Gönderen Konu: Din Üzerine Marksizm'in Ustaları Neler Söylüyor  (Okunma sayısı 1909 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3354
Din Üzerine Marksizm'in Ustaları Neler Söylüyor
« : 24 Aralık 2011, 14:05:45 »
Din'in ortaya çıkmasında ana neden evrenin pek çok bilinmiyeni karşısında insan oğlunun kapıldığı korkular ve bu bilinmezlerin ona verdiği zararlardır.
Bu bilinmezler azaldığında ve insanoğlu bilimsel ve teknik gelişim sonucu bir takım bilinmezlere karşı önlem geliştirdiğinde din,çok tanrılılıktan,tek tanrılılığa doğru bir seyir izlemiştir.
İnsan doğaya egemen oldukça dinin etkisi azalmaya başlamıştır.
Ateşten korkan ve buna karşı çaresiz kalan insan ateşi  tanrı olarak görmüş ve ona tapmış.
Yıldırımdan korkan ve buna karşı koyamayan insan yıldırımı tanrılaştırarak ona biat ederek,zararlarından korunmaya çalışmıştır.
O nedenle bu dönemde çok tanrılı dinler ortaya çıkmıştır.
Zaman içersinde bunlara karşı egemen konuma geçen,bunlardan korunmasını öğrenen insan,bu tanrılardan vazgeçerek tek tanrılılığa doğru yönelmiştir.
Dahada somut açıklamaya çalışırsak,Tanrı fikri,insanın korku ve bilinmezlerinin onun üzerinden oluşturduğu kendisinden daha güçlü bir varlığın kabulüne dayalı olarak ortaya çıkmıştır.
Doğadaki bilinmezlerin,bu bilinmezlik nedeniyle önlem alınamadığı veya zararların önlenemediği durumların, bilinçte yarattığı korku,insanı o an için kendinden daha güçlü bir varlığın olabileceğine yöneltmiş ve ona çaresiz bir konumda biatını sağlamıştır.
Dahada özlü bir ifadeyle Tanrı fikri,insanın yarattığı bir olgudur.

Marks Hegelin Hukuk Felsefininin Eleştirisine katkıda bu konuda şöyle der;
" Dinin eleştirisi insanın yanılsamalarını, insanın kendi gerçekliğini akıl çağına erişen ve yanılsamadan kurtulmuş bir insan olarak düşünmesi, etkilemesi ve biçimlendirmesi için, kendi kendinin, yani kendi gerçek güneşinin çevresinde dönmesi için ortadan kaldırıyor..."
"Din, insan kendi çevresinde dönmediği sürece insanın çevresinde dönen aldatıcı  bir güneşten başka bir şey oluşturmuyor."

Sonrasi Din, egemenlerin ezilenlerdeki,ezilmeye karşı isyan duygusunu yok etmek için,itaati,biat etmeyi,boyun eğmeyi öğretmek için egemenlerce kullanılmıştır.
Marks aynı eserinde Dini çok tartışılan biçimde şöyle tanımlar ;
"Dinsel sıkıntı bir yandan geçek sıkıntının ifadesi, bir yanda da gerçek sıkıntıya karşı protestodur. Din, tinsiz koşulların tini olduğu gibi, ezilmiş yaratığın iniltisi, kalpsiz bir dünyanın ruhudur da. O halkın afyonudur." (Max, Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi)

Sonuçta buradaki afyon kavramı,ister uyuşturucu isterse acıları dindiren bir nevi ilaç olarak kullanılsın,sonuç işlevi aynıdır.
O insana, bu acıların,bu üzüntülerin kaynağını bulup ortaya çıkarıp,yok ederek bu üzüntülere ve acılara son vermek yerine,bu acı ve üzüntülerle birlikte yaşamaya alışmayı öğütler.

Lenin bu konudaki tanımı çok daha somuttur;
"Din, sermayenin kölelerinin insani görünümlerini ve azbuçuk insan onuruna yaraşır bir yaşam taleplerini içinde boğdukları bir tür manevi alkoldür." (Lenin, Sosyalizm ve Din, Seçme Eserler Cilt:II)

Bu bağlamda baktığımızda Marksistler için yapılması gerekenlerden biride Dine karşı ideolojik mücadeleyi ,sınıf mücadelesi temelinde sürdürmektir.
Tabiki bu mücadele kuru bir propoganda olarak,bu duygunun etkisi altındaki insanları inciterek olmamalıdır.

Lenin şunları söyler.
"Dine karşı mücadele, soyut ideolojik bir vaazla aynı kapıya çıkmasına izin verilmemelidir; bu mücadele, dinin sosyal köklerinin oradan kaldırılmasına yönelik sınıf hareketinin somut pratiğiyle bağıntılandırılmalıdır." (Lenin, İşçi Sınıfının Din Konusundaki Tavrı Üzerine, Seçme Eserler, Cilt:II)
"İşçi kitlelerinin sınırsızca ezilmesi ve hayvanlaştırılması üzerine kurulu bir toplumda dinsel önyargıların salt propagandist yollardan yok edilebileceğine inanmak saçma olurdu. Dinin insanlık üzerindeki baskısının sadece, toplum içindeki iktisadi baskının ürünü ve yansıması olduğunu unutmak burjuva darkafalılık olurdu. Proletarya kapitalizmin karanlık güçlerine karşı kendi mücadelesiyle aydınlatılmazsa, hiçbir broşürle, hiçbir propagandayla aydınlatılamaz." (Lenin, Sosyalizm ve Din)

"Marksist, materyalist olmak, yani dine düşman olmak zorundadır, fakat o diyalektik bir materyalist olmak, yani dine karşı mücadeleyi soyut olarak, soyut, tamamen teorik, her zaman aynı kalan bir propaganda temelinde değil, gerçekten cereyan eden ve kitleleri herşeyden önce ve en iyi eğiten somut bir temelde, sınıf mücadelesi temelinde yürütmek zorundadır." (age.)

Genelde Din olgusuna baktığımızda görünen,yoksulluğun ve sömürünün en fazla olduğu yörelerde Dinin etkin olması gerçeğidir.
Bu dünyadan umudunu kesmiş insanların,başka dünyalarda,sahte cennetler araması kadar doğal bir durum olamaz.
Lenin'in söylemiyle Dine karşı sınıf mücadelesi temelinde verilecek uğraş, onlara başka cennetler,başka dünyalar aratmayacak cennetleri bu dünyada sağlayacak koşulları oluşturarak,onlara UMUT olabilmeyi hedeflemelidir.
Ancak böylelikle insanlara gerçek mutluluğu sunabiliriz.

Marks Hegelin Hukuk Felsefesinin eleştirisine Katkıda.bu durumu şu özlü sözlerle açıklar.
"Halkın yanılsamalı mutluluğu olarak dini ortadan kaldırmak, halkın gerçek mutluluğunu istemektir. Öyleyse dinin eleştirisi, ilke olarak, halesi din olan bu gözyaşları vadisinin eleştirisidir." (Marx, Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi)

Tabiki Din in ortadan kaldırılması çok uzun bir tarihsel dönemi kapsar.
Mülkiyetin ortadan kaldırılması,sömürünün yok edilmesi,bir anda Dini ortadan kaldırmaz.
Onu var eden maddi koşulların yok edilmesinin yanında,onun bilinçte yarattığı yanılsamalarında bilinçten kazınması gerekir.
Çok uzun bir tarihsel dönemden bahsetmemizin nedeni de budur.
"Gerçek dünyanın, dinsel yansıması, kaçınılmaz olarak, günlük yaşamın pratik ilişkilerinin insana, onun öteki insanlar ve doğa ile ilişkilerini tam anlamıyla anlaşılır ve akla-uygun bir ilişki olmaktan öte bir şey sunmadığı zaman ancak o zaman yitip gider. Maddi üretim sürecine dayanan toplumun yaşam süreci, kendisini saran mistik tülü, üretimin, serbestçe biraraya gelen insanlar tarafından ve saptanmış bir plana uygun olarak bilinçli bir biçimde düzenlenmesi sağlanmadıkça, soyulup atılamaz. Bu da toplum için, belli bir maddi temeli, ya da kendileri de uzun ve zahmetli bir gelişme sürecinin kendiliğinden oluşmuş ürünleri olan bir dizi varoluş koşulunun varlığını gerektirir." (Kapital, Cilt:I-Karl Marks)

veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET