Gönderen Konu: Hakim Sınıf Kliklerinin “Dersim Özürü” Dalaşı, “Tarihsel Sahtekarlıklarını” Bir Kez D  (Okunma sayısı 2733 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Vurgun

  • İleti: 837
Hakim Sınıf Kliklerinin “Dersim Özürü” Dalaşı, “Tarihsel Sahtekarlıklarını” Bir Kez Daha Göstermektedir! Bu Tehlikeli Oyuna Karşı Uyanık Olalım! Demokratik


Haklar Federasyonu
26 Kasım 2011

dhfCHP milletvekili Hüseyin Aygün’ün Dersim ’38 üzerine sarf ettiği sözlerden sonra alevlenen AKP-CHP dalaşı, gelinen aşamada, TC Başbakanı R. Tayyip Erdoğan’ın, Dersim katliamıyla ilgili bilinen kimi belgeleri okuyarak “devlet adına özür diliyorum” çıkışıyla birlikte, oldukça geniş bir tartışma platformuna yayılmıştır.

Erdoğan’ın “özrü” beklendiği gibi liberaller, satılık kalemşorlar, sivil toplumcular vb. kesimler tarafından ayakta alkışlandı.

“Devletten tarihi adım”, “toplumsal travmalarla yüzleşme yolunda dev adım”, “büyük demokratikleşme hamlesi” vb. olarak pazarlanan “özür çıkışı” özellikle son 3-4 gündür burjuva medyanın temel konusu oldu.

AKP’nin “tarihi çıkışını”, Dersim katliamıyla ilgili çeşitli belgelerle, tanıklarla, anılarla destekleme yarışına girişen bu kesimler “devlet değişiyor, hadi değişime omuz verelim” çağrısında bulunmaktadır.

Bu kesimlerle ideolojik alanda kardeş olan, sözde solcular ve demokratlar da, tıpkı “Kürt açılımı”, “Alevi açılımı” aldatmacaları sürecinde olduğu gibi büyük bir heyecana kapıldılar.

Bu “eski devrimciler”, on yıllar boyunca Alevi kurumlarının başına “çöreklenerek” buraları geçim kapısına çevirenler, çeşitli demokratik kitle örgütlerinin yöneticileri… “devletin özür dilemesi önemli bir gelişme, CHP de özür dilemeli, bu CHP’yi geliştirir ve Dersim tartışmalarının önünü açar” demektedirler.

Devletin Tarihsel Niteliğini Kavramayanlar, “Tarihsel Aldatmacaların Kaldıracı Olmaktan” Kurtulamazlar!

Devletin, “Dersim özrünü” tarihsel adım olarak pazarlamaya çalışanlar ve bu sürece aldananlar, sadece son 3-4 yıl içerisinde dillendirilen “açılımlar furyasından” ne sonuç çıkarmaktadırlar?

Bu açılımlar süreci de “tarihsel adımlar” olarak alkışlanmamış mıydı? Peki, ne oldu bu tarihsel çıkışlara?

Beklendiği gibi bu “tarihsel çıkışlar”, ezilenlere dönük kapsamlı saldırılarla, sinsi ve derinlikli asimilasyon politikalarıyla sonuçlandı.

Kürt ulusuna dönük imha, inkâr ve asimilasyon politikaları yoğunlaşarak devam ederken; Alevilere dönük eşitsizlikler katmerlenerek varlığını korurken; Romanlara ve diğer ezilen kesimlere dönük saldırılar sistematik bir şekilde hayata geçiriliyorken “açılımlardan”, “tarihsel demokratikleşme adımlarından” bahsetmek büyük bir aldatmacadır.

Mevcut devlet gerçekliği altında gelişmelerin başka türlü sonuçlanmasını beklemek sınıflar mücadelesinin doğasına aykırıdır. Çünkü gerici devlet sistemi devamlılığını sürdürmek için, ezilenlerin sırtında sopa olmak ve türlü oyunlarla ezilenlerin bilincini bulandırmak zorundadır. Bu, yüzlerce yıldır böyledir.

Bu bakımdan ağaların ve patronların çıkarlarını savunan bir devletten, ezilenlere dönük kalıcı “iyileştirmeler” yapmasını beklemek en hafif ifadeyle “cahilliktir”.

Böylesi beklentilere girmek sınıflar mücadelesinden, emperyalist kapitalizmin 21. yüzyılda ulaştığı aşamadan bir şey anlamamak demektir.

Ötesinde, “bu özür yetmez, yeterince samimi değil, şu talepleri de kabul edin” vb. söylemlerle, AKP hükümetiyle birlikte 9 yıldır sergilenen bu yeni yapılandırma sürecine “politika üretenler” de tam olarak AKP hükümeti sürecinin temsil ettiği tasfiyeciliğe açıkça payanda olmaktadırlar.

AKP’yi alkışlayanlar, CHP’ye fikir babalığı yapmaya kalkanlar, Türk hâkim sınıflarının bu gerici dalaşına sistem içerisinden “politika önerenler” son durumda aynı çizgide buluşmaktadırlar: “Yaşasın demokratikleşme atılımlarımız!”.

Bu aklı evveller ve düzenin kaldıracı haline gelenler, geçmişte benzer şekilde “özür” dileyen emperyalistleri ve diğer gerici devletleri de tarihsel olarak sahiplenmektedirler. Öyle ya bir kere özür dilendi mi, yaşanan bütün sorunlar ortadan kalkmakta ve gerici devletler bir anda demokratik-özgürlükçü emperyalistler ve faşistler haline gelmektedirler (!)

ABD, Almanya, Kanada, Danimarka vb. ülkelerin “tarihsel travmalarla yüzleşmelerini”  alkışlayarak TC’nin “tarihiyle yüzleşme” yolunda ilerlediğini söyleyenler; bu gerici devletlerin Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da, Ortadoğu’da ve Afrika’da gerçekleştirdiği güncel katliamları görmezden gelmektedirler!

Ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel, askeri alanlarda ezilen dünya halklarına yönelen saldırıları “bunların önemi yok” diyerek karşılamaktadırlar!

Ne de olsa “tarihsel travmalar görülmüştür, özür de dilenmiştir, gerisi için sabretmek ve devlete yardımcı olmak lazım” demektedirler!

Hiç şüphemiz yok ki, bu sınıf işbirlikçisi tutum sahipleri, “devlete üstün hizmetlerinden ötürü” kişisel menfaatler sağlayacaktır. Fakat bu beyhude çabalar, gerçeklerin üstünü katiyen kapatamayacaktır.

Gerici Dalaşın Gerçek Niteliğini Her Alanda Teşhir Edelim!

CHP’nin, Dersim Katliamı’nın telaffuz edilmesinden dahi duyduğu rahatsızlık ve buna karşın savunduğu devletin resmi görüşleri ile AKP’nin R.Tayyip Erdoğan şahsında dile getirdiği “Dersim’de katliam yapılmıştır, sorumlusu CHP’dir, devlet adına özür diliyorum” beyanları arasında hiçbir fark yoktur.

Çünkü her iki kesim de devletin tarihsel rolüne sahip çıkmaktadır.

Birisi, resmi tarihe sıkı sıkı sarılarak bunu yaparken, diğeri “travma, yüzleşme, hesaplaşma” söylemleri altında sınıf karşıtlıklarını törpüleyerek ve katliamları yaratan tarihsel dayanaklara uzanılmasına engel olarak bunu yapmaktadır.

AKP ile CHP arasında süren “Dersim” dalaşının, esasta AKP’nin, devlet mekanizmalarındaki konumunu sağlamlaştırma ve rakiplerini dağıtma girişimlerinin; 20. yüzyıl boyunca ABD ve Batı Avrupa emperyalist kapitalizmine bağımlı şekilde inşa edilen Türk devlet idari sisteminin ve buna yön veren ekonomi-politik, siyasi yapısının 21. yüzyıla ABD emperyalizmi eliyle yeniden uyarlanmasının; bunlar yapılırken de "demokrasi", "özgürlükler" aldatmacalarıyla halkın tarihsel acılarının faturasını geçmişe kesip, bugünde "demokrasi havariliğine" soyunulmasının bir sonucu olduğu görülmelidir.

Hâkim sınıf kliklerinin karşılıklı beyanlarına rağmen AKP de CHP de temsil ettikleri sınıfların çıkarları gereği aynı çizgide birleşmekte ve gerici, faşist TC devletini yüceltmektedirler.

Hâkim sınıflar, ezilenlerin maruz kaldığı katliamları “özür diledim, bitti” aymazlığıyla ele alırken, bu tarihsel katliamları güncel katliamlarla ve saldırılarla devam ettirmektedirler.

Bu saldırılar devletin AKP’siyle, CHP’siyle, ordusuyla… Büyük bir işbirliği içerisinde yürütülmektedir.

Devletin, “Dersim özrü” tam anlamıyla böyle bir içerik taşımaktadır.

Bir kez daha altını kalınca çizerek ifade etmek isteriz ki, devletin, “1937-38-39’da yaşananlar için özür diliyorum” beyanı;

- Gülen Cemaati - Tunceli Üniversitesi ve Tunceli Valiliği eliyle hayata geçirilmekte olan daha kapsamlı ve sinsi “yeni asimilasyon” politikalarıdır!

- Baraj projeleriyle sular altında bırakılan Dersim’in tarihsel, kültürel, çevresel mirasıdır!

- Yozlaştırma politikalarıyla yıkıma sürüklenmeye çalışılan Dersim halk gençliği ve kadınlar gerçekliğidir!

- “Yeni askeri konseptlerle” Dersim halkının düşürülmesi ve devrimci mirasına yabancılaştırılması saldırılarıdır!

Tam da bu nedenlerle devletin bilinç bulandırma operasyonlarına, devlet katliamlarını “toplumsal travma” olarak adlandırarak devletin gerici-faşist niteliğini aklamaya ve ezilenleri devletin yedeği haline getirmeye çalışanlara karşı son derece uyanık olunmalıdır.

Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), başta üye ve taraftarları olmak üzere, bütün devrimci kamuoyunu, bu sinsi saldırıların gerçek yüzünü teşhir etmeye ve gerici saldırıların ezilenler üzerindeki etkilerini kırmaya çağırmaktadır.
Serhildan jiyane
HER YER TAKSIM HER YER DIRENIS