Gönderen Konu: Kapitalizm ve İnsan ve Dünya...  (Okunma sayısı 16997 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1802
Ynt: Kapitalizm ve İnsan ve Dünya.....
« Yanıtla #15 : 31 Ocak 2014, 19:24:13 »
Bir ekonomi düşünün ve  döviz rezervlerinin  artışını halka müjdeler vererek ,  başarı hanesine yazsın !

Döviz rezervindeki büyüme sadece sermaye birikiminin sigortasıdır.  Açarsak ; döviz rezervlerinin artması , yabancı sermayenin ülke ekonomisine girişine davetiye çıkarır , küresel alamda kredi fazilerinin düşmesine yol açarak bankaların uluslararası piyasalardan düşük maliyetli krediler kullanmasına kolaylık sağlar.

Döviz rezerviniz arttıkça ,kredi muslukları da o oranda açılacağından krize açık hale gelinir, artı- değer  sömürüsü de bu  artan kredilerle doğrudan bağlantılı olduğundan , gelir kapınızı birikim  krizi çalar ve kendine yatırım alanı bulmakta zorluk çeken aşırı birikim gider  mali  sermayeye dönüşür.

Bu döngü,  emekçiler nasıl yansır  dediğimizde karşımıza : iş saatlerini artması , daha fazla üretim yapılması ve sonuçta tüketim kredileriyle beslenen bir emekçi tablosu çıkarır karşımıza...

Krediler artınca  ( rezervler nedenli üretim fazlalığında bile )  fiyat eğrisi yukarı doğru bir gelişme göstereceğinden  fiyatların sürekli artması;  bize  , egemenlerin döviz üzerinden yaptıkları harcamaların -tüketimlerin de emekçiler sırtından (sürekli artan vergiler vb .) karşılandığının açık göstergesidir.

Açıkcası, gittikçe artan döziz rezervlerini,  hükümet oldukları dönem adına olumlu bir hareket olarak belirtenlerin aksine bu durum;  sadece kredilerdeki balonlaşma ile artı değerdeki el koymaların giderek katmerleştiği ,  mali sermayenin  büyümesini devamlı kılacak bir düzenektir resmen . 

Sistem yani devlet ,neden sürekli borçlanarak rezervleri arttırma yoluna gidiyor  ? Kimi finanse etmeye yarıyor bu rezerv arttırma işlemi  ve borç yükünü kimelere yüklüyor ?

 Döviz rezervini arttır,cari açığın büyüsün , hani belki dövizdeki fiyat eğrisi düşer , bazı mallarda ithalatını arttır ve bu döngüyle sürekli olarak kapitalin arkasında ol ! Sistem bu işte , kapitalizm böyle işler...

Tüketici kredilerini,  ellibin türlü şekle sokarak sun alım güçleri düşen emekçi kesime , sok onları sarmal hale gelecek bir borca , hayatı kredi ve farklı enstrümanlarını kullanmadan yaşanır olmaktan çıkar! Budur egemenlerin yaptığı ...

Büyük şirketlerin ve bankaların uluslararası piyasada çok daha rahat kredi kullanmaları; emekçilerin giderek daha da mülksüzleşmesini , sömürünün katmerleşmesini sağlayan  finans kapitali  güçlendirir,  artı değerdeki sömürünün artarak devam etmesini sağlarken kriz çeşitlemeleri merhaba der. Aşırı üretim,şişen kredi hacmi ve ödenemeyen (kaydi) borçlar  vb...

Diyoruz ki ;  sermaye-emek çelişkisini  ,zıtlıklar  makas açısını giderek büyüten ve buna neden o pek öğündüğünüz döviz rezervleriniz
 ne denli büyürse büyüsün bizi ilgilendirmiyor , ilgilendiren kesimin (burjuvazi)  borçlarını ödemek de hiç mi hiç bize düşmüyor. Bel veriyor kapitalizm deyip burada noktalayalım...


« Son Düzenleme: 06 Şubat 2017, 17:33:29 Gönderen: Solplatform5 »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1802
Ynt: Kapitalizm ve İnsan ve Dünya.....
« Yanıtla #16 : 18 Mart 2014, 23:39:10 »
Sistem tarafından borçlandırılmışlar topluluğu haline gelinen dönemde , borçlar neden  bireysel  olarak anılıyor ?

Sistem bizleri ne hale dönüştürdü ? Borçlanmadın sorumlusu neden biz  oluyoruz ? Ve farkında değiliz,  belki zaman içinde kendimizi suçlar duruma dahi düşüyoruz.

Sosyal refah seviyemizi yükseltmeye çalışırken diğer yanda son dönemlerdeki deyimle sosyal borçlanma dönemi yaratmış olan sistemin köleleri olarak sorgulamalarımız olması gerekirken "yetişemiyor ve borçlanıyorum " mantığına sığınmakla insan kendi özünde suçlu duruma düşüyor !

Sistem nedenli  gittikçe büyüyen borç  ve bu borcun ciddi şekilde sermaye birikimine neden olduğu bir düzen ; yani resmi tefecilikle karşı karşıya kalınmış bir tablo .

İhtiyaçların sınırsız ,kaynakların kıt olduğu söylemiyle insanların büyük çoğunluğunun sorgulama aşamasında önünü kesenler ; dünyadaki tüm kaynakların herkese yeteceğini bilmiyorlar mı ? Tabii ki biliyorlar ama eğer kaynakları kıt göstermez ve o "kıtlıkları "  size bedelle tattırmazlarsa sermaye birikimleri azalacaktır , yani soygundaki,sömürüdeki payları azalacaktır , kardan zarar edeceklerdir.

Bu tefeci düzen için sömürünün ne zamanı , ne mekaı önemlidir ; emekçilere önce ölümü gösterir sonra da sıtmaya razı eder ! Öyle ki sınıf çıkarlarını değil, yapay sınırlarla yarattıkları bölünmüş yaşam alanlarında ulusal çıkarları öne sürerek sınıfı bölerler. Milliyetçilik ve duygusu kapitalistler içi sadece karlarına kar katmak ,sömürü sarmalını genişletmek anlamında önemlidir.

İnsanların hangi ulusa ait olduğunun önemi kapitalizm sayesinde önem kazanmış , evet kapitalizmden önce de sınıflı toplumlar vardı fakat kapitalizm o dönemlerde üretim ilşkilerini henüz dünyanın her yanına götürememişti yani emperyalleşmemişti.

Küreselleşmiş bir kapitalizm dünyadaki tüm emekçilere aynı acıları yaşatır , aynı sömürü altında inletir de hegemonyalarını daha güçlü hale getirmek erekli ortaya sürdükleri " vatan savunması" ile sınıfı birbirine kırdırırlar ,sınırladıkları yaşam alanlarını zehrederler !

 Hamaset ,kahramanlık edebiyatlarıyla diğer ülkeleri suçlamayı değil , enternasyonal anlamda sınıfın tek düşmanının emparyalist kapitalizm olduğu bilinciyle ortak düşmana karşı birleşmek ;sermayenin emek üzerindeki ceberrutluğuna son vermekle , asalakların kökünü kazımakla  gerçek değerlerimize kavuşmakla taçlanacak  ,  burjuva düzen ve onların toplum kurallarıyla çekimser olunmayarak düzenlerinin bekçisi olunmayacak !


« Son Düzenleme: 19 Şubat 2017, 10:02:44 Gönderen: Solplatform5 »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.