Gönderen Konu: Karl heinrich marx  (Okunma sayısı 2360 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı r.ocak7

  • İleti: 8
Karl heinrich marx
« : 04 Ocak 2012, 10:01:37 »
Karl Heinrich Marx (Marks) Marx, Karl Heinrich (d. 5 Mayıs 1818, Trier; 14 Mart 1883, Londra.)

Sosyal bilimci, tarihçi ve devrimci olarak Marx, hiç kuşku yok ki en etkili sosyalist düşünürdür. Her ne kadar yaşadığı dönemde bilim adamlarınca pek fazla dikkate alınmamış ise de, geliştirmiş olduğu sosyal ve siyasal düşünceler bütünü, 1883'deki ölümünden sonra sosyalist hareket içinde büyük kabul görmüştür. Düne kadar dünyanın hemen hemen yarısı Marksist olduğunu iddia eden rejimler altında yaşamaktaydı. Bununla birlikte, bu başarının kendisi bile, Marx'ın özgün fikirlerinin, çok değişik siyasal koşullara uyarlanabilmelerini sağlayacak şekilde muğlaklaştırılmış olduğunu da göstermektedir. Ayrıca yazılarının pek çoğunun gecikmiş yayını, Marx'ın entellektüel konumunun adil bir değerlendirmesi için fırsatın ancak oldukça yakın zamanlarda elde edilmiş olduğunu da ortaya koymaktadır.

Marx, Almanya'da Moselle Irmağı üzerindeki Trier'de rahatı yerinde orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ana ve baba tarafın dan bir dizi hahamın soyundan geliyordu ve babası Voltaire ve Lessing'i ezbere bilen akılcı bir Aydınlanma adamı olmakla birlikte, Trier'in en saygıdeğer avukatlarından bin olarak işini kaybetme tehlikesi karşısında bir Protestan olarak vaftiz olmayı istemeyerek kabul etmişti. Marx, on yedi yaşında iken Bonn Üniversitesi'nin Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu ve orada egemen olan ve özellikle de Trier sosyetesinin önde gelen kişilerinden birisi olan Baron von Westphalen'in kızı Jenny von Westphalen'le henüz nişanlandığı ve onun tarafından romantik edebiyat ve Saint-Simoncu siyasete yönlendirildiği günlerde romantizme kendini kaptırdı. Bir yıl sonra babası onu daha ciddi ve daha büyük bir yer olan Berlin Üniversitesi'ne yolladı ve burada kaldığı dört yıl boyunca Marx romantizmi bırakarak Berlin'de egemen olan Hegelciliğe yöneldi

Marx, Genç Hegelci harekete derinden ilgi duydu. Bauer, Strauss gibi kişileri de içeren bu grup Hıristiyanlığın radikal bir eleştirisini ortaya koyuyor ve dolaylı olarak da Prusya otokrasisine liberal bir muhalefet oluşturuyordu. Prusya hükümeti tarafından üniversite kariyennin kendisine çok görüldüğünü anlayan Marx gazeteciliğe geçti ve Ekim 1842'de Köln'deki etkili Rheinische Zeitung'un editörü oldu. Bu liberal gazete Renli endüstriciler tarafından destekleniyordu. Marx'ın özellikle ekonomik sorunlar üzerine keskin makaleleri hükümetin gazeteyi kapatmasına yol açtı ve Marx Fransa'ya göç etmeye karar verdi.

1843 yılı sonlarında Paris'e vardığında Marx, göçmen Alman işçileri ve Fransız sosyalistlerinin çeşitli kesimleriyle kısa sürede ilişkiye geçti. Marx aynı zamanda, Alman radikal Hegelcilerle doğuş halinde bulunan Fransız sosyalizmi arasında bir köprü kurmak amacıyla çıkarılmış kısa ömürlü Deutsch-französische Jahrbücher'in editörlüğünü yaptı. Paris'te bulunuşunun ilk birkaç ayında Marx inanmış bir komünist oldu ve görüşlerini Ekonomik ve Felsefi Elyazmaları diye bilinen ve 1930 yılına kadar yayımlanmayan bir dizi yazıda ortaya koydu. Burada, Feuerbach felsefesinden etkilenen ve kapitalizm altında emeğin yabancılaşmış niteliği ile komünist bir toplumda insanların ortaklaşa üretim içinde doğalarını özgürce geliştirmeleri karşılaştırılıyor ve insancıl bir komün kavramının ana çizgileri ortaya konuyordu. Ve yine Paris'te Engels'le bir ömür boyu sürecek ortaklığını kuruyordu.

Marx, 1844 yılının sonlarında Paris'ten kovuldu ve Engels'le birlikte üç yıl kalacağı Brüksel'e gitti. Burada kaldıkları sürece Marx, Engels'in ailesinin Manchester'de pamuk eğirme işletmesinin bulunduğu en fazla endüstrileşmiş ülke olan İngiltere'yi ziyaret etti. Brüksel'de iken kendini yoğun bir şekilde tarih çalışmalarına verdi ve sonuçta materyalist tarih anlayışı ortaya çıktı. Bu görüş (aynı şekilde ölümünden sonra yayımlanan) Alman İdeolojisi olarak bilinen ve temel tezi, “bireylerin doğası onların üretimlerini belirleyen maddi koşullara bağlıdır” olan elyazmasında ortaya kondu. Marx, değişik üretim tarzlarının tarihini izliyor, mevcut üretim tarzının—kapitalizm— çökeceğini ve yerini komünizmin alacağını öngörüyordu. Bu kuramsal çalışmalarla eş zamanlı olarak Marx politik etkinliklere de katılıyor, (Felsefenin Sefaleti'nde) Proudhon'un aşırı idealist sosyalizmi saydığı düşünceleri ve Komünist Ligi'ne katılma konusunda polemikler geliştiriyordu. Komünist Ligi, Marx ve Engels'in başlıca kuramcıları arasında bulundukları, merkezi Londra'da bulunan, Alman göçmen işçilerinin bir örgütüydü. Lig 1847 yılı sonlarında Londra'daki bir toplantısında, görüşlerinin en özlü ifadesi olacak bir Komünist Manifesto'nun yazılması için Marx ve Engels'i görevlendirilmişti. Manifesto ancak yayımlanmıştı ki, Avrupa'da 1848 devrimleri dalgası patlak verdi.

1848 yılı başlarında Marx, devrimin ilk patladığı Paris'e geri döndü ve daha sonra Neue Rheinische Zeitung'u yeniden kurduğu Köln'e, Almanya'ya geçti. Bir hayli etkili olan gazete, Prusya otokrasisine karşı radikal demokratik bir çizgiyi savunuyor ve Marx, Komünist Ligi fiilen yasaklanmış olduğu için bütün enerjisini bu gazetenin editörlüğüne sarfediyordu. Devrimci dalganın gerilemesiyle birlikte Marx'ın gazetesi de kapatıldı ve kendisi Mayıs 1849'da Londra'ya iltica etti ve böylelikle ömrünün sonuna kadar devam edecek olan “uzun, uykusuz sürgün gecesi” başlamış oldu.

Londra'ya yerleşen ve Avrupa'da yeni bir devrimci dalganın yakında patlak vermesinden kuşku duymayan Marx yeniden canlandırılan Komünist Lig'e katıldı ve Fransa'daki 1848 devrimi ve sonrası üzerine Fransa'da Sınıf Mücadelesi ve Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i adlı iki ayrıntılı risale yazdı. Ancak kısa süre sonra, “yeni bir devrimin ancak yeni bir krizin sonunda” meydana gelebileceğine inandı ve kendini, bu krizin koşullarını ve nedenlerini saptayabilmek üzere, ekonomi politik çalışmalarına verdi.

1850'li yılların ilk yarısında Marx ailesi Londra'nın Soho semtinde üç odalı bir dairede yaşadılar ve oldukça sefalet çektiler. Londra'ya geldiğinde zaten dört çocuğu olan Marx'ın iki çocuğu daha dünyaya geldi. Soho döneminde bunlardan yalnızca üçü hayatta kalabildi. Bu sırada (ve sonra da) Marx'ın belli başlı gelir kaynağı, babasının Manchester'deki imalathanesinden giderek daha fazla para çeken, Engels oldu. Bu gelir, New York Daily Tribune'e yabancı muhabir olarak yazılan haftalık makalelerle destekleniyordu. 1850'lerin sonu ve 1860'ların başında miraslar, Marx'ın mali durumunu bir ölçüde rahatlattı, ancak 1869'da kendisine Engels tarafından yeterli ve düzenli bir gelir tahsis edilene kadar sıkıntıları sona ermedi. Beklenebileceği gibi, Marx'ın ekonomi politik konusundaki temel eseri yavaş ilerlemiştir. Daha 1857/8 yılında sermaye, toprak mülkiyeti, işgücü, devlet, dış ticaret ve dünya piyasası gibi konuları ele alacak bir çalışmanın müsveddesi olarak 800 sayfa elyazmalık muazzam bir çalışma gerçekleştirmişti. Grundrisse (Anahatlar) diye bilinen bu elyazması 1941 yılına kadar yayımlanmamıştır. 1860'lann başında, öncellerinin ve başlıca Smith ve Ricardo'nun ekonomi politik konusundaki görüşlerinin tartışıldığı üç ciltlik Artık Değer Kuramları adlı çalışmasını yapmak üzere önceki çalışmasına ara verdi. Bu çalışmanın ilk sonuçlarını, Kapital'in birinci cildi olarak 1867 yılında yayımlama olanağını buldu ve burada kapitalist üretim sürecini inceledi. Burada, değer'in emek kuramını, artık değer kuramını ve azalan kâr oranına 'na ve kapitalizmin çöküşüne kaçınılmaz olarak yol açacak olan sömürüyü ayrıntılı olarak inceledi. İkinci ve üçüncü ciltler de 1860'larda büyük ölçüde tamamlanmıştı, ancak Marx ömrünün geri kalan kısmında müsvetteler üzerinde çalıştı ve bunlar ölümünden sonra Engels tarafından yayımlandı.

Marx'ın Kapital üzerindeki çalışmasının bu kadar gecikmesine yol açan nedenlerden birisi, 1864'te kurulduğunda Genel Konseyi'ne seçildiği Birinci Enternasyonal'e. büyük enerji ve zaman ayırmasıydı. Marx, Enternasyonal'in yıllık Kongreleri'nin hazırlanmasında ve Bakunin'in önderliğindeki anarşist kanatla mücadele edilmesinde çok etkin oldu. Her ne kadar Marx bu mücadeleyi kazandıysa da, onun desteği ile, 1872 yılında Genel Konsey'in Londra'dan New York'a nakledilmesi Enternasyonal'in hızla gerilemesine yol açtı. Enternasyonal'in varlık süreci boyunca en önemli olay, Fransız-Prusya Savaşı sonrasında Parislilerin hükümetlerine karşı ayaklanarak kente iki ay süreyle egemen oldukları 1871 Paris Komünü'ydü. Ayaklanmanın kanlı bir şekilde bastırılması üzerine Marx, en ünlü risalelerinden birini, Komün'ün amaç ve faaliyetlerinin içtenlikle savunulduğu, Fransa'da İç Savaş'ı yazdı.

Yaşamının son on yılında Marx'ın sağlığı ciddi şekilde bozuldu ve önceki çalışmalarında açık olarak ortaya koyduğu yaratıcı sentezleri destekleyecek gücü bulamadı. Bununla birlikte, başta Almanya ve Rusya olmak üzere çağdaş politika konusunda temel yorumları ortaya koydu. Almanya'da, ardılları Liebknecht ve Bebel'in, birleşik bir sosyalist parti uğruna Lassalle'ın devlet sosyalizmi ile uzlaşmasına, Gotha Programı'nın Eleştirisi'yle karşı çıktı. Vera Zasuliç'le yazışmalarında, Rusya'nın kapitalist gelişme evresini atlayarak, kırsal mir esasına göre komünizmi kurma olasılığından söz ediyordu. Bununla birlikte, Marx, hastalığının peşini bırakmaması nedeniyle Avrupa ve Cezayir'deki kaplıcalara devam etti ve sağlığını kazanmaya çalıştı. Büyük kızının ve karısının ölümü, yaşamının son yıllarını kararttı.

Toplumu anlamamız konusunda Marx'ın katkısı muazzam olmuştur. Onun düşünceleri, kimi ardıllarının diyalektik materyalizm adı altında geliştirdikleri kapsayıcı sistem değildir. Onun yaklaşımının diyalektik niteliği, her şeyin geçici ve açık uçlu olması anlamına geliyordu. Üstelik siyasal eylemci Marx'la ekonomi politikçi Marx arasında çoğu kez bir gerilim vardı. Devrimci hareketin geleceğine ilişkin beklentilerinin pek çoğu, hiç değilse şimdiye kadar, gerçekleşmemiştir. Ancak, toplumdaki ekonomik etkenler üzerinde önemle duruşu ve sınıfların çözümlenmesine ilişkin görüşleri, hem tarih hem de sosyoloji üzerinde çok önemli etkiler yapmıştır.

KAYNAK

Marksist Düşünce Sözlüğü; Yayın Yönetmeni: Tom Bottomore; Türkçe Çeviriyi Derleyen: Mete Tunçay; Çeviri: Uygur Kocabaşoğlu; İletişim Yayınları

Karl Heinrich Marx (Marks)'ın HayatıPrusya Krallığı'na bağlı Trier kentinde yedi çocuklu Yahudi bir ailenin üçüncü çocuğu olarak Karl Heinrich Marx adıyla dünyaya geldi. Babası Heinrich (1777–1838) Aydınlanma düşünürleri Voltaire ve Rousseau'ya hayrandı. Prusya makamları, bir yahudiye hukuk diploması vermeyeceği için Prusya resmi mezhebi Lutherciliği seçti, Hıristiyan oldu. Annesi Henrietta (1788–1863), kardeşleri Sophie, Hermann, Henriette, Louise, Emilie ve Caroline ismindeydi.

Eğitimi

Marx, on üç yaşına kadar evde eğitildi. Trier gymnasium'dan mezun olduktan sonra, 17 yaşında hukuk okumak için Bonn Üniversitesi'ne kayıt yaptırdı. Marx'ın edebiyat ve felsefe okuma isteği babasının gelecekte kendisine ekonomik anlamda bakamayacağı gerekçesiyle reddedildi. Sonraki sene babası tarafından daha saygın bir üniversite olan Berlin'deki Friedrich-Wilhelms Üniversitesi'ne yollandı. Bu dönemde Marx birçok şiir ve hayat hakkında deneme yazmıştır, bu yazılarda üniversitedeki Genç Hegelciler'in ateist düşüncesinin de etkisi görülür. 1841'de "Demokritoscu ve Epikürcü Doğa Felsefesi Arasındaki Farklar" isimli teziyle doktorasını verdi.

Marx ve Genç Hegelciler

Genç Hegelciler, Ludwig Feuerbach ve Bruno Bauer etrafında toplanmış hocaları Hegel'i eleştiren bir grup felsefeci ve gazeteciden oluşuyordu. Hegel'in metafizik çıkarımlarını eleştirmelerine karşın, teolojik boyutundan koparttıkları diyalektik metodu dini ve politikayı analiz etmekte kullanıyorlardu. Bu grubun bazı üyeleri post-Aristo felsefesi ve post-hegelci felsefe arasında bir analoji çizer. Bunlardan biri Max Stirner, Feuerbach ve Bauer'i Biricik ve Mülkiyeti (1845, "Der Einzige und sein Eigenthum") isimli kitabıyla eleştirir, bu ateistlerin soyut kavramları şeyleştirerek dindar bir görünüm kazandığını söyler. Bir Feuerbach takipçisi olan Marx, bu kitaptan etkilenerek Feuerbach materyalizmini terk edip, daha sonra epistemolojik kopuş denilecek kırılmaya yaklaştı. Bundan sonra Stirner ve Feuerbach'ı eleştirdiği ve tarihsel materyalizm kavramının temellerini attığı Alman İdeolojisini (1846 Die Deutsche Ideologie) yazar, ancak bu kitabı yayımlayamaz.[1]

1843 Ekim ayının son günlerinde Marx Paris, Fransa'ya gitti. 28 Ağustos 1844 tarihinde Fransanın ünlü bir kafesinde (Café de la Régence) hayatının ve tarihin en önemli dostluklarından biri kurulur, Marx Friedrich Engels ile tanışır. Engels'in Paris'e gelmesinin en önemli sebebi Marx'la tanışmaktır, daha önce bir sefer 1842 yılında Marx'ın çıkardığı Rheinische Zeitung gazetesinin ofisinde karşılamışlardır.[2] Engels Marx'a en önemli eserlerinden birini gösterir "1844 Yılında İngiltere'de İşçi Sınıfının Koşulları.[3]" Paris o dönemde İngiliz, Alman ve İtalyan devrimcilere ev sahipliği yapıyordu, aynı şekilde Marx da Arnold Ruge ile çalışmak için Paris'e gelmiştir, ikili Deutsch–Französische Jahrbücher gazetesini Şubat 1844'te bir defa çıkarabilir.[4]

Bu gazetenin başarısızlığından sonra Marx, Paris'teki en radikal Alman gazetesine yazar, Vorwärts, hatta bu gazete Avrupa'daki en önemli radikal gazete sayılabilir. Marx genellikle Hegel üzerine yazar, Yahudi Sorunu Üzerine isimli makalesi için çalışır. Fransız Devrimi ve Proudhon'u inceler[5], proleterya üstüne düşünmeye başlar.

Bauer'e bir cevap niteliği taşıyan ve Genç Hegelciler'e olan mesafesini belirlediği Yahudi Sorunu Üzerine yayımlanır. Bu makale sivil haklar ve insan hakları ve politik özgürleşme kavramlarının eleştirisini içermekle birlikte, Yahudilik ve Hıristiyanlığa da sosyal özgürleşme noktasından önemli eleştiriler getirir. Engels, Marx'ın çalışma alanlarını işçi sınıfının durumu ve iktisat konularına yoğunlaştırmasında yardımcı olur. 1844 Elyazmaları'nda bunun ilk örnekleri yer alır, ancak bu yazılar 1930'lara kadar yayımlanmadan kalır. Bu elyazmaları temel olarak kapitalizmde insan emeğinin yabancılaşmasının olgusal analizini içerir.

Ocak 1845'te Vorwärts, Prusya Kralı Frederick William IV'e gerçekleştirilen suikast girişimine olan desteğini açıkça belirtince Marx ve arkadaşlarına Paris'i terk etmeleri emredilir. Engels'le birlikte Brüksel,Belçika'ya geçerler.

Marx bundan sonra kendini Alman İdeolojisi'nde temellerini attığı tarih çalışmasına ve tarihsel materyalizm görüşüne adar. Bu görüşün temel savı "İnsanların varlığını belirleyen onların bilinci değil, tersine onların bilincini belirleyen onların toplumsal varlığıdır." olarak özetlenebilir. Marx artık tarihi "üretim ilişkilerine bağlı olarak" ele almaya başlar ve mevcut endüstriyel kapitalizmin kaçınılmaz çöküşü üstünde çalışır. Bu dönem, daha sonra akademisyenlerin ayırdığı, Feuerbach etkisi görülen Genç Marx'tan kopuş dönemidir.

1847 yılında yazdığı Felsefenin Sefaleti, Pierre-Joseph Proudhon ve Fransız sosyalist düşüncesine bir eleştiri ve cevap niteliği taşır. 21 Şubat 1848 tarihinde, Komünist Birlik ve Avrupa'daki bazı komünist grupların manifestosu olarak Marx ve Engels'in en ünlü çalışması Komünist Manifesto yayımlanır.

1848 yılı Avrupa'da köklü devrimlerin başgösterdiği bir yıldır. Marx yakalanır ve Belçika'dan sınır dışı edilir. Radikal hareketlerin Fransa'da güçlenmesiyle Marx tekrar Paris'e davet edilir, geri dönerek devrimci hareketlere tanıklık eder.

1849 yılında tekrar Almanya'ya (Cologne geri döner ve Neue Rheinische Zeitung gazetesini çıkarmaya başlar. Bulunduğu sürede iki defa mahkemeye verilir, ikisinden de beraat eder. Gazeteye baskının artması sonucu Paris'e döner, buradan da yollanır ve en sonunda Londra'ya iltica eder.

Londra

Mayıs 1849'da ömrünün sonuna kadar kalacağı Londra'ya yerleşir. 1851'de New York Herald Tribune gazetesinde muhabir olarak çalışır. 1855'te oğlu Edgar'ı tüberkülozdan kaybeder.[6] Parasızlıktan ve kötü yaşam koşullarından dolayı politik ekonomi üstündeki çalışması çok ağır ilerlemesine rağmen 1857'de sermaye, özel mülkiyet, ücretli emek ve devlet üstünde yazdığı 800 sayfalık çalışma vardır. 1858'de çalışmalarını topladığı Grundrisse ancak 1939 yılında yayımlanacaktır. Yayımlanan ilk ciddi iktisadı çalışması Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı adı altında 1859 yılında olur. Adam Smith ve David Ricardo'nun teorilerini tartıştığı Artı-Değer Teorileri 1862-63 arası el yazmalarından oluşur. Bu çalışma da ancak ölümünden sonra yayımlanır. Bu iki çalışma da Kapital'in ön çalışmalarını ve çeşitli bölümlerini içerir. 1867'de dev çalışması, kapitalist üretim sürecini analiz ettiği Kapital'in ilk cildi yayımlanır. İkinci ve üçüncü cildi üstünde çalışmalarını sürdürür ancak bu ciltler ölümünden sonra Engels tarafından yayımlanabilir.

Kapital'in dev bir araştırma ve analiz olması, Marx'ın sürdüğü sefalet bu eserin tamamının yayımlanmasını geciktirmiştir. Bunların dışında zamanının ve enerjisinin önemli bir kısmını Birinci Enternasyonal'e ayırması da yazma sürecinin ağır işlemesine sebep olmuştur. Kongrenin düzenlenmesinde aktif olarak görev alan Marx, kongrede de Mikhail Bakunin önderliğindeki anarşist sol akım ile ciddi fikir ayrılıkları ve çatışmalar yaşamıştır. 1872'de gerçekleşen Lahey Kongresi'nde Bakunin'in Marx'ın fikirlerini otoriter olarak değerlendirmesiyle iki grup arasında büyük çekişmeler yaşanmış, sonunda Bakunin ve anti-otoriter çevreler kongreden ihraç edilmiştir. Paris Komünü sırasında yaşananlar, bu kongredeki fikir ayrılıklarının da önemli bir bölümü buradan kaynaklanır, Marx'ı da derinden etkilemiş ve Fransa'da İç Savaş makalesiyle Paris Komünü'nü savunmuştur.

Marx'ın sağlığı son on yılda gittikçe bozulmaya başlamıştır, bu yüzden önceki yıllarında gösterdiği üretkenliği sağlayamamıştır. 1875'te yayımlanan Gotha Programı'nın Eleştirisi devrim stratejisi, proleterya diktatörlüğü, kapitalizmden komünizme geçiş ve işçi sınıfı partisi konularını ele alır. "Herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinmesine göre" prensibinin komünist toplumunun sloganı olması gerektiği bu kitapta yer alır.

Aile Hayatı

Karl Marx, bir Prusya baronunun eğitimli kızı Jenny von Westphalen ile evliydi. Marx ve Westphalen ailelerinin istememesi yüzünden bu beraberlik önceleri saklı kalmıştır, ama daha sonra çift 19 Haziran 1843 tarihinde evlenmiştir.

Aile, 1850'li yıllarını yokluk içerisinde Londra'nın Soho semtinde bulunan üç odalı bir evde geçirmiştir. Marx ve Jenny'nin bu yıllarda dört tane çocuğu vardı, daha sonra Jenny üç çocuk daha doğurmuştur, fakat yedi çocuktan sadece üç tanesi hayatta kalarak ergenliğe erişebilmiştir. Manchester'da aile işini yürütmekte olan Engels, bu yıllarda Marx'ın en büyük maddi destekçisidir. New York Daily Tribune'de muhabir olarak çalışan Marx, buradan da bir miktar para almıştır. Aile, Jenny'e 1856 yılında kalan miras sayesinde gene Londra civarında görece sağlıklı bir yere taşınmıştır. Marx hemen hemen bütün hayatını kıt kanaat geçirmiştir, yokluk peşini hiçbir zaman tam olarak bırakmamıştır.

Marx'ın çocuklarının isimleri şunlardır: Jenny Caroline (Longuet; 1844–1883); Jenny Laura (Lafargue; 1846–1911); Edgar (1847–1855); Henry Edward Guy ("Guido"; 1849–1850); Jenny Eveline Frances ("Franziska"; 1851–1852); Jenny Julia Eleanor (1855–1898) ve Temmuz 1857'de henüz ismi konulmadan hayatını kaybeden bir bebek.

Ölümü

Aralık 1881 de karısı Jenny'nin ölümünden hemen sonra Marx'ın da sağlığı bozulmuş, son on beş ayını katar hastalığıyla geçirmiştir. Bu hastalık bronşit ve plöreziye yol açmış, Karl Marx 14 Mart 1883 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Öldüğünde uyruksuzdur[7]. Londra'daki mezartaşının üst bölümünde Komünist Manifesto'nun son cümlesi büyük harflerle yazar[8]:

"Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!"

Alt bölümünde ise Feuerbach Üzerine Tezler'in 11. bölümünün sonu yer alır:

"Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir."

Mezartaşı Büyük Britanya Komünist Partisi tarafından, özgün haline de saygı gösterilerek alçak gönüllü bir mimariyle, 1954 yılında bir anıt haline getirilmiştir[9]. 1970'de el yapımı bir bombayla bu anıtı yok etmek amacıyla başarısız bir girişim olmuştur.[10]

Cenazesinde Wilhelm Liebknecht ve Friedrich Engels gibi Marx'ın yakın arkadaşları konuşma yapmıştır. Engels'in konuşması şu cümleleri içerir[11]:

"14 Mart günü, öğleden sonra üçe çeyrek kala, yaşayan düşünürlerin en büyüğü artık düşünmez oldu. Ancak iki dakika yalnız bıraktıktan sonra, odaya girince, onu koltuğunda rahat rahat, ama sonsuzluğa dek, uyumuş bulduk."

Engels ve Liebknecht dışında Charles Longuet ve Paul Lafargue de cenazeye katılmıştı. Liebknecht Almanca, Longuet Fransızca birer konuşma yapmış, Fransa ve İspanya'daki işçi partilerinden gelen iki telgraf okunmuştur. Engel'in konuşmasıyla da toplam 11 kişi bulunan cenaze töreni tamamlanmıştır.

Marx'ın kızı Eleanor da babası gibi komünist oldu ve onun çalışmalarının düzenlemesini yaptı.  

KAYNAK

[1] Louis Althusser bu kitabın Marx'ın kuramsal geişiminde bir kırılma noktası olduğuna işaret eder bkz: Genç Marx, Antonio Gramsci'nin de içinde bulunduğu ilk iki Marksist kuşak bu kitabı okuyamamıştır
[2] Francis Wheen Karl Marx: A Life, sayfa. 75
[3] Mansel, Philip: Paris Between Empires, sayfa.390 (St. Martin Basımevi, NY) 2001
[4] Mansel 2001, s.389
[5] Mansel 2001, s.390.
[6] McLellan, D. (1973) Karl Marx: His Life and Thought, Basingstoke: Macmillan, sayfa. 274.
[7] McLellan, D. (1973) Karl Marx: His Life and Thought, Basingstoke: Macmillan,s. 451.
[8] Mezartaşının fotoğrafına bakınız.
[9] Francis Wheen Karl Marx: A Life, New York: Norton date=2002 basımı giriş bölümü
[10] Camdennewjournal.co.uk Mezar haydutlarının girişimi.
[11] Engels'in Marx'ın mezarı başındaki konuşmasının tamamı.

Karl Heinrich Marx (Marks)'ın FelsefesiMarksizm aynı zamanda bir praksis felsefedir. Ölümünden sonra Lenin, Mao, Stalin ve Troçki gibi liderler Marksizmi çeşitli şekilde yorumlamışlar ve bu yorumların sonucu ortaya koydukları hareketler Leninizm, Maoizm gibi isimlerle adlandırılmıştır.

Marx'ın felsefesinin dayanak noktası insanın doğası ve toplum içindeki yeridir. Hegelci diyalektiğin yardımıyla insan doğasının değişmezliği kavramını reddeder. Burada kastedilen insan doğası, fizyolojik ihtiyaçlar değil insanın toplum içinde yarattığı hareket ve davranış biçimidir. Bunu da "tarihsel süreç" ve "doğa" kavramlarını bir arada ele alarak yapar. Sosyal koşulların davranışı belirlemesi, doğanın insanın davranışını belirlemesinden önce gelir. Ama bu insan doğasının varlığını reddetmez, yabancılaşma teorisi bunun üstüne kurulur. İnsan emeği kaçınılmaz olarak doğal bir kapasite kapasite gerektirir ama bu da insan bilincinin aktif rolüne sıkıca bağlıdır:

"Örümcek, işini dokumacıya benzer şekilde gördüğü gibi, arı da peteğini yapmada pekçok mimarı utandırır. Ne var ki, en kötü mimarı en iyi arıdan ayıran şey, mimarın, yapısını gerçekte kurmadan önce, onu imgesinde kurabilmesidir." (Kapital, 1. Cilt, Üçüncü kısım, 7. bölüm, 1. Kesim)

Marx'ın tarih analizi, tarım toplumlarında toprak ve kürek, sanayi toplumunda madenler ve fabrikalar olarak sayılabilen yani bir malın üretimi için doğrudan gerekli üretici güçler ve bu üretim araçlarını kullanan insanların kurduğu sosyal ve teknolojik ilişkileri tanımlayan üretim ilişkileri arasındaki ayrıma dayanır. Bu ayrım ve bağ üretim biçimini oluşturur. Marx, Avrupa'da üretim biçiminin değişmesiyle birlikte feodalizmden kapitalist üretim biçimine geçildiğini söyler. Marx üretici güçlerin, üretim ilişkilerinden daha önce geldiğini ve daha hızlı değiştiğini söyler.

"Felsefenin Sefaleti" çalışmasında bu durum şöyle yer alır:

"Toplumsal ilişkiler, üretici güçlere sıkı sıkıya bağlıdırlar. Yeni üretici güçler sağlamak için, insanlar, kendi üretim biçimlerini değiştirirler; kendi üretim biçimlerini değiştirmek, yaşamlarını kazanma yollarını değiştirmek için de, bütün toplumsal ilişkilerini değiştirirler. Yeldeğirmeni size feodal beyli toplumu verir; buharlı değirmen ise, sınai kapitalistli toplumu."

Marx toplumdaki sınıfların bu üretim biçimlerine bağlı olarak oluştuğunu söyler. Bir sınıfı oluşturan insanlar kendi istekleri yahut bilinçleriyle bir araya gelmiş değildir. Her sınıfın da kendi çıkarına farklı bir isteği vardır, bu da toplumda çatışmaya yol açar.

İnsanlık tarihinin en kalıtımsal özelliği sosyal sınıfların çatışmasıdır:

"Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir."

Marx insanların kendi emek gücü ve bunla olan ilişkisiyse de ilgilendi. Yabancılaşma sorunu özellikle Genç Marx'ın ilgilendiği bir alandır. Kapitalist sistemde insanın kendi doğasına yabancılaşmasıyla, hem kendi emeğine hem üretim sürecine hem de sosyal ilişkilerine karşı yabancılaşır. Kapital'de yerini daha ayrıntılı biçimde tanımladığı meta fetişizmine bırakır.

Yanlış bilinç de Marksist terminoloji içinde önemli bir yere sahiptir. İdeoloji kavramıyla oldukça yakından bağlantılıdır ve onu olumsuzlar. Üretim araçlarına sahip sınıf, aynı zamanda kendi dünya görüşünü de alt sınıflara pompalar. Böylece proleterya kendi çıkarının nerede olduğunu göremez, düzeni değiştirme şansının olmadığını düşünür. Olayları devrimci bir düşünceden uzak olan din veya insan çerçevesinden görür.

Marx, "Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı"da şöyle der:

"Dinsel üzüntü, bir ölçüde gerçek üzüntünün dışavurumu ve bir başka ölçüde de gerçek üzüntüye karşı protesto oluyor. Din ezilen insanın içli ezgisini, kalpsiz bir dünyanın sıcaklığını, tinin dıştalandığı toplumsal koşulların tinini oluşturuyor. Din, halkın afyonunu oluşturuyor."

Marks'ın Tarih Anlayışı

Marx'ın tarihsel materyalizm kuramı toplumun her zaman ana olarak maddi koşullara göre, burada üretim ilişkileri ve buna bağlı olarak ekonomi sistemin dinamiğidir, belirlendiğini iddia eder. İnsanlar ilk olarak birbirleriyle "yaşamak için her şeyden önce içmek, yemek, barınmak ve giyinmek" gibi gereksinmeleri karşılamak için ilişkiye girer. Marx ve Engels, Batı toplumlarının gelişmesini ve geleceğini şu beş zincirleme aşamada tanımlar:

İlkel komünizm: Avcı ve toplayıcı dönemde, paylaşılan mülkiyete ve ilkel demokrasiye dayanan kooperatif aşiretler, kabileler.

Kölelik: Toplumun kabileden şehir devlete geçtiği, köleliğin, özel mülkiyetin ve aristokrasinin doğduğu, tarımın yaygın olduğu dönem.

Feodalizm: Kralın da dahil olduğu aristokrasinin yönetici sınıf haline geldiği, dinin önemli bir yer tuttuğu üçüncü dönem.

Kapitalizm: Burjuva sınıfının yönetici, proletaryanın da ezilen sınıf olduğu, parlamenter demokrasinin yaygın politik sistem, piyasa ekonomisinin işlediği ve üretim araçlarına ağırlıkla özel mülkiyetin sahip olduğu dönem.

Komünizm: İşçilerin devrim yaparak kapitalistleri kovduğu ve devletsiz, sınıfsız, mülkiyetsiz bir toplumun yarattıkları beşinci dönem.

Marks'ın Politik Ekonomisi

Marx'a göre, insanın kendi emeğine yabancılaşması (meta fetişizmine dönüşen sürec), kapitalizmin en belirgin niteliğinden biridir. Kapitalizmden önce, Avrupa'da var olan piyasalarda üreticiler ve tüccarlar mal alıp satardı. Kapitalist üretim tarzının gelişmesiyle birlikte emeğin kendisi bir mal (meta) halini almıştır. İnsan artık yaptığı ürünü değil, kendi emek gücünü belirli bir ücret karşılığında anlaşarak satmaktadır. Emek gücü, insan yaratımı özelliğinden bağımsızlaşarak, tamamiyle alınıp satılabilen sistemin devamlılığını sağlayan bir araç haline gelmiştir. Emek gücünü satmak zorunda olanlara proletarya, bu emek gücünü satın alan, genellikle mülk ve üretim teknolojisine sahip kişilere de burjuva denir. Proleterler, kapitalistlerden sayıca ve kaçınılmaz olarak fazladır.

Marx, endüstriyel kapitalistlerin tüccar kapitalistlerden ayrıldığını söyler. Tüccar bir piyasadan bir malı alır ve diğer bir piyasada, piyasadaki arz ve talep kanunlarına bağlı olarak, daha yüksek bir fiyattan satar. Böylece bir arbitraj oluşturur. Öte yandan kapitalistler, üretilen maldan bağımsız olarak emek piyasası ile piyasa arasındaki farklılıktan yararlanır. Marx, her başarılı endüstrinin birim maliyeti girdisi ile birim fiyatı çıkışı arasında fark bulunduğunu söyler. Bu farklılık artı değer olarak adlandırılır ve bu artı değer kaynağını işçinin ürettiği artı emekten alır, bu el konulan artı değer kapitalist karın esas bölümünü oluşturur.

Marx ve Engels, Komünist Manifesto'da burjuvanin tarihte daha önceden görülmemiş devrimci bir rol oynadığını söyler, ama bu kapitalist üretim sürecinin yaşayacağı krizleri bütünüyle engelleyebilecek güçte olduklarını göstermez. Teknolojinin sürekli gelişmesi, ekonominin büyümeye endeksli olması ve karın arttırılması gereği kapitalizmi periyodik krizlere mahkum eder. Bu büyüme, kriz ve tekrar büyüme süreci sonunda ciddi bir krizle karşı karşıya kalacaktır, aynı zamanda bu süreçte kapitalist sürekli zenginleşmeye çalışacak, işçi de gittikçe güçsüzleşecektir (çünkü artı değeri oluşturan artı emektir). Sonunda proletarya üretim araçlarına el koyacak ve herkese eşit biçimde dağıtacaktır. Uzlaşmak ihtimali mümkün değildir, çünkü kapitalist sistemde bu uzlaşmanın sınıf farklılığını ortadan kaldırma şansı yoktur. Aksine kapitalistler önceki avantajlı durumunu devam ettirmek için şiddete başvuracaktır. Bu geçiş sürecinde iyi organize olmuş devrimci bir gücün ortaya çıkıp idareyi ele alması gerekir.

Marx Gotha Programı'nın Eleştirisi'nde şöyle yazar:

"Kapitalist toplum ile komünist toplum arasında, birinden ötekine devrimci dönüşüm dönemi yer alır. Buna da bir siyasal geçiş dönemi tekabül eder ki, burada, devlet proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olamaz."


 
Karl Heinrich Marx (Marks)'ın Etkilendiği KişilerKarl Marx üzerinde etkili olanlar kısaca şöyle sıralanabilir:

- Georg Wilhelm Friedrich Hegel diyalektik metodu ve tarih anlayışı, (Alman felsefesi)
- Adam Smith ve David Ricardo politik ekonomisi, (İngiliz iktisadı)
- Jean-Jacques Rousseau başta olmak üzere Fransız eşitlikçi ve sosyalist düşünce, (Fransız politikası)
 
Marx tarih ve toplumun bilimsel bir metodla birlikte ele alınması gerektigine inanırdı. Marx'ın tarih anlayışı, tarihsel materyalizm olarak tanımlanır Engels ve Lenin de bunu diyalektik materyalizm olarak ele alır, Hegel'in gerçeklik ve tarihin diyalektik biçimde ele alınması gerektiği düşüncesinden oldukça etkilenmiştir. Fakat Hegel'in düşüncesi bu diyalektigin temeline idealizmi oturttuğundan dolayı, Marx tarafından eleştirilmiştir, Engels "Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı"da Marx'a atıfla şöyle yazar:

"Tarihte bir iç gelişme, zincirleme bir iç bağlantı olduğunu tanıtlamayı deneyen ilk adam Hegel'dir, ve onun tarih felsefesindeki birçok şey, bugün bize ne kadar tuhaf gelirse gelsin, onu izleyenleri, hatta ondan sonra tarih üzerinde genel muhakemeler yürütmeye kalkışanları kendisiyle kıyasladığımızda, temel anlayışının yüce niteliği bugün de hayranlığa layıktır. Phénoménologie'sinde, Estetik'inde, Felsefe Tarihi'nde, her yere tarihin bu yüce anlayışı girer, ve her yerde konu, tarihsel tarzda, soyut olarak baş aşağı edilmiş olsa da, tarih ile belirli ilişkisi içinde incelenir."

Popüler ifadeyle Marx, baş aşağı duran Hegel'i ayakları üstüne koyar.

Marx'ın Hegel'in idealizmini reddetmesinde ve materyalist diyalektiği benimsemesinde Ludwig Feuerbach da etkili olmuştur. Feuerbach ve arkadaşları, Tanrı'nın insan yaratımı olduğunu söyler ve diyalektik metodu teolojik boyutundan kopararak dini ve politikayı analiz etmekte kullanır. Marx da bu dünyanın insanlardan herhangi bir "gerçek" şeyi sakladığına katılmaz, aksine din ve idealizm tarihsel ve sosyal olarak insanların kendi gerçek konumlarını açıkça görmesini engeller. Genç Hegelciler'den koptuktan sonra Feuerbach'ı eleştirir fakat bu etkilenme boyutunun olmadığı anlamına gelmez.

Marx, her ne kadar Jean Jacques Rousseau'ya nadir göndermeler de bulunsa da, Rousseau özel mülkiyete ciddi biçimde ilk saldırıyı yapan ve eşitlikçi düşünceye katkıda bulunan önemli bir filozoftur ve bu konularda Marx'ın düşüncesini oluşturmasında etkili olmadığını söylemek oldukça zordur. Marx ütopik olarak nitelendirmesine rağmen Charles Fourier ve Saint-Simon gibi sosyalist düşünürlerin görüşlerinin önemini de reddetmez:

"Ama bu sosyalist ve komünist yayınlar, eleştirel bir öğe de içerirler. Bunlar mevcut toplumun bütün ilkelerine saldırırlar. Bu yüzden işçi sınıfını aydınlatacak en değerli malzemelerle doludurlar." (Komünist Manifesto)

Karl Heinrich Marx (Marks)'ın Etkilediği KişilerMarx ve Engels'in çalışmaları, toplum ve tarihin kompleks analizini sunan birçok başlıktan oluşur. Karl Marx'ın görüşleri, özellikle ölümünden sonra, Marksizm genel başlığı altında incelenir ve tartışılır. Ama Marksistler arasında Marx'ın yazılarının nasıl yorumlanması ve varolan olaylara ve durumlara nasıl uyarlanması gerektiği konusunda çeşitli ciddi tartışmalar vardır. Hatta bu tartışmalar henüz Marx hayattayken ortaya çıkmıştır, Marx 1883 yılındaki ölümünden önce hem Paul Lafargue hem de Fransız işçi lideri Jules Guesde'yi "devrimci deyim tüccarı" olmakla suçlamıştır. Fransa partisi reformist ve devrimci olarak ikiye bölündükten sonra, devrimcinin lideri Jules Guesde Marx'tan emir almakla suçlanmış, Marx da Lafargue'ye "Eğer Marksizm buysa, ben Marksist değilim" demiştir. ("Ce qu'il y a de certain c'est que moi, je ne suis pas Marxiste", bu söz Engels'in Eduard Bernstein'e yolladığı 2-3 Kasım 1882 tarihli mektubunda geçer.)

Genel olarak, Marksist sözü Marx'ın kavramsal dilini ("üretim biçimi", "sınıf savaşı", "meta fetişizmi" gibi) kapitalist ve diğer toplumları anlamak için kullanan ya da işçi devriminin komünist topluma geçişi sağlayan tek araç olduğuna inanan kişiler için sarf edilir. Marx'ın kuramının genelini ya da bir kısmını kabul edip bütün akıl yürütmelerini kabul etmeyen kişilerin nasıl adlandırılacağı da tartışma konusudur.

Marx'ın ölümünden 6 yıl sonra ilk kongresi yapılan İkinci Enternasyonal, politik hareket için önemli bir merkez oluşturdu. Büyük işçi partilerinin, özellikle Marksist Almanya Sosyal Demokrat Partisi, katılımıyla Birinci Enternasyonal'den daha başarılı oldu. Bazı üyelerin Eduard Bernstein'in ortaya attığı evrimsel sosyalizm teorisine ilgi duymaya başlaması ve patlak veren 1. Dünya Savaşı 1914'te bu Enternasyonalin sona ermesine yol açtı.

Vladimir Lenin önderliğinde Marksist Bolşevikler'in Ekim Devrimi ile Rusya'da iktidarı ele alması dünya çapında büyük bir yankı yarattı. Moskova'da Mart 1919'da kurulan "Üçüncü Enternasyonalin amacı tüm dünyada Komünist partilerin kurularak uluslararası proleter devrimine yahut dünya devrimine yardım etmeleriydi.

Marx, komünist devrimin Fransa, Almanya ve İngiltere gibi ileri derecede sanayileşmiş ülkelerden başlayacağını düşünüyordu. Lenin ise emperyalizm çağında "eşitsiz ekonomik ve siyasal gelişme yasasına" bağlı olarak, Rusya'nın eski bir tarım ülkesi olmasına rağmen aynı zamanda emperyalizmle ilişkili olarak endüstriyel sıkıntıları yaşayan bir ülkede zincirin en zayıf halkasından kopacağını, böylece "geri kalmış" diye tabir edilen bir ülkede devrimin gerçekleşmesinin olanaklı olduğunu, bu toplumun yaktığı devrim ateşinin Avrupa'nın endüstriyel toplumlarına da sıçrayacağını söyledi.

Marx ve Engels, Komünist Manifesto'nun 1882 tarihli Rusça baskısına yazdıkları önsöz bu konuda ışık tutucudur:

"Şimdi sorun şudur: Büyük çapta zayıflamış olsa bile, gene de, ilkel bir ortak toprak sahipliği biçimi olan Rus obşina'sı, doğrudan doğruya komünist ortak mülkiyetin üst biçimine geçebilir mi? Ya da tersine, ilkönce Batının tarihsel evrimini oluşturan aynı çözülme sürecinden mi geçmelidir?

Buna bugün verilebilecek tek yanıt şudur: Eğer Rus Devrimi, Batıdaki bir proleter devriminin habercisi olur, ve bunlar, böylelikle, birbirlerini tamamlarlarsa, Rusya'daki mevcut ortak toprak sahipliği, komünist bir gelişmenin başlangıç noktası olabilir."

Marx'ın sözleri Lenin için bir başlama noktasını oluşturdu, Troçki ve Eski Bolşevikler ile birlikte yürüttüğü Rus devriminin "Batıdaki bir proleter devriminin habercisi" olması gerektiği düşüncesi Komintern'in de amacıydı (dünya devrimi). Bu bağlamda Komintern'in ilk kongredeki resmi dilinin Almanca olması ve Lenin'in devrim sırasında yoğun olarak Alman ajanlığıyla suçlanması tesadüf değildir. Daha sonra Batı'da devrim hareketlerinin başarısızlığa uğraması ve diğer devletlerin Sovyetler'e cephe almasından sonra Stalin'in öne sürdüğü "tek ülkede sosyalizm" Sovyetler Birliği'nde hakim görüş haline geldi. Stalin yönetimine muhalefetini sürdüren Leon Troçki ve yandaşları Dördüncü Enternasyonal'i 1938 yılında örgütledi.

Çin'de Mao Zedung Marx'a bağlıluğını dile getirmekle beraber komünist devrimde öncü rolü sadece işçilerin değil köylülerin de oynayabileceğini söyledi. Henüz köylü toplumlarda işçi sınıfı tam oluşmadığı için feodalizme karşı gelen köylüler de komünist bir düzenden yana tavır koyabilirdi. Marx'ın temel görüşlerinden farklı olsa da Marksist-Leninist çizgiye daha yakın olan bu düşünceler Yeni Demokratik Devrim teorisiyle dile getirmiştir. Mahir Çayan bu konuda şöyle der: "Mao'nun bu katkısının özlerini ve temel unsurlarını Lenin'de de görmekteyiz. Fakat Marksizm-Leninizmin bu son derece önemli iki ilkesi (milli demokratik devrim ve proleter kültür devrimi), en mükemmel şekillerini Mao'nun siyasi pratiği içinde almışlardır."

1923 yılında Almanya'da Marksistlerin kurduğu Toplumsal Araştırma Enstitüsü de Marksist disiplininin eleştirisinde önemli bir rol oynamıştır ve bu enstitünün bir düşünce akımı olarak ifade edilmesine Frankfurt Okulu denmiştir. Theodor Adorno, Max Horkheimer, Walter Benjamin, Herbert Marcuse, Jürgen Habermas önde gelen temsilcileri arasında yer alır ve bu okulun genel yaklaşım biçimi eleştirel teori olarak adlandırılır. Bu okul Ortodoks Marksizme karşı çıkmış ve sınıf bilinci ve ekonomik belirlenimcilik konularında çarpıcı eleştiriler getirmiştir. Bazı Marksistler de bu okulu Marksizmi pratiğinden soyutlayıp sadece bir akademik disiplin alanına çekmekle suçlamışlardır. Frankfurt Okulu'yla birlikte olmamakla beraber aynı dönemde yaşayan Antonio Gramsci Marksizm'e önemli açılımlar kazandırmıştır.

Karl Heinrich Marx (Marks)'a Yönelik EleştirilerKarl Marx ve Marksizm konusundaki eleştiriler çoğunlukla Sovyetler Birliği pratiği üzerinde yoğunlaşır. Marx'ın kapitalizm ve ekonomik analizi için yapılan eleştiri oranı komünizm ve Sovyetler Birliği konusunda yapılan eleştiri oranının oldukça altındadır. Marx'ın ortaya koyduğu artı değer, değişim değeri ve sermaye tanımları iktisatta doğru kabul edilir.

Kapitalizm savunucularının birçoğu refahın üretimi ve dağıtımının sosyalizm ya da komünizmden daha etkili ve adil olduğunu savunur. Marx ve Engels'in belirttiği zengin ve fakir arasındaki uçurumun sadece vahşi kapitalizm dönemine ait geçici bir sorun olduğu belirtirken, insan doğasının kişisel çıkara ve sermaye biriktirmesine daha yakın olduğunu kapitalizm dışında bir ekonomik sistemin bu duruma uygun olmadığını söyler. Avusturya Okulu iktisatçıları da Marx'ın emek değer kuramını eleştirir. Ayrıca Sovyetler Birliği'nin çöküşü, Berlin Duvarı'nın yıkılışı Marksizmin popülaritesini ve dünya çapındaki marksist görüşlerin etkisini azaltmıştır.

Friedrich Hayek Serfliğe Giden Yol kitabında sosyalist bir ekonomide iletişim problemlerinin oluşacağını, Leninist dönemde de bunların olduğunu ve bu problemlerin üretim sürecinde bir tıkanmaya yol açacağını söyler. Hayek'in takipçileri de Leninist dönemde veya Britanya'da 1939'dan 1951'e kadar olan savaş demokrasisi döneminde oluşan kıtlıklara dikkat çeker ve bunun adaletsizlik yarattığını ekler.

Bazı eleştiriler de tarihsel materyalizm kavramı konusunda toplanır. Yazılı tarihteki olayların ve sınıfların üretim biçimlerinden kaynaklandığını söyleyen bu görüşü eleştirenler "Üretim biçimi nereden gelir?" biçiminde bir soru yöneltir.

Murray Rothbard şöyle der:

"Marx hiçbir zaman bu soruya bir yanıt vermeye çalışmamıştır, aslında veremezdi de çünkü teknolojik değişimleri ya da teknoloji devletini bir insana, bireye atfederse bütün sistemi çöker. Böyle bir durumda insanlık bilinci ya da birey bilinci üretim biçimini belirleyen faktör olur ve başka bir yol da mümkün değildir."

Ancak Marx "Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı" da şöyle der:

"Varlıklarının toplumsal üretiminde, insanlar, aralarında, zorunlu, kendi iradelerine bağlı olmayan belirli ilişkiler kurarlar; bu üretim ilişkileri, onların maddi üretici güçlerinin belirli bir gelişme derecesine tekabül eder."

Marx burada bu üretim biçimlerinin insanın "kendi iradelerine bağlı olmayan" bir biçimde geliştiğini söyler ve bu gelişmenin sosyal doğasını açıklar.