( !)  sarılmış, bu sarılış da kapitalist sisteme engelsiz bir yol  yaratmıştır.

Kapitalizm ; mezhepsel ayrılıkları körükleyerek  din adına savaş ortamı yaratmış ,  halkların gerçek sorunları görmesinin,sorgulamasının önüne geçmiştir.

Medeniyetlerin kaynaşması masallarıyla , sömürge sarmalı oluşmasında küresel anlamda dinin katkısının yadsınamaz boyutlarda olduğu gerçeği ,Vatikan-Papa bağlamında  kendini çok açık ifade etmektedir.


« Son Düzenleme: 27 Temmuz 2017, 17:42:16 Gönderen: Solplatform5 »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimdışı TKP Diyalektik

  • İleti: 1
Kapitalizm ve İnsan ve Dünya.....
« Yanıtla #10 : 10 Şubat 2012, 17:34:03 »
evet saygıdeger ekim yoldaş paylaşım dayanışma insani duygulardan bahsetmişsiniz bütün bu bahsettiginiz  altını çizdiginiz kapitalizm ve emperyalizm için oldukça hantal agır ve gereksiz şeylerdir emperyalist sistem bir ülkeyi kendi çıkarlarını karşılayıp kendi varlıgını ileri itebilmek adına ihtiyaç duydugu şeyler yani çeşitli materyaller harici tüm degerleri yok etmeye mahkumdur kuzey ırak da işgalde oldugu gibi tüm dünya halklarının gözleri önünde bir halkı yok eden bir sistemin paylaşmadan anladıgı şey herşeye sahip olmak için bunun önündeki her türlü insan  ve doga faktörünü yok etmektir

Çevrimdışı kıvılcım

  • İleti: 72
Ynt: Kapitalizm ve İnsan ve Dünya.....
« Yanıtla #11 : 24 Ocak 2013, 15:37:28 »
Yazı 2009 tarihinde yazılmış fakat güncelliğini koruduğu için  konuya ekliyorum.

Bütünlüğü içinde kapitalizmin krizi

Dünya kapitalizminin bütününü saran ekonomik kriz tüm dünyanın ana gündemi olmayı sürdürüyor. Şu veya bu olay ya da gelişme kısa süreliğine de olsa elbette zaman zaman öne çıkabilir, fakat girmiş bulunduğumuz dönemin ana gündemi artık kapitalizmin küresel çaptaki krizidir. Tüm öteki olay ve gelişmeler bundan böyle bu zemin üzerinde bir anlam taşıyacaklardır. Krizden beslenecek, gerisin geri krizi besleyeceklerdir.

Krizden çıkışa biçilen vadeler

Dünya kapitalizminin mevcut krizini değerlendirirken iki önemli noktayı gözönünde bulundurmak gerekir. Bunlardan ilki krizin şiddeti ve süresi, öteki ise ekonomik alanın ötesindeki sosyal ve politik boyutlarıdır. Bu ikincisi, ekonomik krizin sistemin bütünsel krizi içinde değerlendirilmesi zorunluluğu olarak da ifade edilebilir.

Krizin ağırlığını itiraf etmek zorunda kalan sistem sözcüleri ve savunucuları halen aşılmasına süreler biçmekte, buna ilişkin iyimser tahminlerde birbirleriyle yarışmaktadırlar. Resmi çevrelerdeki yaygın kanı (buna pompalanan iyimserlik de denebilir), krizin bir-iki yıl içinde, en geç 2010 yılında aşılacağı yönünde. Daha temkinli olanlar ise en az 2 yıl olmak üzere 2 ila 5 yıllık sürelerden sözetmektedirler. Sonuçta burjuva dünyasının kendi içinde bile, etki ve sonuçları bakımından önümüzdeki yıllara damgasını vuracak bir kriz gerçeği üzerine herhangi bir kuşku ya da tartışma yoktur.

Fakat zaman gerek süre gerekse yıkıcı etkileri yönünden burjuva dünyasının krize ilişkin en temkinli tahminlerinin bile aşılacağını göstermekte gecikmeyecektir. Bunun gerisinde, bugünkü krizin kapsamı ve niteliği vardır. Sözkonusu olan 30 yıldır çok çeşitli yollarla ertelenen bir genel yıkımın (depresyonun) kendini artık nihayet her türlü önlemi boşa çıkaracak biçimde dayatmasıdır. Mevcut kriz bugün henüz bu türden bir genel yıkımın öncü sarsıntıları sınırlarında seyretmektedir. Fakat bu kadarı bile kapitalist dünya ekonomisini istisnasız tüm ülkelerde genel bir durgunluğun (resesyon) ve daralmanın içine çekmeye yetebilmiştir. Korkulan depresyondur. Tüm önlemlere rağmen ardı arkası kesilmeyen sarsıntılar bunun gerçekleşme ihtimalini günden güne büyütmektedir. Krizin ana üssü kapitalizmin emperyalist metropolleri, en başta da ABD olduğu için, bu türden bir çöküşün etki ve sonuçları kelimenin en tam anlamında dünya ölçüsünde olacaktır.

Krizin onyıllardır ertelenen büyük birikimi

Son 30 yıl içinde genel bir durgunluk içinde bulunan kapitalist dünya, bu sınırlardaki bir krizin bir genel yıkıma dönüşmesini ikili bir mekanizma ile engelleye geldi. Bunun bir yolu, neo-liberal saldırı politikaları ile bir yandan sömürüyü yoğunlaştırmak ve öte yandan ise sermaye için yeni kârlı sömürü alanları açmak ve yöntemleri bulmak oldu. Akla gelen hür türden neo-liberal saldırı, ‘90’lı yıllardan itibaren “küreselleşme” adı altında sürdürülen tüm politika ve uygulamalar, buna hizmet etti ve bunda önemli bir başarı da elde edildi. Burada mevcut krizin bu alanda gösterilen tüm başarıya rağmen patlak verdiğini önemle gözönünde bulundurmak gerekir.

Genel durgunluğun bir depresyona yolaçmamasını, tersine belli canlanma dönemleri eşliğinde sürmesini olanaklı kılan ikinci temel mekanizma ise, finans dünyasında oluşan korkunç boyutlardaki şişkinlik (burjuva ekonomi dünyasının popüler deyimi ile “köpük”ler) oldu. Bu mekanizma ticari çarkın sorunsuz olarak işlemesini, her türden tüketimin kapitalist manada gerçek sınırlarının çok üstünde gerçekleşmesini ve böylece üretim çarkının da dönmesini olanaklı kıldı. İşte şimdi felce uğrayan bu mekanizmadır. Krizin öncelikle finans dünyasındaki bir kriz olarak patlak vermesi de bundan dolayıdır. Tüm kapitalist ekonomi çarkının ne edip edip dönmesini olanaklı kılan finansal cambazlıkların, gerçek karşılığı olmayan geniş çaplı borç ve kredi denizinin, her türden sanal oyunların ve spekülasyonların içyüzü açığa çıkmış, büyü bir anda bozulmuş, finansal balonlar birbiri ardına sönmeye başlamıştır.

Finans krizinin anında “reel ekonomi”ye sıçraması da bu çerçevede kaçınılmazdı. Zira finansal krize yolaçan tüm yol ve yöntemler son tahlilde tam da ona hizmet ediyordu. Finansal alan “reel ekonomi” alanında yeterli kâr oranıyla iş göremeyen muazzam sermaye fazlasını kendine çekerek, böylece bu alanı kârlılık oranı yönünden rahatlatmakla kalmıyor, yarattığı sanal şişkinliklerle reel ekonominin ticari çarkının (ki bu kapitalist artı-değer sömürüsünün nihai “gerçekleşme” alanıdır) dönmesini de olanaklı kılıyordu. Böylece durgunluktan çöküşe geçiş sürekli olarak engelleniyordu. Finans dünyasının bu yolla yaratığı ve uzun yıllara yaydığı büyülü çözüm bir yerinden belverince, bunun gecikmeksizin “reel ekonomi” (kapitalist üretim süreci) üzerinde yıkıcı sonuçlar yaratması da bu nedenle kaçınılmazdı.

Finansal çarkın bozulması, kapitalist ekonominin aşırı üretim bunalımı gerçeğini tüm açıklığı ile gözler önüne sermiştir. Nitekim kriz şimdi finansal ve ekonomik kriz olarak iç içe seyrediyor. Çöken ya da çöküş tehlikesi yaşayan finansal kurumlara artık çöken ya da çöküş tehlikesi içinde bulunan dev üretim sektörleri eşlik ediyor. Tüm büyük ekonomilerin peşpeşe durgunluğa ve daralmaya girmesinin yanısıra, muazzam boyutlardaki Amerikan otomotiv sanayisinin halihazırdaki iflas riski tablosu bunun çarpıcı bir güncel göstergesidir.

Sonuç olarak uzun yıllardır finansal cambazlıklarla döndürülen çark artık bir yerinden kırılmıştır ve dünya kapitalizmi kendini genel bir kriz içinde bulmuştur. Resesyon şimdiden çarpıcı bir olgudur ve korkulan, etki ve sonuçları yönünden 1929’da patlak veren “Büyük Depresyon”u kat ve kat aşacak bir büyük yıkım/depresyondur.

Krizden çıkış yolları ve siyasal sonuçları

Bu krizden çıkış için burjuva dünyasının önünde iki yol durmaktır. Bunlardan ilki, krizi işçi sınıfına ve emekçilere fatura etmektir. Bu, son 30 yıldır yapılmakta olanı yeni bir düzeyde şiddetlendirmek anlamına gelmektedir. İkincisi, sermaye birikimindeki aşırılığı ve aşırı üretim fazlasını geniş çaplı bir “değersizleşme” süreci içinde ortadan kaldırmaktır. Bu ise geniş çaplı iflaslar zincirinden ekonominin yeni bir düzeyde askerileştirilmesine ve büyük çaplı yıkıcı savaşlara kadar, sosyal-siyasal ve kültürel faturası olağanüstü ağır bir dizi yol ve yönteme kapıyı ardına kadar açmak anlamına gelir. Zira kapitalizm, genel bir ekonomik çöküşe evrilme potansiyeli taşıyan geniş çaplı bir krizden, her zaman üretci güçlerin ve birikmiş zenginlerin geniş çaplı bir tahribi olmaksızın, kendini kurtaramaz.

Kapitalizmin kendi mantığı içinde krizden çıkışın bu birbirini tamamlaması gereken iki yolu, bir arada bizi krizin sosyal ve siyasal boyutlarına taşımaktadır. Bu, mevcut krizin etki ve sonuçlarının hiçbir biçimde ekonomik ve finansal alanın kendi dar sınırları içinde ele alınamayacağı anlamına gelmektedir.

Geniş çaplı sosyal saldırılar, bu yolla sömürünün yoğunlaştırılması ve emekçilerin kazanılmış haklarının sistemli biçimde gaspedilmesi, kapitalist dünyanın son otuz yıldır krize karşı uygulanan politikası olageldi. Mevcut kriz buna rağmen patlak vermiştir ve şimdi bu politikaları yeni bir düzeyde uygulamak, krizin ağır faturasını emekçilere ödetmek, sermaye dünyası için tutmaktan kaçınamayacakları temel bir yoldur. Bu ise abartmasız tüm kapitalist dünyada sosyal dengeleri altüst edecek, tüm sosyal-kültürel sorunları ağırlaştıracak, sınıf çelişkilerini görülmemiş ölçüde keskinleştirecektir.

Yeni düzeyde bir sosyal yıkım, özellikle de işsizlik ve yoksulluk, her toplum için güçlü bir sosyal bunalım dinamiği demektir. Burjuva dünyası, elbette bugünleri de düşünerek, uzun zamandan beri buna göre hazırlanmakta, her türden bahaneyi kullanarak, gerek kurumsal ve gerekse yasal yönden polis devletine geçişi hızlandırmaktadır. Bu, burjuvazinin sosyal yıkıma/bunalıma eşlik etmesi kaçınılmaz sosyal kaynaşmalara önden hazırlığıdır. Bütün bunlar her kapitalist ülkenin kendi içinde ekonomik krizin sosyal ve siyasal krizle kopmaz organik bağlarını ortaya koymaktadır.

Sonuçta olayların sosyal ve siyasal alandaki seyri, ilkin krizin seyri ve şiddetine, ve ikinci olarak krizin faturasının kime ve nasıl ödetileceğine, faturanın kendilerine kesilmesine karşı işçi sınıfı ve emekçilerin ortaya koyabilecekleri örgütlü dirence sıkı sıkıya bağlıdır.

Dünya sahnesinin bütününde ise aynı etkiler kendini militarizmin yeni bir düzeyde tırmanması ve emperyalistler arası mücadelenin şiddetlenmesi olarak gösterecektir. Bunda da esası yönünden bir yenilik yok kuşkusuz. ‘89 çöküşünün ardından yöneldiği dünya imparatorluğu hevesiyle Amerikan emperyalizmi bunun önünü neredeyse 20 yıldır sınırsızca açmış durumdaydı. Bu çerçevede günden güne artan silahlanma yarışı ve yayılma eğilimi gösteren emperyalist bölgesel savaşlar, şimdiden dünya siyasetinin temel önemde bir olgusudur.

Fakat kriz, hele de onun ağırlaşacak seyri, bu mücadeleyi alabildiğine şiddetlendirecektir. Zira kapitalizmin kriz dönemleri her ülkede tekeller arası rekabeti ve dünya sahnesinin genelinde ise emperyalistler arası rekabeti normal dönemlerle kıyaslanamaz ölçüde şiddetlendirir. Marx’ın Kapital’deki ifadeleriyle, işler yolunda gittiği sürece az çok normal bir seyir izleyen kapitalist rekabet mücadelesi, “sorun, kârın değil zararın paylaşılması halini alır almaz, herkes keni payına düşen zararı en aza indirme ve bunu başkasının sırtına yükleme çabasına düştüğü” için, görülmemiş boyutlarda şiddetlenir. Bu bilimsel gözlem her kapitalist ülkenin kendi içinde tekeller arası rekabet için olduğu kadar, dünya sahnesinin genelinde de tekeller arası ve emperyalist devletler arası ilişkiler için de geçerlidir. Bu nedenle krizin muhtemel bir ağırlaşması durumunda emperyalistler arası ilişkiler hızla bozulacak, mücadele elbette başta iktisadi ve mali alanlarda olmak üzere tüm alanlarda, demek oluyor ki politik ve askeri planda da şiddetlenecektir.

Küresel ekonomik krizin emperyalist dünyada bir hegemonya krizinin yaşanmakta olduğu bir evrede gündeme gelmesi, bu çatışmanın şiddetini ayrıca artıran temel önemde bir etken olacaktır. Mevcut krizin merkez üssü ABD’dir ve en büyük yıkıcı etkiyi kaçınılmaz olarak o yaşayacaktır. Hegemonyası çözülen ve krizle birlikte yeni bir düzeyde sorgulanmaya başlayan güç de ABD’dir. Ama ABD dünya sahnesinde buna rağmen halen en büyük güçtür ve askeri açıdan önemli üstünlüklere sahiptir. Tüm bunlar birarada ABD saldırganlığını şiddetlendirecek etkenlerdir; halklarla ilişkilerde olduğu kadar mevcut ve potansiyel emperyalist rakipleriyle ilişkiler alanında da. Bugüne dek ABD ekonomisinin gücü onu emperyalist dünyanın hegemon gücü konumunda tutmakla kalmadı, ona muazzam boyutlarda bir savaş makinasını finanse etmek olanağı da sağladı. Şimdi bu ilişkinin tersine döndüğü bir dönemin içindeyiz. Amerikan emperyalizminin önünde şimdi savaş makinasını kullanarak hegemon güç süresini uzatma ve tık nefes olan ekonomisine nefes aldırma sorunu var. Bugünkü Amerikan saldırganlığının önemli bir etkenidir bu ve kriz buna yeni boyutlar ekleyecektir.

Her bir ülkede ekonomik krizin seyri ve şiddeti ile sosyal-siyasal alanda olaylarını seyri arasındaki sıkı bağa ilişkin olarak söylediklerimiz, dünya sahnesinde emperyalist dünyanın içi ilişkileri için de aynı şekilde geçerlidir. Şu an krizin seyri, alabileceği muhtemel boyutlar konusunda kesin şeyler söylenemeyeceği için, bunun emperyalist dünyanın iç ilişkilerine etkileri (dolayısıyla bunun tüm insanlık için yaratabileceği ağır yıkım) konusunda da kesin şeyler söylemek olanağı yoktur. Bugünden ancak olayların gelişme yönü, yani eğilimler saptanabilir.

İşçi sınıfı ve ezilen halkların devrimci inisiyatifinin tarihi önemi

Küresel çaptaki ekonomik krizlerin emperyalist dünyadaki hegemonya krizi ile birleştiği durumlara kapitalizmin tarihinde iki önemli ve kapsamlı örnek var. Bunlardan ilki, militarizmin tırmanmasına, birinci dünya savaşına ve Ekim Devrimi ile başlayan fırtınalı sürece, ikincisi sert sınıf mücadelelerine, faşizme, ikinci bir dünya savaşına ve yeni bir devrimler dalgasına yolaçtı. Bu tarihi durumları kaderci bir bakışla bugünün olaylarının gelişme seyrine bire bir uyarlamaya kalkmamalıyız elbette. Fakat yine de önümüzdeki sürecin olaylarına bu tarihi verilerin ışığında, demek oluyor ki, geniş bir ufukla bakabilmeliyiz.

Kapitalizm bunalımlarla birlikte savaşlar ve devrimler üretiyor, geride kalan tarihi bunu kanıtlıyor. Şimdi yine günden güne şiddetlenen bir bunalımlar ve kendini bugünden bölgesel çapta gösteren savaşlar dönemi içindeyiz. Biriken muazzam sorunlar ve keskinleşen sınıf çelişkileri devrimler için de toprağı gitgide daha çok mayalıyor. Bu durumda, burjuva gericiliğinin devrimin olanaklarını boğmaya yönelik karşı-devrimci hamlerini boşa çıkarmak ve insanlığı yeni bir büyük emperyalist savaşın telafisi zor yıkımından korumak, işçi sınıfı ve halkların gelmekte olan yeni devrimler döneminin olanaklarının ne ölçüde değerlendirilebileceğine sıkı sıkıya bağlı olacaktır.

Kızıl Bayrak

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1815
Ynt: Kapitalizm ve İnsan ve Dünya.....
« Yanıtla #12 : 19 Mayıs 2013, 16:12:20 »
Ekonomik anlamda yaşananlar ,   Kara /Kıta Avrupası'nın  değil tüm Avrupa  –İzlanda,İrlanda ve Britanya da dahil _ hatta dünyadaki ( ama özellikle Avrupada’ki durum ) sadece derinleşen ekonomik ve sosyal krizin belirtisi olmayıp kapitalizmin çöküş sinyallerinin verildiği tarihsel bir anlama sahip.

Üç dipli ,çift dipli resesyonların ( durgunluk anlamındaki  resesyondan hızlı bir şekilde çıkılıp kısa sürede tekrar  resesyona düşülmesi)yaşandığı  ülkelerde  yatırım azalırken pek doğal ki işsizlik oranı hızla artıyor ve finansal piyasalar paramparça vaziyette; artan işsizlik, yoksulluk ve sosyal eşitsizlik depresyon seviyesine dayanmış durumda, giderek artan ama bir o kadar da yoksullaşana nüfus.  Yani , Marks’ın belirttiği gibi;  burjuvazi , egemen güç  pozisyonundaki durumunu ve de toplum üzerine kendi var olma koşullarını empoze edememe konumuna gelmiştir.

Var olan para,maliye araçları ,enstrümanlarıyla artık finansal sistemdeki sorunlarla baş edemez hale geldi kapitalizm kendi yarattığı cehennem ateşinde kavruluyor. Aynen ağaca tırmanmış bir kedi gibi ;çıktı yukarı  ,normal şekilde aşağıya inmesinin olanağı yok ve hızla yere düşecek !

Bir bütün olarak işçi sınıfına  sürekli saldırının yanında ; tüm dünyada, gelişmiş kapitalist ülkelerde de dahil olmak üzere genç  neslin işsizliği had safhadadır.Neden belli; acımasız kemer sıkma önlemleri ve ekonomik çöküş. "Kurtarma operasyonları"  ‘na dahil olan tüm ülkelerde durum aynı. Sistemin kendi örgülerinden biri olan Uluslararası Çalışma Örgütü bu genç işsizliğinin en az 5 yıl daha devam edeceğini  ve  bu oranın dünya çapında  artarak kendini göstereceğini bildiriyor; açıkçası  bittik diyor …

Ekonomik kriz ve hükümet olanların  kemer sıkma politikaları sonucunda ; yoksulluk,  diğer sosyal rahatsızlıklarla birleştiğinde toplumun büyük katmanlarını , etkileri çok uzun yıllara yayılacak olan derin bir depresyona  sürüklemede.

Kapitalizm ,çoğunluğun refahı için değil ; küçük bir azınlık adına  karlarını maksimize etmek için çalışır. Arkaik ve irrasyonel olan bu sistem; kendi içinde çelişkiler barındırır; nerdeyse iki asırdır derin krizlerle boğuşan , kar mekanizmasının sürekli arıza verdiği sistem kitleleri mülksüzleştirirken kendisinin de ölüm fermanını verdiğinin tabii ki farkında ama devlet denilen olgu ,egemen kapitalist sınıfın devamlılığı için  onların çürümüş sisteminin  çalışmasını sağlamak için elinden geleni yapacak, destekler sunacaktır  her daim olduğu gibi.

Kişisel borçlar ,  fahiş faiz oranları ile sürekli şarj  olmakta ve rekor seviyelerdedir. Bankalar gerçekten geri dönmeyen krediler nedenli batmış ama  dolaylı-dolaysız vergilerle yeni fonlar yaratılarak halklar eliyle çarkı döndürmeye çalışmakta ;  nereye kadar ! Kitlesel işsizliğin geldiği boyut ortada, ipotekler nedenli insanların evlerinin ellerinden alındığı  içler acısı duruma ve insanları  bencil davranmaya teşvik eden bu sistem egemenleri, kapitalist döngünün kontrolünü sağlayamaz haldedirler.

Yoksulluk,savaşlar ve çevresel yıkımların  kaçınılmaz olduğu bu anafordan kurtulmanın tek yolu herkesin insanca yaşayacağı ,kendini geliştirmeye olanak tanıyan  sisteme geçmekle eş anlamlı olduğundan ; bu baskıcı asalak parazitlerden kurtulmanın tek yolunun güçlü bir devrim yoludur.

Çiftli resesyonların görülmesi,yaşanması bu zamana dek eşi benzeri görülmemiş  anlamda küresel anlamda bir krizin işaretidir ve bu durum kimselere  teğet geçip torpil yapmaz ! Üçlü resesyonlara doğru beşe atmış gidiyor sistem , az kaldı boşalıp tepe –taklak gidecek …Ve …Yok olanın yerine ; devrimci  komünist  bir parti önderliğinde ,inancı ve direnciyle ,sosyalizmi inşa edecek  işçi sınıfı.
« Son Düzenleme: 30 Nisan 2018, 13:37:16 Gönderen: Solplatform5 »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimdışı veda

  • İleti: 3352
Ynt: Kapitalizm ve İnsan ve Dünya.....
« Yanıtla #13 : 19 Mayıs 2013, 16:31:50 »
Komünist Manifesto neden mi hala günümüz dünyasında güncelliğini koruyor!

Ekim Arkadaş yazısında"Yani , Marks’ın belirttiği gibi;  burjuvazi , egemen güç  pozisyonundaki durumunu ve de toplum üzerine kendi var olma koşullarını empoze edememe konumuna gelmiştir." derken yukardaki saptamayı teyit etmiş oluyor.

İşte Komünist Manifesto'da , Ekim Arkadaş'ın söz ettiği Marks'ın söyleminin geçtiği paragraf.

"Bugüne kadarki bütün toplum biçimleri, görmüş olduğumuz gibi, ezen ve ezilen sınıfların karşıtlığı üzerine dayandırılmıştır. Ama bir sınıfı ezebilmek için, ona hiç değilse kendi kölece varlığını sürdürebileceği birtakım koşulların sağlanması gerekir. Serflik döneminde serf, kendisini komün üyeliğine yükseltmiştir, tıpkı küçük-burjuvanın, feodal mutlakıyetçiliğin boyunduruğu altında bir burjuva haline gelmeyi becerdiği gibi. Modern emekçi ise, tersine, sanayiin gelişmesiyle yükseleceği yerde, gittikçe daha çok kendi sınıfının varlık koşullarının altına düşüyor. Sadakaya muhtaç bir kimse oluyor, ve sadakaya muhtaçlık, nüfustan ve servetten daha hızlı gelişiyor. Ve burjuvazinin artık toplumda egemen sınıf olarak kalacak ve kendi varlık koşullarını topluma belirleyici yasa olarak dayatacak durumda olmadığı burada açıkça ortaya çıkıyor. Egemen olacak durumda değildir, çünkü kölesine köleliği çerçevesinde bir varlık sağlayacak durumda değildir, çünkü kölesini, onun tarafından besleneceği yerde, onu beslemek zorunda kaldığı bir duruma düşürmeden edemiyor. Toplum bu burjuvazinin egemenliği altında artık yaşayamaz, bir başka deyişle, onun varlığı toplumla artık bağdaşmıyor. " (Karl Marks- Friedrich Engels-Komünist Manifesto)

veda
« Son Düzenleme: 19 Mayıs 2013, 16:42:45 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1815
Ynt: Kapitalizm ve İnsan ve Dünya.....
« Yanıtla #14 : 23 Ocak 2014, 21:53:22 »

Arkaik ve irrasyonel olan,kendi içinde çelişkiler barındıran  kapitalist sistem tüm dünyada çöküş sinyallerini veriyor ,kaos gittikçe büyüyor ; bu durumdan devrimci bir vazife çıkarmak gerekirken dağınık - yılgın kadrolar halinde herkes kendi karasularında kulaç atıyor !

İkiliyi  bıraktık, sistem üçlü resesyonlara yelken açmış can çekişiyor ; geçmişe bakıldığında ,kapitalizmin, savaşlarla birlikte devrimlerin oluşmasına da zemin hazırladığı  görülmekle birlikte karşı-devrim süreçlerinin de hız kazandığı yadsınamaz bir gerçekliktir. 

İçine girmiş olduğu krizi ;  iktisadi,militarist ve politik anlamdaki yaptırımlarını  eldesindeki ülkelere dayatarak sömürü zincirini büyütmekten başka ereği olmayan kapitalist sistem,  üretimini insanların faydalarına sunmak için değil sadece kar olgusunu maksimize etmek nedenli yaparken açlık pençesinin altında ölümle cebelleşen canlar yaratıyor.

Diyelim ki ,gıda üretimi birkaç katına çıktı açlık sorunu kalkacak mı ortadan ? Tabii ki hayır ; sorun gıdanın azlığı -çokluğu değil ; sorun  , PAYLAŞIMDAKİ ARIZADIR  ! Ulusal gelirdeki hırsızlama payları kadar yiyenler,  kalan kırıntıları da kuş yemler gibi halkların önüne atmaktadır.

Dakikada onlarca çocuğun açlıktan öldüğü bir dünyada açlar ordusu giderek büyüyor , öyle büyüyor ki emperyallerin yarattığı bu kızgın lav  korkunç bir debi oluşturmuş hızla geliyor üstlerine...

Gıda üretiminin çeşitllik göstererek bu denli artmasının yanında açlıkla başetmeye çalışanların da kat be kat artması sistemin kimlerin yararına işlediğinin göstergesidir.

Sistemin besleyicisi olan  Dünya Bankası'nın  ; " Fiyatlar arttığı için  otuz milyonun üstünde insan AÇLIK TEHLİKESİyle  başbaşa" şeklindeki açıklaması  düpedüz gerçek olanı dikkate almamak ,alay etmektir; açlıktan,susuzluktan ölen insanlar yokmuşcasına söylemlerde bulunup TEHLİKEden bahsetmek ,    sistemin riyakarlığını , aldatıcılığını gözler önüne sermektedir.

Kapitalizm nedenli oluşan bu problemler ,aslında bilmem kaç bilinmeyenli denklemler değildir ;  teorem ve hipotezi  elimizde olan dolayısıyla ispatı ve çözümü de son derece kolay olan bu problemi , ancak ve ancak Marksizm ışığında , devrimci bilinç ve örgütlenmeyle doğru sonuca ulaştırmak mümkün ...
« Son Düzenleme: 27 Temmuz 2017, 17:43:43 Gönderen: Solplatform5 »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.